Bu hafta Aşk-ı Memnu dizisini incelemeye tabi tuttum. Dizinin çarpık ilişki üzerine kurulu senaryosunu bir kenara bırakınca çok önemli bir gerçeğin farkına varabildim: Dizi karakterlerinin hayatında televizyona yer yok!
Ev halkı gündüz işinde, okulunda, sporunda ya da başka bir sosyal faaliyette. Tüm aile akşam yemeğinde bir araya geliyor. Yemekten sonra sohbet ya da müzik eşliğinde içilen kahvenin ardından herkes odasına çekiliyor. Erken saatte odalarına çekildikleri için ya ders çalışıyor ya da kitap okuyorlar.
Ev dekorasyonunda salonda ya da odalarda göze çarpan bir televizyon dahi yok.
Üstelik biraz zihnimi yoklayınca dizilerde genel olarak televizyonun olmadığı gerçeğiyle karşılaştım. Gözümün önündeki bu gerçeği nasıl olmuş da kaçırmışım? Televizyondan duyulması gereken bir haber yoksa hiçbir dizide televizyonlu sahne yok! İnanabiliyor musunuz? Bizim gibi saatlerini televizyon karşısında geçiren bir toplumun seyrettiği diziler, hayatımızın bu büyük gerçeğinden çok uzaktaymış meğer! Doğrusu sahte hayatların bu yanına özendim. Keşke gerçek olsaydı…
Çarpık ilişki noktasına dokunmakta fayda var. Daha önce sitede yazdığım bir yazıda dizide iyi karakterlerin seyirciye benimsetildikten sonra kötü emellere alet edildiklerinden bahsetmiştim.
Aşk-ı Memnu’da, daha baştan çarpık ilişkiye gireceğini sezinlediğimiz Bihter’in öncelikle bize sevdirilmeye çalışılmasına şahit oluyoruz.
Bihter’in Behlül’le ilişkisi ilerlerken tamamen masum olduğunu, bu ilişkiye olabildiğince direndiğini ama ne yaparsa yapsın karşı koyamadığını, buna bağlı olarak haklı gösterildiğini çaresizlik içerisinde izliyoruz.
Bihter bu haliyle tam bir sütten çıkmış ak kaşık.
Annesinin yaptığı hataları yapmamak için çabalayan fakat büyük konuştuğu için aynı hatalara düşen zavallı Bihter…
Kocasını seven fakat genç delikanlı tarafından yoldan çıkarılmaya çalışılan küçük masum kız
Kocasının çocuklarını kendi çocukları gibi gören fakat çabaları anlaşılamayan fedakâr cici anne
Değil işte… O, annesine inat sevmediği bir adamla evlenen bir kadın
O, daha en başından kendine uygun bir evlilik yapmayan, yaşından ve başından büyük işlere kalkışan bir kadın…
O, oynadığı oyunda başarısız olup nefsine yenik düşen bir kadın…
O, kendisine, eşine ve topluma saygısı olmayan bir kadın…
Nereden baktığınıza bağlı. Onların gözünden mi yoksa kendi gözünüzden mi bakacaksınız? Onların gösterdiğini mi kabak gibi ortada olanı mı göreceksiniz?
*
Bilmem fark ettiniz mi? Çirkefleşme temeli üzerine kurulmuş olan yemek programları ilk zamanlarda topladığı ilgiyi kaybetti. Toplumca bir badireyi daha atlattığımızı düşünüyorum, geçmiş olsun.
Darısı değer düşmanı diğer programların başına…