+ Konuyu Cevapla
Toplam 10 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Gazanfer Özcan Röportajları

  1. #1
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Gazanfer Özcan Röportajları

    Tiyatromda ‘aşk’ yasak ‘evlilik’ serbest



    Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü ikilisi 59 yıldır aynı sahneyi paylaşıyor

    75 yaşındaki usta tiyatrocu Özcan, eşi yanında olmadığında sahnede bile kendini kötü hissettiğini söylüyor. Tiyatrosunda gönül ilişkilerinin yasak olduğunu anlatan Özcan, “Bu durum sahnede oyuncuları olumsuz etkiliyor” diyor

    PROVALARDAN KAÇARIM
    Evde tiyatro tartışması yapmayız, provalarımızı eve taşımayız. Ben sahnede bile prova yapmaktan utanırım biliyor musun? Çok tuhaf ama isterim ki hemen seyirci karşısına çıkayım. Provada yapacağım şeyi yapamam. Diğer arkadaşların prova yapması gerektiği için onlarla duruyorum ama çoğunlukla provadan çaktırmadan kaytarırım. Ayıp bir şey aslında yaptığım, genç tiyatrocu arkadaşlarıma tavsiye etmiyorum ama ne yapayım, bana sıkıntı geliyor, provadan kaçıyorum.

    - Tempolu bir dizide rol alıyorsunuz, haftanın üç günü de oyun sahneliyorsunuz. Zor olmuyor mu?
    Kaçta yatarsam yatayım hep aynı saatte yani 08.00’de kalkıyorum. Avrupa Yakası’na başladığımızda haftada bir gün çalışabileceğimi söyledim. Ama üç gün gidiyorum. Yorucu olsa da ortam güzel olduğu için şikayet etmiyorum. Bir de kurdukları düzeni bozmak ahlaklı gelmiyor.

    - Bu yorucu tempoya nasıl dayanıyorsunuz?
    Eylül’den bu yana çok yoğun çalışıyorum, bir tek gün dinlenmeden. O zamandan beri ilk defa geçtiğimiz Pazartesi’den Çarşamba’ya kadar hiçbir şey yapmadan dinlendim.

    - Gülse Birsel senaryoyu yazarken sizi kolluyor mu yorulmayın diye?
    Hayır, ben ona mahal vermiyorum zaten. Bypass olduğumda senaryoda Hümeyra ile beni Ayvalık’a tatile gönderdi. Bunun dışında düzenlerini bozacak bir şey yaratmadım.

    GÜLSE TÜRKİYE’DE KOMEDİDE TEK KALEM
    - Dizinin yeni favorileri Peker Açıkalın ve Engin Günaydın, oyunculuklarını nasıl buluyorsunuz?
    Muhteşemler! Diziye yeni bir renk kattılar. Replikleri insanların dilinde... Ben dahil oyuncuların kaprisi yok. Hepsini çocuklarım gibi seviyorum. Gülse Birsel’i çok takdir ediyorum, muazzam bir yazar. Tek başına tüm diziyi sırtlıyor. Korkunç bir bilgi birikimi var. Her hafta bir konu bulup 70-80 sayfa yazmak, belden aşağıya girmeden insanları güldürmek kolay bir iş değil. Türkiye’de komedide tek kalem diyebilirim.

    - Çalışırken de güldürür müsünüz?
    Ben iş yerinde aşırı gülen, espri yapan biri değilim. Bizim işimiz güldürmek, kendimizi eğlendirmek değil. Hiç istenmeyen bir olay yaşadık Ata’yla (Demirer). Bizi üzdü. Çalı- şırken laubaliliğe gelemem, sansasyon da sevmem. Kurallarım vardır.

    - Nasıl kurallar bunlar?
    Katı kuralım yoktur ama bazı çizgilerle belirlenmiştir. Mesela bizim tiyatromuzda aşk yasaktır. ‘Herkesin aşk hayatından size ne?’ diyebilirsiniz. Ama oyuncuların ilişkilerinde kötü bir şey varsa bu sahneye de yansır. Birbirlerinin suratına bakıp oyun oynayacaklar ama ister istemez tepkilerini ortaya koyarlar. Daha önce buna benzer çok olay yaşadığımız için yasakladım. Aşıklarsa evlendiririz, ama flört edemezler. Bir de kendi kendine tiyatro hakkında basına malzeme vermek ya da komşu tiyatronun içinde yaşananları sağda solda anlatmak yasaktır. ‘Filan filancanın tiyatrosu iş yapmıyormuş’ deyip başlar anlatmaya. Çok kızarım, anlatmasınlar, ‘Allah yolunu açık etsin’ der konuyu kapatırım. Böyle uzayıp giden 45 yıldır değişmemiş kurallarımız var.

    Gönül’le birbirimize yetiyoruz
    - Gönül Hanım rahatsızlığından dolayı röportaja katılamadı, öncelikle geçmiş olsun, ciddi bir sorun yoktur umarım...
    Evde yürürken ayak bileğini burktu. 6 haftadır ayağı alçıda, bir süre daha alçıda kalacak. Onsuz tiyatroda olmak canımı çok sıkıyor.

    - Oyununuzda Gönül Hanım’ın rolünü şimdi kim oynuyor?
    Kızım üstlendi. Dört yıldır sahnelerden uzak, torunuma bakıyor. O gelmese işimiz zordu, dört yıl önce de benzer bir olayda dışarıdan oyuncu bulduk ve çok sıkıntı çektik.

    - Gönül Hanım’la kaç sene oldu aynı sahneyi ve hayatı paylaşalı?
    1947’den beri. 59 yıl olmuş, 1962’den beri de evliyiz. 44 yıl... Onsuz bir hayat düşünemiyorum.

    - O sahnede olmadığında neler hissediyorsunuz?
    Onun olmadığı her an kendimi kötü hissetmem için büyük bir neden. 44 yıldır aynı çatı altındayız. Hep birlikte karar vermiş, hayatı aynı yöne bakarak yaşamışız.
    - Peki bu sevgiyi yıllardır korumayı nasıl başardınız?
    Severek evlendik. Birbirimize inanıyoruz, saygımızı hiç eksik etmiyoruz. Her şeyi paylaşıyoruz. Şu kadarını söyleyebilirim, 1.5 aydır ayağı alçıda olduğu için ayrı yataklarda yatıyoruz. O da mutsuz ediyor beni, enerjimi kaybediyorum. Bir an önce sağlığına kavuşması için dua ediyorum. Her şeyimle Gönül ilgilenir, buzdolabında ne var, pijamalarım nerede... Evde yoksa, ben acıktıysam o gelmeden yemem, aç otururum.

    - Gönül Hanım’la akşamları neler yaparsınız?
    Evde değilsek, sahil kenarlarında olmak hoşumuza gider. Düğün, davet, gibi kalabalık yerlerde olmaktan hoşlanmıyoruz. Gelen davetleri de kibarca geri çeviriyoruz. Baş başa olmak daha fazla hoşumuza gidiyor. Biz birbirimize yetiyoruz.

    - İzlediğiniz oyunlarda, oyunu sergileyenlere eleştiriler getirir misiniz?
    Garip bir alışkanlığım vardır asla ses çıkarmam. En küçüğünden en büyüğüne kadar hepsine karşı büyük bir saygım vardır. Hiç eleştiride bulunmam. Sahneliyorsa doğrusunu yapıyordur kendine göre. Emeğine saygı gösteririm, zor bir iş olduğunun bilincinde olduğum için eleştirilerim olumsuz olmamıştır. Aşırı bir aksaklık yoksa tabii.

    - Şehir Tiyatroları’nın 1 YTL olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Hiç yakışık almadı. Kesinlikle onaylamıyorum. Oyunlarına giderim ve keyif alırım. Özel tiyatroları hedef alıyorlarsa, bu düşünceleri gerçekten komik.




    02.12.2006
    Haber: Zeynep BAKIR
    __________________

  2. #2
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları

    Bizim işimiz eğlenmek değil eğlendirmek



    Başarılı oyuncu Gazanfer Özcan'ın Avrupa Yakası'ndaki 'Tahsin' karakteri çok sevildi. Kendisi de bu karaktere çok alıştığını söylüyor. Sette ziyaret ettiğimiz oyuncuyla öğle yemeği arasında mini bir röportaj yaptık

    Yılların tiyatrocusu Gazanfer Özcan, tiyatroya olan aşkı yüzünden hiç başka bir şey yapmayı düşünmemiş. Dizi projesi kendisine geldiğinde ilk başlarda eşinden ayrı bir projede yer almayı içine sindirememiş. Ama setteki diğer oyuncular ona bunu hiç hissettirmemiş. Bu nedenle 'İyi bir uyum yakaladık' diyor. En büyük isteği ise 14 yıl süren Kuruntu Ailesi'nin yeniden yayınlanması...

    Avrupa Yakası çok seviliyor. Hümeyra, Gülse Birsel ve Ata Demirer ile aslında çok farklı tarzlarınız olmasına rağmen çok güzel bir uyum sağladınız. Dizideki karakterler çok güzel oturdu. Hangi ortak noktalarda birleşiyorsunuz diğer oyuncularla?

    Aslında projeye ilk başladığımız zaman biraz korktum. Uyum sağlayabilecek miyim diye endişelendim. Bir de ilk kez eşimden ayrı bir projede yer alıyorum. Ama sağolsun ekipteki arkadaşlarım bana bunu hiç hissettirmedi. Dizi gerçekten de çok sevildi. Şimdi çok huzurlu ve mutlu çalışıyorum. Şimdiki gençler çok yetenekli ve bilgili. Mesela Gülse Birsel yaşıtlarına göre çok aklı başında, eğitimli, terbiyeli, teknolojiden anlayan, prensip sahibi bir insan. Gençlerin dil bilmeleri de çok önemli. Pek çoğu kendini geliştiriyor.

    Sette eğleniyor musunuz? Prensipleriniz var mıdır?

    Sette eğlenmek kavramına ben biraz karşıyım açıkçası. Çünkü bizim işimiz eğlenmek değil eğlendirmek. Buraya eğlenmek amacıyla da gelinmeyeceğine inanıyorum. Ben buraya rolümü oynamaya geliyorum. Özel prensiplerim yok. İşimi yapıp gidiyorum.

    Tahsin Bey karakteriyle aranızda benzerlikler var mı?

    Elbette var. Aile kavramı ön plana çıkınca elbette benzerlikler oluyor.

    Son zamanlarda çok sayıda yerli diziler yapılıyor. Dizilerin kadrolarında da sıklıkla tiyatrocuları görüyoruz. Yönetmenler tiyatroculardan vazgeçmiyorlar. Ekiplerin ağır topları da tiyatrocular oluyor hep. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

    Evet iyi de yaptıklarını düşünüyorum. Genç ve çok yetenekli arkadaşlarımız var. Ama bunun yanı sıra tiyatroculara da kadrolarda yer vermek gerektiğine inanıyorum.

    Bazı diziler uzun soluklu olamıyor. Oysa bir dönem sizin yaptığınız Kuruntu Ailesi çok uzun yıllar izleyiciyle buluşmuştu. Sizde neden başarılı olunamıyor, senaryolar mı eksik kalıyor?

    Bunun pek çok nedeni olabilir. Ama biz Kuruntu Ailesi'nde aile olgusunu ön plana çıkartmıştık. Bu nedenle de çok sevildiğini düşünüyorum. Yeniden yayınlanması için TRT'ye istekte bulunduk. Ama kabul edilmedi. Çok fazla da üzerinde durmadık. Ben yeniden yayınlanmasını isterim.

    Kadın oyuncular yaşlandıklarında dizi ya da filmlerde hep anne ya da anneanne rollerini alıyorlar. Bu konuda erkekler daha mı avantajlı?

    Olabilir. İster istemez böyle durumlar oluyor. Ama bu yaşam şartlarından kaynaklanıyor. Bir dönem bizim oynadığımız roller için gençler tercih ediliyor. Son derece doğal bir durum aslında.

    Geçenlerde Müşfik Kenter boş s alonu karşısında görünce ağlamış.Sizin başınızdan hiç böyle bir şey geçti mi? Tiyatrodan vazgeçmeyi hiç düşündünüz mü?

    Elbette zaman zaman bizde çok zor dönemler geçirdik. Ama o zamanları hep tiyatroya sevgimiz sayesinde görmezden geldik. Ben bu işten vazgeçmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Çünkü inanılmaz bir aşkla bağlıyım mesleğime.

    Sizce bugüne kadar hangi yönetimde tiyatrolar iyi dönem geçirdi?

    Öyle bir ayırım yapmak doğru gelmiyor bana. Çünkü bizler işlerimizi yapan ve kendimizden pek renk vermeyen insanlarız. Ama şunu söyleyebilirim ki Turgut Özal tiyatroya karşı çok ilgiliydi. Hemen her oyunumuzu izlemeye gelirdi.

    Sağlık durumunuz nasıl?

    Çok şükür iyiyim. Ben çok uzun yıllar boyunca hiç doktor yüzü görmedim. Geçenlerde bir sağlık sorunum oldu ama onu da atlattım. Bir sefer de tüm borcumu ödemiş oldum.

    Yeni projeleriniz var mı?

    Dizi devam ediyor. Bunun dışında mutlaka Kuruntu Ailesi'nin yeniden yayınlanmasını istiyorum.
    __________________

  3. #3
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları

    Usta ile çırağın bayram muhabbeti

    Bayram çocuklar için sihirli bir kelimedir. Ama, büyüdükçe çocuklar için de bayramların büyüsü kaybolur. Bir gün gelir 'nerede o eski bayramlar' diyen kuşağın arasına karışılır. Zaman değişmiştir, yıl boyu yoğun çalışma temposundan, şehrin patırtısından, gürültüsünden kaçmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Bayramlarda evler boşalır, tatil beldeleri ve oteller dolar taşar. Ancak tüm bu manzaranın aksine bayramdan kaçmayanlar da var. Meslek icabı zorunluluktan değil, bayramı bayram gibi yaşamayı adet edindikleri için. Yılların tiyatro sanatçısı Gazanfer Özcan, tiyatro sahnesine adım attığı günden beri çalışanlarıyla birlikte kendi tiyatrosunda bayramlaşıyor. Bayramda oyunlarına ara vermiyor. Usta tiyatrocuya genç bir tiyatro ve dizi film oyuncusu Esra Akkaya ile bayramdan birkaç gün önce de olsa bayramlaşmaya gittik. Mecidiyeköy'deki tiyatro salonunda tiyatro ve bayram hakkında konuştuk.

    Gazanfer Özcan - Rahmetli abimden kaynaklanır, biz yılardır tiyatroda bayramlaşırız. Kendisi bizim tiyatronun müdürüydü simitler alıp gelirdi, çalışan herkes biz de dahil alışmıştık toplanırdık. Tüm özel günlerde kutlamaları tiyatroda yaparız. Zaten tiyatro bizim asıl evimiz. Hatta ev biraz fuzuli gibi geliyor bana. Otele gider gibi gidiyoruz nasılsa.

    Esra Akkaya - Şimdi arkada bir oda olsa ne güzel olur değil mi?
    Gazanfer Özcan - Tabii. Şişli'deki tiyatromuzun üst katında ev tutsak derdim hep. En son giydiğim kıyafet hep bana zor gelir. Çünkü 10-15 dakika sonra eve gittiğinde çıkartacaksın, pijamaları giyeceksin. Halbuki evin tiyatronun üst katında olsa, ne güzel pijamalarınla çık yukarıya.

    Esra Akkaya -Tevfik Abi'nin (Gelenbe) öyleydi. Odası yatak odası şeklindeydi. Tiyatroya Tevfik Gelenbe'de başladım ben. Nasıl özenirdim o kulise. Bazen kapıyı aralık bulduğumda makyajını yapmasını seyrederdim. Büyülü bir dünya gibi gelirdi orası bana.
    Gazanfer Özcan -Tevfik bizimle beraber çalışırdı ilk başlarda. Dokuz yıl çalıştık. Sonra ayrıldı. Tiyatrosunu ayakta tutmak için Anadolu turneleri yaptı. Karış karış gezdi.

    Esra Akkaya -Ben hep bir tiyatroyla Anadolu turnesi yapmak istedim. Gerçi on günlük turne bile bugün için çok uzun geliyor. Siz gezmişsinizdir?
    Gazanfer Özcan -1951 senesinde dokuz ay dolaştım. Vahi Öz ile Muazzez Erdiken'le çıkmıştık. Üç tane Muazzez vardı o zaman: Katır Muazzez, Çopur Muazzez, Kürdan Muazzez. Erdiken Katır Muazzez'di ve kadroda daha kimler yoktu: Suat Sim, Renan Fosforoğlu, Alev Sururi ve daha kimler...

    Esra Akkaya -Kadroya nasıl dahil oldunuz?
    Gazanfer Özcan -Beni kandırdılar. Çok gençtim. Şehir Tiyatrosu'nda yeni başlamıştım. Kadrosuz olduğumuz için, yazın çalışmamıza izin verirlerdi. İstanbul'dan başlayıp, Edirne'ye kadar sürecek dediler. O niyetle çıktık.

    Esra Akkaya -Ama nasıl kandınız?
    Gazanfer Özcan -O zaman çeşitli taktikler vardı. Oyuncu tiyatroya aşıksa, iyi rol verilirdi ya da iyi bir rol verileceği ima edilirdi. İşte biraz çapkınsa kumpanyanın en güzel kızını ona musallat ederlerdi.

    Esra Akkaya - Sizin zaafınız neydi?
    Gazanfer Özcan - Yani bir şekilde kandırdılar. Edirne'den çıktık, Çanakkale'yi geçeceğiz, sadece bir hafta dediler. Dönelim diyoruz. Turne çok başarılı oldu filan derken bir kaptırdık. Yanımda Nazif Şen vardı. Bir baktık Mardin'deyiz. Yedi ay olmuş. Nazif haritayı açtı, İstanbul'dan Mardin'i karışladık, dönmek ne mümkün. Yedi lira yevmiye alıyoruz, büyük para. Şehir tiyatrosunda aylığımız 24 lira, karşılaştırın.

    Esra Akkaya -Para da önemli ama, tiyatroya duyulan aşk önemli bence. Şimdi tiyatroya o aşk kalmadı.
    Gazanfer Özcan - Bunun en büyük nedeni televizyon. Televizyon tiyatronun rakibi. Bir tiyatrocunun alması gereken parayı veremiyorsunuz. Bu açık. Eğer gerçekten seviyorsa tiyatro yapıyor yeni tiyatrocular.

    Esra Akkaya - Tiyatro eskisi gibi değil.
    Gazanfer Özcan - Benim girdiğim yıllarda Şehir Tiyatrosu'nun beşinci plandaki oyuncuları bile tanınırdı, hepsi birer ustaydı. 12 yıl çalıştım orada. Ustalarımı görür ben de bu kadar kalabilecek miyim tiyatroda derdim. Şimdi geriye bakıyorum 51 yıl olmuş.

    Esra Akkaya - Maşallah. Darısı başıma. Tevfik Gelenbe'de başladığımda 13 yaşındaydım. Aynı soruyu sormuştum kendime, 17 yıl oldu. Sahneye çıkmak fikri beni çok heyecanlandırıyor. Ağır ağır makyajını yapmak, rolüne hazırlanmak, sıranı beklemek bana kutsal bir rütüel gibi geliyor.
    Gazanfer Özcan - Benim kendi dileğim, gerçek tiyatro adamının, Allah gecinden versin, oyun sonrası makyajını silerken ölmesi. Her şeyi bitirmişsin, alkışı almışsın...

    Esra Akkaya - Ona yakın bir şeyi Ahmet Evingen'le yaşadık. Karşılıklı oynuyorduk, Ahmet abi mide kanaması geçiriyormuş, oyunu bırakmadı. Ne enerjisi ne yüzünde renk kaldı anladık bir terslik olduğunu ama sahneyi bitirdi. Kulise gitti oradan hastaneye.
    Gazanfer Özcan - Çok beyefendi bir adamdı. Uzun süre Kuruntu'da oynadı. Zaten oynamayanı saymak daha kolay, o kadar çok insanla çalıştık ki...

    Esra akkaya - Ben oynamadım.
    Gazanfer Özcan - Ben emin olamıyorum artık. Oynadım desen doğrudur derim. Bana o da oynadı bu da oynadı diye hatırlatıyorlar. Ee tabi, 16 yıl dile kolay.
    Esra Akkaya - Evet çok olmuş. Bizim dizi dokuz yıl oldu.
    Gazanfer Özcan - Dizilerin ya da tiyatronun ömrünün uzun olması sevgisiz saygısız olmaz. Tiyatroda kimsenin kimseye dargın olmaya hakkı yoktur.

    ESRA AKKAYA
    Bayrama badem şekeriyle başlar bütün gün yerim
    Şimdi mendil verilmiyor. Benim anneannem o mendilleri özenle katlardı, içine de kağıt para koyardı. Mendille birlikte para da ütülenmiş olurdu. Renk renk mendiller biriktirir, arkadaşlarımızla karşılaştırırdık, değiştirirdik. Ben hala çok olağandışı bir durum olmazsa İstanbul'da olurum bayramlarda ve yine bayram ziyaretine ailecek babaannemin evinden başlarız, kendisi rahmetli oldu ama halam yaşıyor o evde. Sabahın köründe badem şekeriyle başlarım, bütün gün şeker yerim.

    GAZANFER ÖZCAN
    İlk ziyareti harçlığı bol Şaziye teyzeye yapardım
    Benim çocukluğumda erken kalkar bayramlıklarımızı giyerdik. Bayram namazından döndüğümüzde kapı zili beklenmeye başlanırdı. O zaman öyleydi, sabahtan başlardı bayram ziyaretleri. Ben Cihangir'de doğdum büyüdüm. Karşımızda oğlu Rusya'da konsolosluk yapan Şaziye Hanım vardı. Onun harçlığı boldu. O yüzden ilk ziyereti ona yapardık. 1938-39'dan bahsediyorum, şekerin kilosu 28 kuruş, Şaziye Hanım 10 kuruş bayram harçlığı veriyor, büyük para. Sonra anneanneme gider, mendillerimizi alırdık.

    TİYATRODA BAYRAM KUTLAMASI
    Gazanfer Özcan - Eskiden bayramlarda şehir boşalmazdı. Turistik bir olay haline gelmemişti bayramlar. Bu durumun bir mecburiyetten kaynaklandığını düşünüyorum. İnsanlar o kadar yoğun çalışma içerisindeler ki, buldukları her fırsatı değerlendiriyorlar. Başka türlü yorumlamak istemiyorum ben. Aslında kaçmak yanlış bir şey. Eskiden biz bayramlarda ek matineler yapardık. 1962-70 arasında seyircimiz katlanırdı. Sabahtan itibaren kuyruklar oluşurdu. Bunları yaşadık. Bayram seyircimiz çok farklı olurdu, çok uzak yerlerden gelenler olurdu. Oyunu duymuştur ama fırsat bulamamıştır. Diyelim Bostancı'da oturuyor, bayram tatili fırsat bilir gelir. Salon dolar taşardı, ama yabancı seyirciyle. Aslında bizim tiyatronun kemikleşmiş seyircisi vardır. 35 senedir bizi seyreden insanlar var. Bu bayram da oyunumuz var. Bizim ömrümüzün büyük bir kısmı tiyatroda geçtiği için bayramlarımızı tiyatroda kutlardık. Mesela Adile (Naşit) Hanım'la aynı yaştayız biz. Rahmetli şeker getirirdi, çocuklarımız da bu adete alışmıştı, kutular büyük zevkle açılır, içinde akidesi, çikolatası tam çocuklara göre... Tiyatromuzun sahibi çok öyle geleneklere göreneklere bağlı birisi değildi ama bu alışkanlığımızdan o kadar etkilenmişti ki böyle çok büyük bir kutu çikolata yaptırmaya başlamıştı.
    Esra Akkaya - Ben Antalya Devlet Tiyatrosu'nda çalışırken tiyatroda kutluyorduk. Antalya, İstanbul gibi bayramlarda boşalmıyor. Çok keyifli bayram oyunları oynadık. Bayramın ilk günü tiyatroda toplanır birbirimizle bayramlaşırdık. Aramızda para toplar, şeker, börek gibi bayramlık yiyecekler, küçük hediyeler alıp, çocuk esirgeme kurumuna, huzurevine giderdik. Antalya'da geçirdiğim üç sezon boyunca hep böyle kutladık bayramı. Bölgelerde tiyatroyu daha yoğun yaşıyorsunuz, zaten ailenizden uzaktasınız, bayramı daha çok hissediyorsunuz.
    __________________

  4. #4
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları

    Sinemaya bir türlü ısınamadım



    Gazanfer Özcan, tv dizilerinde oynuyor ama asıl işi tiyatro. Yeni oyunlar sahneleyebilmek için dizilerde oynuyor. Sinemayı ise hiç sevemediğini söylüyor Özcan. Hem de 20`nin üzerinde filmde rol almasına rağmen…

    Çocukluğumda önce sesi ile girdi hayatıma. O benim Alp dedemdi. Meşhur Alp
    dağlarının kızı Haidi`nin Alp dedesi. Sonraları Hüsnü Kuruntu tiplemesiyle hepimizin babası oldu. Şimdilerde ise `Avrupa Yakası` dizisinin sevimli aile reisi karakterini oynuyor. `Aslında bu benim, rol yapmıyor, kendimi oynuyorum` diyor. Yüzünün hiç gülmediğine de bakmayın öylesine duygu yüklü ki `O kadar başka şeylerle doluyum ki` diyor. Her insanın hayatından etkileniyor. `Vazifem değilken dert dinler, derde çare olmak isterim gücüm yettiğince en ufak şeylerden, bakışlardan, davranışlardan mana çıkarırım, ama sonunda da hep ben haklı olduğu kanıtlanır` demesi tam onun kişiliğini yansıtıyor.

    Peki, bu durum onda üzüntü oluşturuyor mu?
    Oluşturmaz mı diyor, tabii ki ama artık hayata karşı bağışıklık kazandık.
    Hayatımda keşke şu olsaydı dediğiniz ne var diye sorduğum da küçüklüğümden beri polis olmayı öyle isterdim ki diyor. Tek idealim oydu, ama olamadım, kader işte insan neler hayal ediyor, ne oluyor …

    Nasıl tiyatrocu oldunuz?
    1947`de Taksim Erkek Lisesi`nde yıl sonu müsameresine çıktım. İlk virüsü böylece almış oldum. İlk defa sahneye çıktığımda başarılı olduğumu söylediler. Çok kısa bir süre sonrada İstanbul şehir tiyatrolarına girdim. Allah da bana çok yardım etti. Büyük tiyatrolarda küçük rollerde oynamaya başladım. Sonra bir gün rahmetli Reşit Gürzap`ın Mahallenin Romanı`nda ki rolünü bana uygun gördüler. Çok ani, 1 saat içinde hazırlandım ve çıktım.

    Bunun neticesi ne oldu?
    Hemen ertesi yıl Şehir tiyatrolarında kadroya alındım. 1962 ye kadar orada büyüklü küçüklü birtakım rollerde oynadım. Sonra 1962 de Gönül Ülkü`yle evliliğimiz gerçekleşti, kendi adımıza bir tiyatro yapmaya karar verdik. 1962 -63 yılında ilk gönül ülkü Gazanfer Özcan tiyatrosunu kurduk. Önce Aksaray küçük tiyatroda sezon ortası aralıktan mayısa kadar çalıştık, daha sonra Beyazıt AZAK tiyatrosunda 7 yıl çalıştık. Daha sonra Zincirlikuyu da Hodri Meydan tiyatrosunda bir dostumuz burada tiyatro yapın dedi oraya geçtik

    Tiyatronuzu Şişli`ye ne zaman taşıdınız?
    Daha sonra 1972 de Şişli tiyatrosuna geçtik, tam 21 yıl burada kaldık. Bu sebepten oranın bizim olduğunu zannetti çoğu kişi.
    Tiyatroyu kapattık ama pişman olduk

    Zannedersem bir ara tiyatroyu kapatmayı bile düşündünüz.
    Evet, daha sonra bu işin olmaması gerektiğine dair bir kanı uyandı biz de. Ve tiyatro yapmak çok zor, şartlar çok zor artık vazgeçelim bu işten dedik. Ama bir hafta sonra çok pişman oldum bende. İşte Veysel Üstün bey, burasını çok asil bir şekilde bize sundu, bizde beğendik, sevdik ve genç bir kadroyla burada yeniden başladık tiyatro yapmaya. Allah mahcup etmez inşallah. Yani, bu işe ara vermek falan olmaz. Ömrümüz yettikçe tiyatro yapacağız.

    Şişli`yi tercih etmenizin bir sebebi var mıydı?
    O zaman müsait bir salondu, teklif geldi uygundu tercih ettik. Bir de o zamanlar Şişli, sinemalar ve tiyatrolar semtiydi.

    Tiyatronun önemini yitirmesini hangi sebebe bağlıyorsunuz?
    Herkes gibi biz de televizyondan çok etkilendik. Çok sarsıntılar geçirdik. Yine zaman zaman oluyor böyle sarsıntılar... Ama biz bu sıkıntıları yaşadığımız için bağışıklık kazandık artık. Dışarıda ki bütün çalışmalarımızı tiyatroya kanalize ettik. Tiyatroyu ayakta tutabilmek için bütün gücümüz ile çalışmaktayız. Allaha çok şükür ki oyunlarda hiç başarısızlığa uğramadık. Hangi oyun diye sorsanız, hepsinin yeri ayrıdır, bir ayırım yapmam da mümkün değil derim.

    Siz nelere gülersiniz, kendinize gülüyor musunuz mesela?
    Ben çok gülen bir insan değilimdir. İşte gördüğünüz gibi. Hatta hiç gülmem. Ama çok güldürüyorsunuz.

    Çok güldürme iddiam da yok. Görevimi yapıyorum Öyle ağzımdan bal akan bir insan da değilim. Şimdi biz de bütün yeni dizileri seyrediyoruz. Ne yapmışlar bakalım değil mi?
    Sinema tiyatroya eş değer değil

    Sinemayı sever misiniz?
    Ben sinemayı başından beri hiç sevemedim. Belirli bir ölçüsü olmayan bir ilişki gibi geldi bana. Birazda insanların birbiri ile olan ilişkileri pek tutarlı gelmedi bana... En kötüsü de zaman mefhumu yok. Bir de benim çok yabancı olduğum bir teknik. Benim tiyatroyla eş değer de değil... Sevemedim işte. Ben onu sevmediğim için o da beni sevemedi. Tiyatroda seyirci ile göz gözesiniz. Anında verdiğinizi anında alma imkanınız var. Sinemada bu yok. Buna rağmen yine de 20- 25 film de oynadım.

    Devletin desteği var mı tiyatrolara?
    Vermesine veriyor da, biz de öyle çok zengin bir devlet değiliz ki, ama olacağız inşallah. İşte kendi verebildiğince yardım da bulunuyor. Ama verilen para iki haftalık tanıtım parasıdır, reklam tanıtımı bunlar çok para tutuyor hele sezon başında dekora, tanıtıma muazzam paralar gidiyor. İşte sadece 2-3 hafta onu kullanabiliyoruz, ondan sonra çalış babam çalış.

    Bundan önceki oyununuz Kiralık Daire beklenen ilgiyi gördü mü?
    Çok şükür gördü bir tekrardı yine de beklenen ilgiyi gördü. Bütün şartların ters olmasına rağmen mesela Ramazan falandı Bizin talebeliğimizde tiyatro çok önemliydi. Hatta tiyatroya gitmek bir ayrıcalıktı. Bizim talebeliğimizde de Salı günleri dram tiyatrosunun talebe günleriydi. Perşembe günü de komedi tiyatrosunun talebe günü olurdu. Böyle etkinlikler vardı, bütün talebeler için o günün bir önemi vardı. Hepimizin eli ayağı titrerdi, gayet anlayışlı, görgülü, kültürlü seyircilerimiz vardı, çok heyecanlanırdık onların karşısında. Şimdi çok kolaya alıştık, tembelleştik. O zamanki 10 seyirci yerine şimdi 3 seyirci zor geliyor. Sebep biraz da ekonomik olabilir mi? Tabii 5 kişilik bir aile gelse 100 milyon TL verecek, yani neredeyse bir haftalık mutfak masrafı ama biletleri aşağı çekmenin imkanı yok. Biz bunların bilincindeyiz ama çok zor.

  5. #5
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları

    Ekranların munis babası
    Gazanfer Özcan

    Gazanfer Özcan, özel tiyatrosu ve televizyondaki başarılı çalışmalarıyla tiyatroyu yaşatan usta bir oyuncu... Özcan'la, hiç vazgeçmediği tiyatro tutkusundan beyaz cama, keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

    Tiyatro yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?
    Çocukluk yıllarımda mahalle sakinlerinin, aile yakınlarımızın ve dostlarımızın taklidini yapardım. O zamanlar mahallemizde genç bir hanım vardı, üniversite öğrencisiydi. Yaptığım taklitleri çok başarılı bulurdu. İşte o hanımefendi lise yıllarımda İngilizce öğretmeni olarak karşıma çıktı. Çocukluğumu yakından tanıdığı için yıl sonu müsameresine beni önermişti. Tiyatroyla tanışmam da böyle oldu. İlk önce, okulda kurulan jüri önünde verdiğim sınavı geçtim. Daha sonra İbn-ür Refik Ahmet Nuri Bey'in Hisse-i Şahika adlı oyununda, Bican Efendi tiplemesiyle ilk rolümü oynadım. Aradan bir yıl geçtikten sonra şehir tiyatrolarına girdim ve 1949 yılında da kadrolu olarak çalışmaya başladım. Gönül Hanım'la 1962 yılında evlenmemizin ardından kendi özel tiyatromuzu kurduk.

    Anadolu turnelerine çıktınız mı?
    Geniş bir kadromuz olduğu için on iki ay boyunca çalışmamız gerekiyordu. On sekiz yıl boyunca mayıs-eylül ayları arasında turneye çıktık. Kadromuzun geniş olması ve dönemin zorlukları nedeniyle iki büyük şehre gidebildik. O zamanlar bir buçuk ay İzmir'de, bir ay Ankara'da kalarak perde açıyorduk. Beş yıl önceyse, daha fazla şehri kapsayacak şekilde turnelerimize tekrar başladık.

    Tiyatronun bugünkü durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Sıkıntı yaşadığımız dönemler oldu ve olmaya devam ediyor. Bu sıkıntının nedeni aslında ekonomik... Tiyatronun o kadar çok görünmeyen masrafı var ki, altından kalkmak kolay değil. Olmayan parayla bütün bir yılı oyuncularınıza garanti etmek durumunda kalıyorsunuz. Devletin de düzenli, istikrarlı bir tiyatro politikasının olması gerekiyor. Devlet özel tiyatrolara yardım ediyor, fakat orada bile belli bir statü ve düzen yok. Yapılan yardımlar, masrafların yanında yetersiz kalıyor. Ancak şunu da söyleyebilirim ki, her yıl daha iyiye ulaşmak için bir çaba sarf ediliyor.

    İzleyicinin tiyatroya ilgisi değişti mi?
    Seyirci çok değişti... Bir örnek vereyim; biz önceden haftada dokuz oyun sahnelerdik ve her oyunda salonumuz dolardı. Bugün bunu sağlamak çok kolay olmuyor. 1964 yılında, 38 özel tiyatro vardı. Birçok tiyatronun kapanmasıyla bu sayı azaldı. Giden seyircinin yerine maalesef yenisi gelmedi. Seyircinin azalmasındaki en büyük neden televizyon kültürü oldu. Seyirci televizyonla birlikte rahata alıştı; artık tiyatroyu, müzikali, eğlenceyi evinde hiçbir masrafa girmeden seyredebiliyor. Ekonomideki gelişmeler alım gücünü azalttığından, seyircinin tiyatroya ayıracağı para da azaldı. Bir de seyirci tatillerini seyahatlere çıkarak değerlendirmeye alıştı. Biz önceleri bayram tatillerinde ilave matineler yapardık. Şimdi bunu da yapamıyoruz; tatillerde İstanbul'un yarısı şehri terk ediyor.

    Bir dönem perde kapatmıştınız. O dönem nasıl geçti?
    Yaklaşık on iki yıl önce kadromuzu kurmak için oyuncu arıyor, fakat bir türlü bulamıyorduk. Çünkü insanlar bir yerlere dağılmıştı; gelir kaynağı yüksek yerlerde, özel televizyonlarda çalışmaya başlamışlardı. O yıllar özel televizyonların ilk dönemleriydi. Oyunu konuşturacak insan bulamayınca, artık bu işin bittiğine karar verdik ve 1994 yılında perdeyi kapattık. Bir hafta sonraysa verdiğimiz karara pişman olmuştuk.

    Ben, tiyatro sevgisini tedavisi mümkün olmayan bir hastalık olarak tanımlarım. Haliyle bu hastalıktan kopmak mümkün değil. Üç yıl boyunca perdemiz kapalı kaldı ve bu seneler bizim için çok zor geçti. Tiyatroya ara verdiğimiz dönemde Kuruntu Ailesi adlı dizi çalışmamızı sürdürüyorduk. Dizideki ekibimiz tiyatrodakiyle aynı kişilerden oluşuyordu. Bu nedenle tiyatronun yokluğunu çok fazla hissetmedik. Perde hiç kapanmamış gibi aynı havayı yakalamaya çalıştık. Ancak, dizi çalışmamız bitince tiyatro yapma isteğimiz arttı ve perdeyi açarak, her şeye yeniden başladık.

    Genç tiyatro oyuncularının tiyatro aşkı sizinki kadar güçlü mü?
    Gençlerde tiyatroya ilgi, özellikle oyuncu olma hevesi arttı. Bu gelişme, bir yerde gençlerimizin ailelerinin de tiyatroya ilgi duyduklarını göstermesi açısından önemli. Kadromuz iyi eğitilmiş genç insanlardan oluşuyor. Bu bile gençlerin tiyatro tutkusunu göstermesi açısından güzel bir örnek.

    Sahne öncesinde rolünüze hazırlanırken heyecanlanıyor musunuz?
    Heyecan hiç bitmiyor. Biz oyuncular oyunun başlamasından üç dört saat önce tiyatroya gelir, hazırlıklarımızı yaparız. Sahneye çıktığımızdaysa her şey bambaşkadır. Heyecan yine vardır, nabız atışımız değişir, tansiyonumuz iner ve çıkar, fakat çok garip bir şeydir ki; bedenimizde ağrılarımız varsa, sahneye çıktığımız anda hepsi diner.

    Televizyon dizinizin başarısını neye bağlıyorsunuz?
    Televizyondaki çalışmamız her şeyden önce tek güvencemiz. O yüzden tüm özverimizle sürdürüyoruz. Çok iyi bir ekibe sahibiz ve orada da ikinci bir aileyiz. Senaryo konusunda çok şanslı olduğumuzu söylemek isterim. Çok yetenekli genç bir hanım senaristimiz var. Her hafta altmış sayfalık senaryo yazarak insanları konuşturuyor ve çıkardığı işi seyirciye de beğendiriyor. Bunu başarmak hiç de kolay değil.

    Sahnedeyken yaşadığınız ilginç bir anınızı paylaşır mısınız?
    Yıllar önce şehir tiyatrolarında bir oyun sergiliyorduk. Ön sırada oturan bir seyirci oyun sahnelenirken bir şeyler söylüyor, gülüyor; adeta oyuna iştirak ediyordu. Bir oyuncu olarak dikkatim dağıldı, durmak zorunda kaldım ve o seyirciye yönelerek, "Lütfen yerinizden kalkıp en arka sıraya geçiniz. Siz birinci sırada oturacak seyirci değilsiniz. Tiyatronun ne olduğunu öğrenmek için en arka sıradan başlamalısınız" dedim. Tiyatro izlemek de bir adabımuaşeret gerektiriyor. Bunu öğrenmek için de, çocuk tiyatrolarından başlayarak tiyatroyu bir alışkanlık, bir kültür haline getirmeli
    __________________

  6. #6
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları

    Tahsin Baba ve İfo ile rakı muhabbeti

    Tiyatrosunun biriken vergi borcu yüzünden sıkıntılı günler geçiren Gazanfer Özcan, alkollü içki fuarında sohbetli bir tanıtıma katıldı. Usta oyuncuya bu keyifli etkinlikte ‘Avrupa Yakası’nda eşi ‘İfo’yu canlandıran Hümeyra eşlik etti.


    Türk tiyatrosuna yarım asırdan fazla süre hizmet veren Gazanfer Özcan, tiyatrosunun biriken vergi borçları nedeniyle zor günleri henüz atlatamadı. Ödeyemediği için faizleri nedeniyle 300 milyarı bulan borçlarını televizyon dizisinden kazandıklarıyla kapatmaya çalışan Gazanfer Özcan, geçtiğimiz günlerde de alkollü içki fuarında bir tanıtıma katıldı.

    ŞENLENDİRİCİ KONSERİ
    Hilton Oteli'ndeki alkollü içecek fuarına 'Avrupa Yakası'nda eşini oynayan ünlü sanatçı Hümeyra ile birlikte katılan Özcan, 'Mercan Türk Rakısı' standında 'rakı muhabbeti' yaptı. Klarnet ustası Hüsnü Şenlendirici'nin mini konseri ile Hümeyra ve Gazanfer Özcan'ın sohbeti, tanıtımı izleyen konukların beğenisini topladı.
    HASTALIK ZİNCİRİ
    Hakkında merak edilenleri açık yüreklilikle açıklayan Gazanfer Özcan, Kültür Bakanlığı'nın özel tiyatrolara destek vermeye başlamasından sonra ilk kez bu yıl destek alamadıklarını söyledi. Özcan, "Bize desteği vergi borcumuz yüzünden kesmişler. Oysa o parayla vergi borcunun bir kısmını kapatabilirdik. Ama biz bu tür zorlukların daha büyüğünü daha önceleri de yaşadık ve atlattık. Bunu da atlatırız" diye umutlu olduğunu dile getirdi.


    'KIZIM AYRILMADI'
    Gazanfer Özcan, vergi borcunun; eşi Gönül Ülkü'nün felç geçirmesi ve beyin ameliyatı, kendisinin de by-pass ameliyatının yüksek maliyetleri nedeniyle biriktiğini belirtti. Gazanfer Özcan, kızı Fulya Özcan ile damadı Gazanfer Ündüz'ün geçtiğimiz yıl boşanmalarıyla ilgili de şunları söyledi: "Öyle bir laf çıktı ama ayrılmadılar. Biz de fazla üzerinde durmadık. Tek gün dahi evden ayrılmadı damat. Allah mutluluklarını devam ettirsin. 20 yıllık bir evlilikleri var çünkü." 'Nefes Nefese' dizisindeki rolüyle oyunculuğa geri dönen Fulya Özcan'ın oğlu Tarık da aynı dizide oynamaya başladı. Gazanfer Ündüz ise geçtiğimiz hafta sona eren 'Melekler Adası' dizisinde oynuyordu.

    BÜLENT İPEK - MAGAZİN
    sabah_günaydın

  7. #7
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları



    Dizilerden kazandığım parayı devlete yatırıyorum

    DİLEK CİHAN GÜRAY
    Avrupa Yakası'nın sevilen babası Gazanfer Özcan, ilerleyen yaşına rağmen genç tiyatroculara taş çıkartıyor. Gücünün üstünde arı gibi çalışan sanatçı, filmlerden aldığı parayı tiyatrosuna yatırıyor. Sinemayı bir türlü sevemeyen Özcan, “Paraya ihtiyacım olmasaydı filmlerde rol almazdım.” diyor.


    Sinemayı sevmedim ama oynamaya mecburum
    Tiyatronun duayenlerinden sadece biri Gazanfer Özcan. Devlete olan 400 milyarlık borcu yüzünden büyük sıkıntılar yaşayan sanatçı, yavaş yavaş krizi atlatmaya çalışıyor. Ancak “Borçların bittiğini ben görebilir miyim bilemiyorum.” diyerek de veryansın ediyor. Kuruntu Ailesi’nin Hüsnü Kuruntu’su ile televizyon seyircisinin gönlünde taht kuran Özcan, Avrupa Yakası’nın Tahsin Baba’sı olmaktan da son derece mutlu. Ama televizyondan ve sinemadan aldığını tiyatrosuna lağvetmekten de şikayetçi. Anlattıklarına bakılırsa usta oyuncunun paraya ihtiyacı olmasaydı ne televizyonla ne de sinemayla işi olmazdı.
    Önümüzdeki sezon “Öp Babanın Elini” devam edecek mi?
    Gelen istek öyle. Belki bir iki ay daha devam edecek. Tabii yeni oyun da olacak; ama henüz belli değil.
    Tiyatroda kendinizi ve ekibinizi hangi noktada görüyorsunuz?
    Biz hep yaptığımızdan gurur duyduk şimdiye kadar. Çünkü birtakım şeylere tevessül etmedik. Politik espri yapmadık, belden aşağı konuşmadık. Böyle bir güldürü anlayışımız var. Bu bizim için bir kural oldu. Diğer yollar biraz daha ucuz yollar. Gereksiz. Oyunun kuralları için neyi gerektiriyorsa sürdürüyoruz.
    Tiyatrolar çok sıkıntı çekiyor. Bir aralar siz de çektiniz. Niye böyle oluyor; sanatı, sanatçıyı seven bir milletiz aslında?
    Hep oluyor bu; ama biraz da suç bizim camiada. Çünkü yeterince olumlu şeyler yapmadılar. Garip bir şeyler yaşıyorlar; ama ben her zaman umutluyum. İleriye dönük hiç umudumu yitirmedim ben. İyi şeyler olacağına inanıyorum. Hele hele tiyatroya gençlerin ilgisinin çoğalması son derece memnuniyet verici bir şey. Televizyonu her ne kadar sevmesem de şu anda tiyatroyu ayakta tutuyor diyebilirim, yoksa bu yaştan sonra ne işim var televizyonda benim.
    Tiyatronuz birçok sıkıntıyı üst noktada yaşadı; ama hiç pes etmediniz, diğer sanatçılar tiyatrolarını kapatırken siz ayakta tutmak için büyük mücadele verdiniz...
    Öyle görünmek zorundayız. Ataların dediği gibi “kan kusup kızılcık şerbeti içmek” bizimkisi. O kadar çok olumsuz şeyler yaşadık ki 57 yıl içinde, bunun zaman zaman değiştiğini de görünce insana bir rahatlık geliyor. Demek ki bu sıkıntılar da geçecek diyoruz.
    Vergi borcunuz hep konuşuldu. 30 milyardan 400 milyara nasıl çıktı böyle?
    Önemli hastalıklar girdi araya. Eşim ağır bir hastalık geçirdi. Arkasından ben by-pass geçirdim iki defa. Bu dönem içindeki gelirler giderleri karşılamamaya başladı. O yüzden bir sıkıntı yaşandı. Ufak vergi borçları çığ gibi büyüdü. 2001 krizi de etkiledi tabii.
    Peki parasal sıkıntılarınız geçti mi?
    Bitmedi, bitmez. Devlet yardımı almıyoruz, bütün tiyatrolardan kaldırıldı. Biz kendi yağımızla kavrulmaya çalıştık. Borçları ödememde, oynadığım televizyon dizisi çekimi yardımcı oluyor. Allah eksikliğini göstermesin. Avrupa Yakası’ndan aldığımızı getirip buraya lağvediyoruz. Tiyatromuz 150 kişilik. Bu kadar kişilik tiyatronun geliri ne kadar olabilir ki?.. O yüzden iyiyiz deyip her zaman şükrediyoruz. Tiyatronun dört başı mamur olduğu bir dönemi ben hatırlayamıyorum.
    “Kendimizi alkışlatmak için cebimizden para veriyoruz” diyorsunuz. O dönem çok mu üzüldünüz?
    Alıştık artık n’apalım.. Tiyatro doyumsuz bir duygu, birdenbire feda edilecek bir duygu değil. Bütün sıkıntılara rağmen bir şakşak, bir günün güzel geçişi insana yeterli geliyor. Tiyatro aslında bizim ana işimiz. Öbürleri hep yan kollar, ancak yardımcı olur. Bugün tiyatrodan ayrı kalsam kimse kapımı dahi çalmaz, tiyatroda olduğun müddetçe istenilen bir insan olursun. Tiyatro bizim vitrinimiz.
    Hüsnü Kuruntu, Tahsin Sütçüoğlu ve Gazanfer Özcan... Üç baba da birbirine çok benziyor sanki, kendinizi mi oynuyorsunuz yoksa?
    Hemen hemen. Hatta şöyle diyelim Kuruntu Ailesi’ndeki baba, benim kendi babam. Ondan esinlenip yaptım. Avrupa Yakası’ndaki baba da onun bir nevi alafrangası. Onlarla özdeşleştim ben. Kendi aile kurallarımı buraya yansıtıyorum. Evde çoluk çocuk nasılsak onları devam ettiriyorum. Yazarlar da bu tavrı iyi keşfettiler. Bayağı aile içindeymiş, benim hayatımı yazıyorlarmış gibi...
    Mesleğinizi icrada zorlandığınız noktalar oldu mu?
    Sadece sinema filmlerinde zorlandım. Hep kendimi yetersiz hissettim. Hep acz içinde hissettim. Acaba yapabilecek miyim endişesi içindeydim hep. Allah yardım etti, hepsinin üstesinden geldim. 32 filmde oynamışım; ama sinemayı hiç sevemedim.
    Neden?
    Bilmiyorum kuralları ters geldi. Yani benim çalışma sistemime, tiyatrodaki alışkanlıklarıma uymayan bir sistem. O yüzden daha başlangıçta gençken sevmedim. Sevseydim sinemada bir yerlere gelirdim. O da beni sevmedi. Ama mecbur kaldıkça ekonomik nedenlerle yapmaya çalıştım.
    Biz şimdiye kadar sizi hep sahnelerde eşinizle yan yana gördük; ama Avrupa Yakası’nda ayırdılar sizi, eşinizle orada da beraber oynamak ister miydiniz?
    İsterdim. Hem de çok isterdim. İlk bölümlerde zaten kendimi sudan çıkmış balık gibi hissettim. İlk defa tek başınaydım, öyle özdeşleşmişim ki onunla. Ama Sinan Çetin’i seviyorum. Çünkü onun bazı hallerini kendi gençliğime benzettim. Mesela fevri hareketleri var. Ben de gençliğimde öyleydim, pire için yorgan yakardım. Yani eskiden bir Sinan Çetin’dim yani.
    Kuruntu Ailesi tekrar TV’ye uyarlansa olmaz mı?
    Tabii. Uça uça, bayıla bayıla. 3-4 sene evvel böyle bir teklif sunduk; ama iki satır yazıyla “Eskiyi hatırlatıyor, onun için şimdilik yapılamayacak” diye bir yazı geldi. Ama bu yazı da üç sene sonra geldi. Bunun da bize çok zararı oldu. Çünkü biz kadroyu elimizde tutmak için çaba harcadık, başka yerlere gitmesinler diye maaş ödedik. Bu vergi borçları falan hep o dönemde birikti. Çok yıpratıcı oldu.
    Tiyatroda kimlerle yan yana oynamak isterdiniz?
    Her zaman söylediğim iki isim var. Biri Müşfik Kenter diğeri Genco Erkal. İkisini de çok beğenirim.
    Sanat camiasında eski dostluklar hep konuşulur. Sizin de bu camiadan yakın dostlarınız var mı?
    Saltuk Kaplangı var. Onunla birlikteyken çok mutlu oluyorum. Beraber oynuyoruz zaten. Oyun günü erkenden gelip dertleşiriz, konuşuruz, muhabbet ederiz. En yakını o. Geçmişteki aile hayatını, komşulukları, dostlukları özlüyorum. Eski dostluklarım kalmadı. Herkes kendi yolunu çizdi, mecburen ayrıldık.
    “Beyaz Melek” projesinde kendi yaşıtınızdan pek çok oyuncu ile bir araya geleceksiniz. Bu durum sizi heyecanlandırıyor mu?
    Bu iş gerçekleşirse ne yapacağım, ne olacak diye şimdiden kara kara düşünüyorum. Sanatçılar maalesef hep eleştirel gözle bakar birbirine. Bu, kötü bir alışkanlık. Bende de beğenilmemek korkusu vardır, hep bir endişe yaşarım.
    Aranızda ufak bir rekabet yaşanabilir mi?
    Bu büyük bir sofra. Çatal, bıçak, tabak hepsinin rolü apayrı. Eğer kendi yerini iyi tahlil edersen böyle bir rekabet hissi doğmaz. Herkes kendi kulvarında iyi çünkü.
    __________________

  8. #8
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları

    Usta oyuncu Gazanfer Özcan ile geçmişten günümüze eğlenceli bir söyleşi...
    O bir İstanbul Beyefendisi ..


    Büyük Usta'nın alışverişle pek arası yok... O yüzden de yıllar yılı hep ısmarlama elbise giymiş. Özcan terzisine öyle güveniyor ki diktirdiği kıyafete giyeceği gün bakıyor...



    RÖPORTAJ: TURGAY NOYAN

    İstanbul beyefendisi denilince akla ilk gelecek isimlerden biridir Gazanfer Özcan. Temiz ve nezih Türkçesi ile, zarafetiyle, davranışlarıyla ve elbette sanatıyla, benzersiz ve çok önemli bir insanımızdır. Bir özelliği de her zaman çok şık giyinmesidir.
    Gazanfer Özcan'la vergi borcundan dolayı kapatmayı düşündüğü tiyatrosunda buluştuk. Ve bakın neler neler konuştuk...



    KATLANAN BORÇ

    * Tiyatroyu kapatabiliriz diye çıkan demeçleriniz hepimizin yüreğini hoplattı. İşin aslı nedir?

    - İşin aslı ne kadar ödersek ödeyelim katlanarak artan, bir türlü temizleyemediğimiz bir vergi borcudur... Bu olaylara karşı bağışıklık kazandık. 45 yıldır başka yerlerden kazanıp tiyatromuza taşıyoruz. Yine de ayakta durmak giderek zorlaşıyor. Özellikle de son 5 yıldır bayağı zorlanıyoruz. 5 milyarla başlayan borcumuz katlana katlana şu an 250-300 milyarı buldu.
    Bu yıl üstüne bir de 'devlet yardımını sadece vergi borcu olmayan tiyatrolara verme' kararı alınmış. Yani bir darbe de oradan yedik. Ama kanun nizam bunu emrediyorsa yapabileceğimiz bir şey yok...
    Sıkıntıyı çalışan arkadaşlarımıza aksettirmeden perdemizi açmaya çalışıyoruz.

    DİSİPLİNLİ

    * Avrupa Yakası'nı büyük bir keyifle izliyoruz. Nasıl, siz de memnun musunuz o çalışmadan?

    - Hem de öyle memnunum ki... Özellikle de senaristimizden. Daha önce söyledim, tekrarlayacağım: Belki de ilk kez müdahale etmeme gerek kalmadan ne yazılıyorsa oynanacak kadar mükemmel bir tekst geliyor.
    Yazarımız çok kafalı, iyi eğitim görmüş bir insan. Yaşamı da çok muntazam.

    * Herhalde çekimlerde çok eğleniyorsunuzdur.

    - Herkes çekimlerin neşe içinde geçtiğini sanıyor. Oysa son derece ciddi ve disiplinli geçiyor. Kararında bir mesafe içinde çalışıyoruz, diyebilirim. Gençler de süper, onlar da bu işe ayak uydurdular. Gerçekten de pek keyifli bir çalışmamız var...

    ALIŞVERİŞ KEYFİ

    * Gönül Hanım'la da her konuda pek iyi uyuştuğunuzu biliyorum. Kaç yıl oldu?

    - Evliliğimiz 45 yıl oldu. 11 yıl da ondan öncesi var. Pek içli dışlı bir arkadaşlığımız vardı. 56 yıl olmuş...

    * 56 yılda insan tek vücut gibi olur herhalde. Alışverişe birlikte mi çıkarsınız?

    - Eskiden birlikte çıkardık. Özellikle de evlenmeden önceki yıllarda. Alışverişe çıkmak için bir şeyler icat ederdim. Yıllar yılı böyle sürdü gitti. Sonra birlikte dolaşmak eskisi kadar hoş görünmemeye başlıyor. İster istemez ayrı ayrı gidiyorsunuz.

    2. BEDİA

    * Gönül Hanımın giyim konusunda pek titiz olduğunu duyarım...

    - Hem de nasıl. 'İkinci Bedia Muvahhit' derim ben ona. Üstüne başına, kılığına kıyafetine pek dikkat eder. Pek güzel de birbirine uydurur giydiklerini. Sırası gelmişken Hümeyra da öyle. O da giyim kuşama çok meraklı. Pek başarılı.

    * Hümeyra Hanım profesyonel olarak da bu işi yapmıştı. Bana onun başarısı bu açıdan doğal geliyor. Gerçekten çok zevkli ve hoş giyiniyor.

    -Doğru söylüyorsunuz. Eşim için iftiharla söyleyebilirim. Gerçekten çok titizdir. Bir kez olsun makyajsız göremezsiniz. Kalkar kalkmaz ilk işi toplanmak olur...

    KIYAFET SEÇİMİ

    * Anladığım kadarıyla son zamanlarda alışverişe yalnız gidiyorsunuz...

    - Bir bakıma evet diyeceğim. Kendim seçiyorum. Ama dolaşmayı da pek sevmem. Geçerken bir iki bakarım vitrinlere. Bu kısmı, karar verinceye kadar geçen kısım olarak düşünün. Sonra kararımı verir alıp çıkarım.
    Zaten konfeksiyon şansım yok. Yıllar yılı hep ısmarlama elbise giymişimdir. Bir terzim var. Beni öylesine bilir ki, elbiselerimi provasız bitirir. Diker getirir. Ben de bir kenara korum. Giyeceğim güne kadar da bir kez olsun bakmam.

    * Eşiniz de sizin gibi çabuk karar verir mi?

    - Aman efendim ne demezsiniz! Maaşallah bu konuda inanılmaz bir sabrı vardır. 25 çeşit giysi olsun, hiç üşenmeden 25'ini birden dener, giyer, çıkartır. Bir de sorup fikrinizi alır.
    Ayrıca bitmez tükenmez bir alışveriş isteği vardır. 30 kat giysisi olsun, 3-5 yeniyi de aynı ilgiyle ister. Bu konuda hoş anılarımız var.
    Bir zamanlar yurtiçinde tekstil ve konfeksiyon bu kadar mükemmel değildi. Dışarıya gidildiğinde de bol bol alışveriş yapardık. Tabii hem kendimize hem de yakınlarımıza...
    Döndükten sonra bir şekilde o yakınlara alınanlara da tekrar tekrar bakar, vermeye kıyamaz "Ona başka bir şey alırım" diye kendine malederdi.

    GEÇMİŞİN İZLERİ

    * Bugün kuliste yakaladım. Ama biliyorum ki, siz de pek kravatsız dolaşmıyorsunuz.

    - Öyle alıştık. Ben ilkokulda önlük yakalarımı bile kendim kolalardım. Rahmetli babam Devlet Demiryolları'nda çalışırdı. Pek şık giyinirdi. Akşamları pantolonları şiltenin altına koyardı. Sabah kalktığında ütülenmiş olurdu. Ona "Süslü Kondoktör" diye isim takmışlar...
    Şimdi pek klasik gelecek ama gerçekten bizim zamanımızda Beyoğlu'na kravatsız, kolasız gömlekle çıkılmazdı. En güzel elbiseler giyilir, her şey iyice ütülenir, Taksim'e çıkıp öyle tur atılırdı. O zamanlardaki alışkanlıkları da yenemiyorsunuz.

    * Çok eskilerde bu işi nasıl yapardınız?

    - 1950'li yıllarda bir spor ceketim, bir gri pantolonum, bir de lacivert elbisem vardı. Bir gün birinin ceketini, ötekinin pantolonuyla giyerdim. Ertesi gün tam tersini yapardım. Öyle öyle haftanın tüm günlerini farklı kıyafetle tamamlardım. Üçbuçuk elbise ile 7 elbisem olurdu. Şimdi 7 değil 27 oldu. Sonuçta aynı şey...

    MODAYA BAKIŞI

    * Yeni modaları nasıl buluyorsunuz?

    - Yadırgıyorum. Göbeği açık giysiler hoş değil ama yine de giyiyorlar. Saçlarını bozmak için üstüne para veriyorlar. Şaşırıyorum.Torunum var. Kızımın oğlu, 18 yaşında tek aşkım: Tarık Gündüz. Bu konuda bana çok benziyor. Son derece şık geziyor, giyimde inanılmaz derecede titiz...
    İnşallah hep böyle devam eder.

    ANILARDA GEZİNTİ

    * İzmir'le ilgili kimbilir ne anılarınız vardır.

    - Olmaz mı? İzmir bizim kalemizdir. 1963 yılından itibaren 18 yıl aralıksız gittik İzmir'e. Hem de kesintisiz 45 günlüğüne...
    Pek eğlenirdik. Akşam oyun bittikten sonra sahneye bir masa kurulurdu. 13-14 kişilik. Diğer tiyatrolardan dostlar da gelirdi. Mesela Nejat Uygur ailece gelirdi. Çok eğlenirdik. Çok keyif alırdık. Rahmetli Osman Kibar da iyi dostumuzdu. Gecenin bir vakti pat diye çıkar gelirdi, "Yine bensiz muhabbete başlamışsınız" diyerek. Nur içinde yatsın.

    KOMİK BİR ANI

    - İzmir'e bir İzmir anısıyla selam yollayayım. Bir yıl yine İzmir'e gittik. Yaz günü, amiri de, memuru da kısa kollu gömlek, altına da bir pantolon giyiyor. Bizi öyle giyinmiş bir bey karşıladı. Ben de sarıldım yanaklarından öptüm. Adam biraz tedirgin oldu. İçeriye girdik. Adam sandalyenin ucuna ilişti, "Abi siz beni hatırlamadınız?" diyor. Ben "Aşk olsun hatırlamaz mıyım?" diye direniyorum. Sonunda adamın bizim otomobili yıkayan kahya olduğunu öğrendik.
    Olay sırasında Yeni Asır muhabiri de oradaydı. Ertesi gün gazeteyi elimize aldık. Bir de ne görelim. Magazin sayfasında kocaman bir haber:
    Gazanfer Özcan önüne geleni öpüyor!

    Tiyatroda kendimizin rakibiyiz

    * Kendi tiyatronuzda da genç bir ekiple çalışıyorsunuz değil mi?

    - Evet. Aynen Avrupa Yakası'ndaki gibi genç, dinamik ve iyi eğitimli arkadaşlarla çalışıyoruz. Çok da başarılılar. Tek eksikleri deneyim. Onu da birlikte zaman içinde tamamlayacaklar. Bir noktayı söyleyeyim: Biz iddialı değiliz. Her zaman tek yarışımız kendimizle olmuştur. En iyisini, en temizini, en doğrusunu yapmaya çalışırız.

  9. #9
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları

    Tahsin'e çok gülüyorum

    Yılların tiyatro oyuncusu Gönül Ülkü Özcan, ilk kez eşini televizyondan izlemeyi tercih etti ve tam anlamıyla 'müptelası' oldu. 'Avrupa Yakası' isimli dizide eşini evin babası 'Tahsin' rolüne çok uygun bulan ve Hümeyra'yla da yakıştıran Gönül Ülkü, "Ama Gazanfer evde Tahsin kadar kolay değil" diyor.

    Eşini televizyonda izlerken çok gülüyor Gönül Ülkü Özcan. "Gazanfer'le Tahsin birbirlerine çok benziyor" diyor. Hümeyra'yı da çok beğeniyor. Eşimin yanında keşke ben oynasaydım diye geçirmiyor bile aklından. Hem zaten o, 'Avrupa Yakası'nın müptelası olmuş, çok eğleniyor.

    * Tahsin Bey karakterine çok gülüyorum. Gazanfer'le Tahsin birbirlerine çok benziyor. Gerçek hayatla örtüşen yanları hemen hemen var gibi. Gazanfer de titiz, çocuklarına Osmanlıca davranan, biraz muhafazakar bir insan. Ama Gazanfer dizideki kadar şen şakrak değil, evde biraz zordur. Bunda geçirdiği hastalıkların da etkisi var. Mesela sesi kısıldığı zaman biraz sinirli oluyor. Bir de biraz da simetri hastalığı vardır.

    * Gazanfer Özcan ve Gönül Ülkü Özcan'ı 16 yıl 'Kuruntu Ailesi' isimli dizide birlikte izledik. Ancak uzun süredir ikiliyi televizyon ekranlarında birlikte göremiyoruz. Gönül Ülkü, boyun damarlarındaki daralmadan dolayı iki sene önce ciddi bir rahatsızlık geçirdiği için gelen teklifleri reddediyor.

    * İç karartıcı ve ızdırap verici şeyler bana iyi gelmiyor. 'Avrupa Yakası'nda çok eğleniyorum. Bu dizinin bu kadar sevilmesindeki en önemli neden bence Türkiye'nin tıpkı 'Kuruntu Ailesi'nde olduğu gibi bu aileyi de bağrına basması. Bir de oyuncuların hepsinin yüksek tahsilli olması ve birkaç dil biliyor olmaları gibi nitelikler de diziye belli bir kalite getiriyor.

    * Gülse Birsel'in kullandığı dile ve gözlemlerine hayranım.

    * Hümeyra'nın oynadığı karakteri keşke ben oynasaydım diye bir şey geçmiyor aklımdan. Çünkü kendisi çok güzel oynuyor. 50 senedir zaten Gazanfer'le birlikte oynuyoruz, öyle bir duygu olmaz bizim için. Artık biraz da ayrı ayrı oynamak istiyorum. Hümeyra'yı hayranlıkla izliyorum. Hatta diziden sonra ona 'Hümeyracığıma' diye övgü dolu özel notlar yazıp gönderiyorum.

    * Beni ve Gazanfer'i hayata bağlayan oyunlarımız, tiyatromuz... Doktorlar da zaten öyle söylüyor; 'Siz gidin de bir an önce başlayın oyunlarınıza tiyatroda. Başka türlü iyi olacağınız yok'



    BU SEVGİLİ EŞİ GÖNÜL ÜLKÜ ÖZCANLA YAPİLMİŞ BİR RÖPORTAJ

  10. #10
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Gazanfer Özcan Röportajları

    Ramazan Bayramı vesilesiyle bir araya geldiğimiz Gazanfer Özcan, "Son 10 yıldır, bayramlar dinlenme zamanlarına dönüştü" diyor. Birçok bayramı sahnede geçiren Özcan: "Şimdi oynamaya bile teşebbüs etmiyoruz çünkü bizim seyircinin yüzde 80'i şehir dışında oluyor"
    "Bayramda artık seyirci gibi biz de dinleniyoruz"


    Fatih TÜRKMENOĞLU


    Küçücük tiyatronun, nohut oda kıvamındaki müdür odasında buluştuk Gazanfer Özcan'la. Sadece beş dakika geç geldi ama iki kez telefonla aramasına karşın bin bir özürle selamladı. Eski bayramlardan "Avrupa Yakası" dizisine, tiyatronun tozlu anılarından yeni oyunlarına kadar çok uzun konuştuk. Her fırsatta "Ne içersiniz, aman orada rahat değilsiniz" diye gerçekten içten bir ihtimamla ilgilendi. Hani, bir gün görmüşün konuğuyla ilgilenebileceği gibi, yoksa "Aman basın mensubuyla iyi geçineyim" ilgisi değil. Yönetim kurulu onur üyesi, okulun en yaşlı ve saygıdeğer hocası, emekli olmuş ama danışmanlık yapan genel müdür kıvamında bir beyefendi. Hüsnü Kuruntu'dan Tahsin Sütçüoğlu'na ünlü Gazanfer Özcan mimikleri eşliğinde keyifli birkaç saat geçirdik.

    Buluşmamız bayram arifesine denk geldi. Her ne kadar "Eski bayramların tadı nerede?" dense de, yine de bayramlarda bir coşku var gibi...
    Eski bayramlar dostlukların, yakınlaşmaların, iyiliklerin bir arada yaşandığı zamanlardı. Durumu müsait olanlar, yardıma muhtaç olanlara koşturur, evlerde şölenler düzenlenirdi. Hele son 10 yıldır, bayramlar dinlenme zamanlarına dönüştü. Şehrin aşırı yoğunluğuna direnemeyen insanlar, bayramları dinlenme fırsatı olarak değerlendirmeye başladı. Bu yardımlaşma ilişkileri falan da yozlaştı.

    Aslında örf ve adetler hep aynı, değil mi?
    Evet, hep aynı. Biz Hacıbekir'den akide şekeri, lokum ve badem ezmesi alıp ayrı kaplarda misafirlerimize sunardık. Gücü yeten çikolata da alırdı. Şimdi de bir yönüyle böyle.

    "Turnelerle geçti ömrümüz"

    Torununuza baktığınız zaman, yine de farklı bir bayram anlayışı görüyorsunuzdur ama.
    Aşkım, torunum Tarık, şimdi 18 yaşında. Anne karnında da sahneye çıktı o. Bakıyorum da, hem okulu çok seviyor hem de tatili iple çekiyor.

    Çoğu bayramı sahnede geçirmişsinizdir...
    Çok uzun yıllar. Şimdi oynamaya bile teşebbüs etmiyoruz çünkü bizim seyircinin yüzde 80'i şehir dışında oluyor. O zamanlar ilave matineler koyardık. Zaten çok çalıştık hep. Haftada dokuz oyun oynayıp boş günlerde de yakın illere turnelerle geçti ömrümüz.

    Bayramlarda oynarken, oyun içinde değişiklikler de yapar mıydınız?
    Programa ilave bir güzellik koyardık. Mesela 60'larda Orhan Boran çok sükseliydi. İki perde arasına onu çağırırdık, seyirci alkış kıyamet... Seyirci aynı ücret içinde birkaç program görüyor...

    Bu yıl nasıl geçiyor?
    Herkes gibi, dinlenerek geçiriyoruz. Ayın 11'inde, "Müsteşar Bey" oyunuyla perdeyi açıyoruz. Provalar falan, zaten bir hayli yorgunuz.

    Tabii bu ekstralar hep sizin cepten çıkardı...
    Şimdi biz hep "Bir elimiz yağda, bir elimiz balda" gözükürüz ama hep dışarıda kazanıp tiyatroyu besledik. Eski zamanlarda, bir tiyatrocu diğerine aczini belli etmezdi. Şimdi 150 kişilik bir salonumuz var. Bu yıl yardım da alamadık, kendi yağımızla kavruluyoruz. Arada seslendirmeye de gidiyoruz.

    "Vergi borcumuz 300 milyar "

    Yardım alamamanızdaki gerekçe neydi?
    Vergi borcumuz vardı, 5 milyardan 30'a kadar çıktı. Hastalıklardan dolayı ödeyemedik. Bugün 300 milyara dayandı. Vergi Dairesi'ne her hafta gidip 2,5 milyar ödüyorum. Bu da sadece borcu büyütmüyor, zaten ana parayı da sormuyorum artık. Sayın başbakanla, şimdi sizle oturduğumuz gibi diz dize oturduk. İlgilendi sağ olsun...

    Bir sponsor bulma şansınız yok mu?
    Yardım bir tiyatrocunun en son çaresidir. Keşke sanat dallarında bir vergi affı olsa ve vergiden muaf bir tutum benimsense... Keşke belirli bir yaş sınırı konsa, diyelim ki beş yıl ayakta kalmayı beceren bir tiyatrodan vergi alınmasa...

    Bu durum bütün aileyi de etkilemiştir.
    Bizim aile yaşantımız Hüsnü Kuruntu'daki aile yaşantısına benzer. İç içeyizdir ama ciddi bir ilişkidir. Birbirimizi çok severiz ama eski babaların çocuklarını uykuda sevmesi gibi, resmiyet de vardır. Ben sıkıntılarımı onlara hiç belli etmem. Geleneksel Türk ailesinin örf ve adetlerine riayet etmeye çalıştım. Sevgi dolu ama otoriter.

    "Beni el üstünde tuttular"

    Gönül Ülkü hanımla kaç yıldır evlisiniz?
    56 yıllık beraberliğimiz var. Gönül'ün ilk eşinden olan bir oğlu, benim de ilk eşimden olan kızım Fulya; hep birlikte yaşadık.

    Tanıştığınızda başkalarıyla evliydiniz...
    Evet, çok iyi dosttuk. Kadınla erkek dost olamıyor işte... Şeytan giriyor insanın aklına...

    İlk kez televizyonda Gönül Ülkü'süz oynuyorsunuz.
    İlk defa. "Avrupa Yakası" için teklif geldiğinde garipsedim önce. Yabancı ve genç bir ekip. İlk defa milli oldum yani. Ama şunu söyleyeyim ki, bana layık olduğumun çok üstünde değer verdiler, ihtimam gösterdiler. Beni el üstünde tuttular.

    Diziden iyi para kazanmadınız mı? Vergi borcunu halledemiyor mu?
    Alıyorum, iyi yerlere de harcıyorum. Dizi olmasa, tiyatro belki açılamazdı. Benden başka üste para verip de kendini alkışlatana zor rastlanır! Bazen düşünüyorum da, benim konumumda bir sanatçı, Batı'da çok farklı yaşar. Ama Allah bize çok başka bir şey verdi: Uzun yıllar süren bir ilgi ve sevgi. Hele şimdi, 7 yaşındaki çocuklardan da aynı sevgiyi görüyoruz. Bunun karşılığı parayla ölçülemez... n


    "Bir bayram günü beş kuvvet komutanı ve genelkurmay başkanı bizim tiyatroya geldi"

    Çocukluğumdan beri hatırlarım, sizin salonlara bilet bulmak hep çok zordur...
    Hele Azak Tiyatrosu'nu görmeliydiniz..Bütün holding patronlarını tiyatroda görüp tanıdım. Bizim tiyatro modaydı. 1965'te, bir bayram günü, beş kuvvet komutanı ve o zamanın genelkurmay başkanı Cevdet Sunay hep birlikte bizim tiyatroya geldiler. Bu bizim için de, Türkiye için de büyük olaydı. Cevdet Sunay cumhurbaşkanı olunca da her oyunumuza geldi.

    Ve böylece mi moda başladı?
    Bir gün tiyatroya geldim, saat sabahın 11'i. Yokuşta uçsuz bucaksız bir kuyruk. "Bu adamlar nereye gidiyor?" diye düşündüm. Meğer bizim tiyatronun gişesinin önündeymiş kuyruk!

    Siz hep fars, vodvil oynadınız; ucuzlamaya çok müsait bir tarz; nasıl oldu da bir çizginin üzerinde kaldınız?
    Ustalarım... Vasfi Rıza mesela, ucuzlamaya hiç tahammülü yoktu. Bedia Muvahhit bu işin ciddiyetle yapıldığında daha değerli olduğunu öğretti bize. Seyirci bizden ucuz bir tarz beklemedi. İşin asaletini baltalayacak hiçbir şeye teşebbüs ve tenezzül etmedik.

    "Yine oynasam" dediğiniz bir rol var mı?
    Hiç yok. Son rol en sevdiğim rol. Geçmişe hemen sünger çekerim. Hep şimdiyi yaşarım.

    60 yıldır sahnede

    Gazanfer Özcan 1931'de İstanbul, Cihangir'de doğdu. Taksim Erkek Lisesi'nde okurken, amatör tiyatro oyunculuğuna başladı. Kendisinden 10 yaş büyük oyuncu abisinin veremden ölümünün acısını hiç unutmadı. 1953'te Şehir Tiyatroları'nda kadrolu oyuncu oldu. 1962'de Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu'nu kurdu. Sayısız film ve televizyon dizisinde rol aldı. Neredeyse 60 yıllık sahne hayatında canlandırdığı karakterlerden şimdilik sonuncusu "Avrupa Yakası"nın babası Tahsin Sütçüoğlu.

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. Bir yıldız kaydı-Gazanfer Özcan
    Konuyu Açan: şiirler, Forum: Şiirler Karışık.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02-20-2009, 01:40 PM
  2. Gazanfer özcan yine hastaneye kaldirildi!
    Konuyu Açan: handan, Forum: Magazin Haberleri.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 01-29-2009, 10:39 AM
  3. Gazanfer Özcan (Tahsin) Resimleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 10-31-2008, 07:31 PM
  4. Gazanfer Özcan Biyografisi
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10-31-2008, 07:26 PM
  5. Gazanfer Özcan
    Konuyu Açan: banu, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 01-10-2007, 04:35 PM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.