Doğal komikliği, şen kahkahaları ve ilginç mimikleriyle izleyiciye şapka çıkartan oyuncu Binnur Kaya, rol aldığı film ve dizilerde olduğu gibi gerçek hayatta da kelimenin tam anlamıyla çılgın biri. Okyanus bilimci olmak isteyecek kadar denizi çok seven Kaya, Ankara’dan İstanbul’a sırf denizi görmek için gelmiş. Yabancı Damat dizisinde üçüzlerin annesi rolünü başarıyla oynayan Kaya, buna alışmış olacak ki, “Eğer çocuk yapacak olursam üç taneden az yapmak istemem.” diyor. Yaratılmış olan her şeyi büyük bir hayranlıkla izlediğini söyleyen Kaya, hayatı teslim olmak ve şükretmekle formüle ediyor: “Ben sadece dara düştüğümüz zaman Yaradan’ın adını anmaktan hoşlanmıyorum. Mutlu olduğum an, en çok şükrettiğim zamandır.

Sabahları kahvaltıda et ve ciğer yiyen birisinin balık yerken vicdani sebeplerle balığın gözüne ot koyması tam da Binnur Kaya’lık bir iş doğrusu. Böyle düşünmemin sebebi, tamamen kendisidir. Zira çılgınlıklarına bizi alıştıran bizzat kendisi. Dış Kapının Mandalları, Çarli, Bir Demet Tiyatro, Yabancı Damat, Abuzer Kadayıf, İnşaat, Babam ve Oğlum gibi bilumum tiyatro, dizi ve sinema filmlerinden tanıdığımız Kaya, üstün komiklik performansıyla iki çenemizin birbirine değmesine müsaade etmiyor. Bir araya gelince çenemiz iyice açılmış olacak ki, üç röportajlık konuşma yaptık. Size bir tanesini sunabiliyoruz.

Sizce komik kadın mı bakımlı kadın mı daha gerçek?

İkisi de. Çünkü bir insan komik de, bakımlı da olabilir. Ama bence insanlar yataktan makyajlı kalkan kadınlar görmek istemiyor artık. Bu bir problem ve gerçek değil. Yani bakımlı olmak illaki makyaj yapmak demek değil. Saçını taramak da bakımlı olmak, temiz giyinmek de. Komik insanlar da var hayatta.

Kadın komikse bir arızası aranıyor genel olarak. Sizde bizim göremediğimiz bir arıza var mı?

Herkes kadar hasta, herkes kadar sağlıklıyım. İşimi yapıyorum sadece. Ekstra bir şeye ihtiyaç duymuyorum; çünkü aklıma gelmiyor.

Tanınmak sizi rahatsız ediyor anlaşılan. Benim bildiğim oyuncu tanınmak için oyunculuk yapmaz mı?

Evet, bu iş egoya dayalı bir iş. Oyunculukta aşılması gereken ilk kural egoyu aşağı çekebilmek. Ayrıca tanınmak gerçekten hoş bir şey değil. Ama tabii saygı ya da sevgi ile verilmiş bir selam, o selamın alınması, bunlar çok hoş şeyler. Yolda yürüyen insanların bana bakmasından rahatsız oluyorum. “Nazire hanım sizi çok beğeniyoruz” diyorlar mesela. Benim adım Nazire değil ki, bu kadar hayransınız bir zahmet edemediniz mi jeneriğe bakmaya? Böyle bir şey düşünmem çok mu yanlış?

Peki çocukken güldüren ve gülen bir çocuk muydunuz?

Ben galiba erkek olduğumu zannediyordum küçükken! Bir kız çetemiz vardı, erkeklere üstünlük taslardık. Bir de saçım kısa, sesim kalındı. Hep ‘Kız mısın, erkek mi?’ diye sorarlardı. “Erkeğim” derdim. (Gülüşmeler) Afacan Beşler kitapları vardı. Onları okuyup okuyup coşardık. Oyunla geçti ve oyunla devam ediyor.

En çok neye gülersiniz, kendinize mi?

Hafıza problemim var, o hallerime gülüyorum. Bu yüzden bazen mahcup durumlara da düşebiliyorum. Bir de durum komiği dediğimiz hallere gülüyorum.

Yapamam dediğiniz bir rol var mı?

Her rolü yapamayabilirim. Hiçbir rolü de yapamayabilirim. Gerçekten iddiam yok. Hep şunu derdim: Aman hamile kalmayayım bir dizide, doğurmayayım. (Gülüyor) Ama Yabancı Damat’ta 3 tane birden doğurdum. Bir sinema filminde hamilesin, işte doğum sancısı var deseler oynamazdım. Çünkü o rolü yapmak bana çok zor geliyor. Korkutuyor. Nasıl bir acı olduğunu, doğuranın nasıl hissettiğini canlandıramıyorum kafamda.

Yabancı Damat dizisinde üç çocuklu bir annesiniz. Herhalde bu sizin başınıza gerçekten gelse ‘Kâbusnâme yazabilirdiniz. Annenin bu kadar kutsallığı da fazla mı dedirtir insana?

(Gülüşmeler) Dizideki üçüzlerin gerçek anneleri bence müthiş, henüz çıldırmamış. Bu konudaki fikrimi yıktı o anne ve baba. O anneyi hiç ‘çocuklara bakmaktan kendime hiçbir şey yapamadım’ haliyle görmedim. Çok sabırlı. Ben o kadar sabırlı olabilir miydim bilmiyorum. Ama benden iyi bir anne olur, hakkımı yemek istemem.

Kendinizi anaç görüyorsunuz yani?

Maalesef evet. Bu zararlı; çünkü çok rahat bırakamıyorsunuz karşı tarafı. Üşüdün mü? Acıktın mı? Susadın mı? O yüzden maalesef biraz fazla anaç olabilirim. Eğer çocuk yapacak olursam, yani iyi bir baba olur da Allah izin verirse, 3 taneden az yapmak istemem. (Gülüyor)

Üç çocuk, annelik duygusunu arttırır mı köreltir mi?

Bence arttırır. Bu üçüzlerin annesinde gözlemlemeye çalıştığım bir şey aslında. Hangi birine nasıl bakacağını şaşırıyor mesela. Ki üçünden biri öksürürse öbürü de öksürüyor, biri uyursa öbürü de uyuyor.

“Deniz olmayan şehirde yaşanmaz.” Bu itirafı hiçbir Ankaralı yapamaz. Sizdeki bu deli cesareti nereden geliyor?

Denizi, yunusları çok seviyordum ve okyanus bilimci olmak istiyordum. Yürürken deniz kokusu duymak istiyor insan. Ama şimdi sorsanız günde kaç kere denizi görüyorsun? Koşturmaca içinde varlığını unuttuğum bile oluyor. Hâlbuki ben İstanbul’a tiyatro, televizyon için gelmedim. İstanbul’u sevmek ve deniz için geldim. İstanbul’a geldiğimde köprüden geçerken el salladığımı hatırlıyorum.

Şu anki eviniz deniz görüyor mu?

Hayır. Cinangir’deyim. Ama 100 yıllık, yüksek tavanlı 3 katlı bir ev. Bu sefer de bunu seviyorum.

Okyanus bilimci olunca ne olacaktı? Yüzme biliyor musunuz?

Kaptan Cousteau ile çalışmak isterdim. Yunuslarla, foklarla ilgilenmek istiyordum. Yüzme biliyorum ve yüzerken uyuyabilirim. Bir de açık denizde olma düşüncesi içimi ferahlatıyor.

Peki Van Gölü gibi kapalı bir iç denizde yüzemez misiniz?

(Gülüyor) Yani o kadar düşünmediğim sorularla karşıma çıktınız ki! Nasıl gelir aklınıza bu sorular? Yani yüzerdim herhalde, bilmiyorum.

Okyanus için şimdi oyunculuğu bırakabilir misiniz?

Tabii ki bırakırım. Yani eğer faydalı bir şeyler yapacaksam tabii ki.

Oyunculuk faydasız bir şey mi?

Hayır öncelikler var hayatta, mesela beyaz foklar için çok az bir zaman kaldı ve ben hiçbir şey yapamıyorum. Dünyanın ciğeri hastalandı, fidan dikeceğiz 1 yıl boyunca, teklifine bile bırakırım. Doğada bir kıyamet var. Ne kadar çok eziyet ediyoruz, içimizdeki merhamet ne kadar çok azalmış, bu kıyametin kendisi zaten benim için. __________________