Asi Tuba!

Tuba Büyüküstün Söyleşi

"Aşkın Gelgitlerinden Yoruldum"


Tuba Büyüküstün: 'Oyunculuk yapmayı seven 26 yaşında bir insan olduğunu' söylüyor. Sadece bir insan... Güzel oyuncunun tek derdi sevdiği işi yapabilmek ve de güvenebileceği bir aşk yaşamak.

Zor biri Tuba Büyüküstün. Mütevazı, elinden geldiğince samimi ama zor. Kendine sakladığı, kelimelere dökemediği çok şey var içinde. Bu biraz doğasından, biraz da son birkaç yıldır, yani ünlü olduğundan bu yana yaşadıklarından.

Sürekli kontrollü olma hali o kadar önce çıkmış ki sanki yaptığı her şeyin sonrasını düşünüyor. Nasıl bir aile yapısından geldiğini anlamak adına anne babasını mesleğini soruyorum, söylemiyor. Aşktan söz ediyoruz örneğin, insanın hayata kaç tane sahici aşk sığdırabileceğinden.

"Kaç kez sahiden aşık oldun" diyorum, susuyor. Hatta basın danışmanı giriyor devreye; "Şimdi bunu söylerse gazeteler alıntı yapar, yanlış anlaşılır" diyor.

Başlarda sorulara genellikle; "Olabilir, bilmiyorum, evet öyle, herhalde, tabii tabii, yoo" cevapları veriyor. Sonra sonra biraz daha uzun cümleler kurmaya başlıyor. "Kendime karşı biraz acımasızım galiba. Çok fazla kendimi suçlarım bir sorun olduğunda" diyerek önündeki keki kemirirken gözlerini kocaman açarak anlaşılmayı bekliyor. "Doğarken annemi çok uğraştırmamışım" diyor ama 80 darbesi sonrası sokağa çıkma yasağı varken hayata gelmeye karar veriyor.

Annesi Handan Hanım gece 12'den sonra hastaneye gitmeye çalışıyor. Tek çocuk olarak çocukluğu çok zor geçiriyor. Anne baba çalışıyor ve Tuba hep yalnız kalıyor, yalnızlığını kimseyle paylaşmıyor. Dolayısıyla kendini açmakta biraz cimri olduğunu söylüyor. Çok şükür bu ilerleme kaydetmiş haliymiş. Özellikle oyunculuk döneminde aşmış o sorunları.

"Eskiden tanımadığım insanlarla hiç konuşmadığım zamanları biliyorum. Yaşıtım bile olsalar... Güven problemimi dersin artık. Bir de çok fazla utangaçtım. Onun da etkisi var" diyor.

Lisede Fen, Matematik okuyor Tuba. Genetik Mühendisi olmak istiyor. Sonra birgün çizim kursuna giden bir arkadaşının peşine takılıyor ve kendini Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Dekor Kostüm Bölümü' nde buluyor. Baba Serdar Bey hobi olarak resim yapıyor. Baba tarafından resim ve müzikle uğraşanlar var ama o kadar. Anne baba tedirgin olsalar da destekliyorlar kızlarını. Mimar Sinan'a sınav kayıtları için gittiği zaman resim atölyelerini dolaşıyor Tuba. Şans bu ya o sırada katolog çekimi var okulda. "Sesler geldi uzaktan; 'Bakar mısınız' diye. 'Sizin de fotoğrafınızı çekebilir miyiz' dediler. 'Hoşlanmıyorum fotoğraf çekinmekten derken bir şekilde ikna ettiler. Orada ayak üstü makyaj yapıp çekime soktular" diye anlatıyor sekiz yıl öncesini Tuba. Kataloglar, Gaye Sökmen Ajans, reklam filmleri derken yönetmen Tomris Giritlioğlu fark ediyor Tuba'yı. Bu da hayatının dönüm noktası oluyor, hiçbir eğitim almadan Çağan Irmak'ın dizisi Çemberimde Gül Oya'nın Zarifesi oluyor. Ardından Ihlamurlar Altında ve Asi geliyor. "Çok inandı bana Tomris Hanım. O zaman anlayamıyordum" diyor ilk oyunculuk denemesini anlatırken.

"Sağlam duracak biri gerekiyor. Ne istediğini bilen ve inanan biri... Ve de beni inandıracak..."

"Sadece büyük gözlü güzel kız durumu değil yani..." diyorum, "Benden çok daha güzel bir sürü kız var. Güzel kıtlığı yok ki. Ülkede de dünyada da..."diyor. Artık rüya gibi hatırlıyor o günleri Tuba Büyüküstün; "Ya çok uzun zaman önce olmuş gibi ya da rüyamda gördüğüm bir şey gibi aklımda."

MARIE CLAIRE: Oyunculuğu sevdiğinizi ne zaman fark ettiniz?

TUBA BÜYÜKÜSTÜN: Oyunculuğa başladıktan bir süre sonra hayat içindeki tepkilerime inanmamaya başladım. Sürekli kendimi kontrol ettiğimi farkettim. Bir an kopuyorum, dışarıdan kendime bakıyorum. Nasıl tepki veriyorum, nasıl oturuyorum... Böyle şeyler yaşamaya başladım. Sonra bu şöyle bir duruma dönmeye başladı; 'Ben üzülmem gerektiğini düşündüğüm için üzülüyorum, aslında çok üzülmüyorum.' Veya 'Buna kızmam gerektiği öğretildiği için bana kızıyorum. Aslında gerçekten kızmıyorum' gibi bir döneme girdim.


M.C.: Kendinizi daha mı çok yargılar oldunuz?

T.B.: Belki. Sonra normale döndü. Bu şekilde bir, bir buçuk yıl yaşadım. Setten çıkmışsın arabayla eve gidiyorsun ve bakıyorsun ki kendi kendine kafana bir sahne takılmış, onu oynuyorsun. Başka nasıl oynayabilirim diye bakıyorsun. Aslında hiç gerek yok; çekilmiş, bitmiş... İstemsiz şeyler bunlar. O zaman hayatımın vazgeçilmez bir noktasında olduğunu anladım oyunculuğun.

M.C.: Korkmadınız mı peki bilmediğiniz bir dünyaya girerken?

T.B.: Hiç düşünmedim biliyor musunuz, hiç sorgulamadım. Sadece ilk başta istemedim ama sonra 'Olur mu acaba?' diye baktığım noktada da "Evet istiyorum" dedim. Sorgulamadım daha fazla. Ortamı düşünmedim hiç, aklımın ucundan bile geçmedi. Zaten başlarken bunu devam edeceğini bilmiyordum. Akıntı geldi ve kendimi bıraktım. "Ben oyuncu olacağım" cümlesi yoktu. Dolayısıyla korkmadım. Olmazsa olmazdı.

M.C.: Bu sürede neler değişti sizde?

T.B.: Keskin geçişler olmadı. Birden bire ünlü olmadım. Büyüdüm sadece herkes gibi. Bir de gazetelerde boy boy bikinili fotoğraflarım çıktı maalesef. Hayatımdaki tek fark bu.

M.C.: Ünlü olmanın sevmediğini tarafları nedir?

T.B.: Ünlü olmak, ünlü olmamak gibi bakmıyorum. Bu böyle bir şey değil benim için. Herkesin tahmin edebileceği gibi ne iş yaparsam yapayım ben 26 yaşında bir insanım sadece. İnsanlar bunu anlamıyor. Tek problemim bu. Saygı duymuyorlar çünkü ünlü olarak bakıyorlar. Çünkü bilmem ne, çünkü malzeme, çünkü bir şey.

M.C.: Tanımadığınız birine kendinizi anlatmak da zor olmalı. Bunlar mesleğinizin gereklilikleri değil mi?

T.B.: Ben gerekiyor diye hiçbir zaman röportaj vermedim, fotoğraf çektirmedim. Şov dünyası deniyor ya, o dünyanın içinde olmak istemedim. Ben bu işi keyif aldığım için yapıyorum. Bu kadar. Ben 26 yaşında bir kızım ve oyunculuk yapmayı seviyorum. Öğretmenlik ya da eczacılık yapmayı seviyor da olabilirdim. Tek derdim sevdiğim işi yapabilmek.

"İşini seviyorsan çalışmıyorsundur zaten, hayatının bir parçasıdır. Hayatımın parçası olmayacak bir şey yapmam ben."

M.C.:26 yaşında genç bir oyuncuyu merak ediyor insanlar.

T.B.: Şunu düşündüğüm zamanlar oldu; "Bu işi bırakayım ben artık." Evet seviyorum ama kendi hayatımdan daha çok sevmiyorum. Bu yüzden eğer böyle gidecekse, ki son zamanlarda, özellikle son bir iki aydır çok ciddi düşünmeye başladım. Boğazlı kazakla girsem denize, evet o zaman beni çekin. Enterasan olur. Ne yapacağım? Gizli çekiyorsunuz. Kaçacak mıyım? Kaçsam kaçtı oluyor. Kaçmasam, gördü de hiç ilgilenmedi oluyor. Şansınız yok zaten.

M.C.: Bu süreçte arkadaş çevreniz değişti mi?

T.B.: Hayır. Ben zaten hiçbir zaman herkese güvenen, fazla arkadaşı olan biri olmadım. Yalnız büyüdüğüm için arkadaşlarımı da seçerdim.

"Bitirmekte başarılı değilim ben. Hep hissettiğim ilişkileri yaşadığım için ayrılıklar zor oluyor."

M.C.: Nasıl bir sevgilisiniz?

T.B.: Annem; "Çok fevrisin bazen, kırıcı oluyorsun" der ama mesela o yaptığım benim için fevrilik değil. Karşı tarafa sert geliyor ama bana sert gelmiyor. Evet, fevri bir yanım var, hayat içinde de öyleyim. Bana hep; "Son söylenecek şeyi, ilk söylüyorsun" derler. Hiçbir zaman uzasın istemem, bir cümleyle anlatılsın isterim. Biraz sertim galiba...


M.C.: Eski sevgiliden arkadaş olur mu?

T.B.: Olabilir. Olmasını istedim. Olabilirliği olsun isterim. Bir insanla bir şey paylaşıyorsanız, bir sevgi paylaşıyorsanız bu demektir ki o insanda sizin için özel bir şeyler var. Eğer o insan benim için özelse o hayatım boyunca benim için özel kalır; ki çoğu eski erkek arkadaşım hiç konuşmuyor olsak da benim için hala çok özeldir. Ancak arkadaş olarak kalan olmadı galiba.


M.C.: Genellikle giden siz mi olursunuz?

T.B.: Ben bitirmekte çok başarılı biri değilim. Gelgitler olur ya, hep hissettiğim ilişkileri yaşadığım için ayrılıklar da zor oldu benim için. Ben de gitmek istesem, o da gitmek istese iki taraf için de zor oldu hep.


M.C.: Yeni bir ilişkiye girmek konusunda cesaretli misiniz?

T.B.: Eskiden daha cesaretliydim. Artık zorlanmaya başladım yeni bir şey yaşamakta. Yaşayacağım şey geçici olmasın istiyorsun bir süre sonra. Genç kızlık dönemin bitiyor ve artık kadın olduğunu söylemek istiyorsun, kadın olduğun hissettirilsin istiyorsun. Sürekli yaşa bitir, yaşa bitir, yoruluyorsun. O yüzden zorlanıyorum. Olacaksa kalıcı, güzel bir şey olsun. Beni mutlu eden bir şey olsun. Hayatımda sorun yaratmasın, hayatımı daha yaşanılır hale getiren bir şey olsun. Bu şartlar olayı daha da zorlaştırıyor. Seni daha seçici kılıyor. O yüzden her şey zorlaşıyor, insanın cesareti azalıyor. Bir de çok zor geliyor artık yeni birini tanımak; ona güven bir şeylerini anlat, onu dinlemeyi sev, onu anlatmayı sev. Bütün bunlar çok önemli..

M.C.: Aşkta ne arıyorsunuz?

T.B.: Ben aşkın gelgitlerinden çok yoruldum. Çok gelgitli aşk hem çok üzüyor hem çok mutlu ediyor. Çok aşağı ya da çok yukarıda yaşıyorsun. Şuna inanıyorum bir ilişki için gerçekten acı çekmiyorsan, o ilişkide mutlu da olamıyorsun demektir. Ama ben o iniş çıkışın içinde de bir güven hissetmek istiyorum.

M.C.: Yani size ne istediğini bilen biri gerekiyor.

T.B.: Evet, sağlam durabilecek biri gerekiyor. Biraz ne istediğini bilen ve inanan biri... (Gülerek) Ve beni inandıracak biri gerekiyor.


Kaynak: Marie Claire Dergisi Aralık Ayı Sayısı

ve resimler (ALINTI)