+ Konuyu Cevapla
Toplam 6 sonuçtan 1 ile 6 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Hümeyra Akbay Röportajları

  1. #1
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Hümeyra Akbay Röportajları

    Hümeyra'nın kavuğu

    Hümeyra, daha önce Ferhan Şensoy, Suna Pekuysal, Genco Erkal ve Altan Erkekli gibi isimlere verilen 'İsmail Dümbüllü Ödülü'nün bu yılki sahibi olduğu için mutlu

    Sizin bir duruşunuz var, ben merak ediyorum onu. Sahne duruşunuzu kastetmiyorum...
    Benimki kimselere müdanası olmayan, sanki hiçbir fırtınada yıkılmayacak gibi hep bildiğinin doğrultusunda giden, dünya birbirine girse gene bildiği yoldan sapmayan bir duruş. Neler geçiyor, hem yıllar hem hayatlar. Nedir benim duruşum? Kendime olan inancımdır. Annemin beni yetiştirişinde var o sağlamlık. Fakat annemin bana dediği her şey şu anda yanlış.

    Ne bakımdan?
    Yeni yetişen bir oyuncu, artistliğe, şarkıcılığa meraklı bir genç kız olsam annemin söylediği her şeyin tersini yapmam lazım ki ortama uyum sağlayayım. Annem bana ne dediyse yanlış, fakat ben o doğruların üzerine gidiyorum. Galiba senin o 'duruş' dediğin şeyi sağlayan da o. Bi tuhafım yani...

    Sanki hiçbir fırtınada yıkılmayacakmış gibi mi sahiden?
    Değil tabii ki. Yere, dibe vurduğum zaman genelde kaçarım insanlardan. Kimi alkole sığınır, gezer, çıkar. Ben tam tersine evime kapanıyorum. Yaramı yalamak için herhalde...

    Hezeyan bu kadar zor mu taşınır tarafınızdan?
    Genç kızlığımdan bu yana bir-iki hezeyanlı anımın dışında kendimi göstermememin nedeni gene annemin bir lafıdır. Kendini en düşük hissettiğin anda burnunu Kaf Dağı'na koy, o tarafa doğru çenen havada yürü derdi. Bir de zaten o anlarda kırılmışım, kırmak eylemine giriyorum. Çok acımasız oluyorum. İşti, meslekti, aşktı... Bunlar beni yıkamaz, boşluklardaki çöküntülerdir ve kendi içimde yaramı sararak atlatabilirim. Bir tek hastalıklar, büyük kayıplar yıkabilir beni. Hezeyanlarımı da bir de güzel taşırım, ama çık da gazetelere beyanat ver şeklinde gelişmez.

    Nedir sizde hezeyanın karşılığı?
    Bazı şeylere gönlünü kaptırmak, ileriyi düşünmemektir. Anlık bir şeydir. O yüzden ortak yaşamam hezeyanımı.

    Bir insan nasıl sizin kadar 'avangard' ve aynı zamanda nasıl bu kadar ağırlıklı olabilir?
    Uçuk kaçık olmadan da 'avangard' olunabilir, avangard olunarak da ağır olunabilir. Lütfen bunu yaz, yıllar önce hayatımda yazılmış en güzel röportajın sahibisin, iyi hissediyorsun ama bilmiyorum ağırlığım nerden geliyor.

    İsmail Dümbüllü diye bir gerçek var Türk tiyatrosunda ve hanımlara verilmesi çok güç bir ödül... Neler hissediyorsunuz?
    Çok ama çok heyecan verici. Maalesef ben onun zamanına yetişemedim, ama annem anlatırdı, bizim evde resmi vardı. Perdenin arasından cin gibi bakan, dünyayı bir bakışta görebilen bir adam. Yakınırdım niye kaçırdım diye.
    Güngör Dilmen'in 'Ben Anadolu' piyesinde oynuyorum Şehir Tiyatrosu'nda. Orada Seniye diye bir rol var. Bu kadın Müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu dönem adını Amelia yapıp kantoya çıkan, Ermeniyim diyen bir kadın. Sonra hikâye gereği başkaları giriyor oyuna ve hepsini ben oynuyorum. Bir tür meddahlık gibi. Meddahlığı kadınlar pek yapmaz, şimdi kimseler yapmıyor ramazan falan dışında. Ben bu oyunu bir nevi meddahvari oynadım ve büyük bir ihtimalle de ondan verdiler bu ödülü. Genellikle erkeklere giden bir ödül, birdenbire bana gelince çok sevindim. Benim için ikinci önemli kısmı hem tiyatro hocalarının hem de tiyatro öğrencilerinin birlikte karar verdikleri bir ödül oluşu.

    Tiyatro öğrencilerini neden böyle önemsiyorsunuz?
    Talebeler o kadar ince eleyip sık dokur ki, hiçbir şeyi beğenmezler. Hele son sınıflar of of. Biz onlar için demode, dinozor olmuşuz. Onların seçiyor olması beni çok heyecanlandırdı, elim ayağım dolandı karşılarına çıktığımda.

    'Avrupa Yakası' dizisinde mutlu görünüyorsunuz...
    İnanılmaz bir şekilde çok çabuk kaynaştık ekiple. Gazanfer Özcan'la oynamak benim için çok büyük keyif. Ne yaptım ettim, Gönül hanıma rağmen Gazanfer beyin eşi olmayı başardım.

    Gülse Birsel yepyeni bir soluk. Onunla nasıl tanıştınız?
    Onu da Avrupa Yakası dolayısıyla tanıdım. Onun daha ziyade yazarlığı üzerinde duracağım. Çok genç ve yeni bir 'sound'u, kaleminin başka bir müziği var. Ben o müziği zaman zaman anlamıyorum aslında, fakat anlamadığım şey kötü demek değildir. Senaryoyu ilk okuduğumda nasıl bir aile olacağımı tam çıkaramamıştım mesela. Ata Demirer'i de tanımıyordum...

    Ata Demirer'i nasıl buldunuz?
    Son derece zeki. Zeki adamdan korkmam ben. Çok çabuk kavrayan insanlarla yanlış olacak bir şey yok. Elektriğin tutmadığı adamlar olur, böyle anlatamazsın ama felaket olur. Dizinin başarısı da bundan. Biz çok iyi anlaştık arkadaşlarla, bu da seyirciye yansıdı.


    28 Mart 2004 Radikal gazetesi

  2. #2
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hümeyra Akbay Röportajları

    ABD’den dönüp "Üzgünüm Leyla" dizisinde rol alan Hümeyra:
    ‘Diğer dizilere bakıp tahtaya vuruyorum’

    Hümeyra: "Bir akşam televizyon karşısına oturup diğer dizilere bakın, saçınızı başınızı yolarsınız"


    Üzgünüm Leyla" dizisi için teklif kimden geldi?
    Ben iki yıl yaşadığım ABD’den haziran ayında döndüm. "Üzgünüm Leyla"nın yapımcısı, daha önce "Kırık Bir Aşk Hikayesi"nde birlikte çalıştığımız Ömer Kavur’un teklifiyle diziye başladım. Zaten izlediğim ve beğendiğim bir diziydi. Perran Kutman, Çetin Tekindor, Selçuk Yöntem gibi isimlerle oynadığım, Orhan Oğuz gibi bir yönetmenle çalıştığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Perran Kutman’ın arkadaşı Hikmet’i canlandırıyorum. Perran’la çok eskiden tanışırız, birlikte de oynadık. Perran tam bir TV starı. Çok özel, gerçek bir kadın.

    Diğer dizileri takip ediyor musunuz?
    Ediyorum ve her seferinde tahtaya vuruyorum. Bir pazar akşamı televizyonun karşısına oturun, saçınızı başınızı yolarsınız. "Üzgünüm Leyla" devam eden, özgün bir hikaye. Kendinizle ya da çevrenizdekilerle özdeşleştirebileceğiniz, samimi, doğru, içten insanlar var. Sıkıntısı, neşesi, matraklığı ile bizden bir hikaye.

    Şu anda yoğun bir sitcom furyası var, bütün ünlüler bir tanesinde oynuyor.
    Bizimkiler 50 yıldır var olan bir şeyi yeni keşfetti. Amerika’da oynananları alıp Türkçeye çevirmenin bir anlamı yok. Yapılanlar çok basmakalıp ama bitecek bunlar. Bu moda çabuk geçecek. Kendimiz gibi bir Türk sitcom’u yapılabilirse belki kalıcı olur. Dikkat edin, yapılan bütün dekorlarda mutfakta yaşanıyor. Bu tam Amerikan usulü çünkü Amerikalı mutfakta yaşar. Biz mutfakta yaşamayız ki. Mutfakta yemek pişirir, gelir salonda yeriz. Karakterlere Ayşe, Fatma diye isim koymakla olmuyor. Bazı tiyatro oyuncuları çok iyi oynuyor, sağlam oyuncular. Ama örneğin çocuklar çok amatör kalabiliyor. Sitcom’un kendine has bir tarzı var. Gerçek seyirciyle oynanır. Amerika’da çekilenlerde gülme efekti yoktur, gerçek seyirciler vardır. Prova yapıp tiyatro gibi çıkıp oynuyorlar. Onun için sitcom oyuncusu çok heyecanlı çıkıp oynar, bir kere oynar çünkü.

    Sinemada ya da tiyatroda yeni projeleriniz var mı?
    Gelecek sezon Şehir Tiyatroları’ndaki bir oyunda rol almayı düşünüyorum. Bir de sinema filmi var gündemde ama açıklamak için erken. Şimdi yeni bir göz ağrım var, resim yapmak. Hayatımı ona vakfetmeye niyetliyim. Her şeyi bırakıp resim yapmak istiyorum. İki yıldır yapıyorum ama daha amatörüm. Yusuf Taktak’tan ders alıyorum.

    Siz hep farklı kadın karakterleri canlandırdınız ve öyle bir görüntü çizdiniz, değil mi? "Mine", "Kırık Bir Aşk Hikayesi" gibi filmlerinizde de öyle...
    Benim feminist bir tarzım olmadı hiç. Ben insan olmaktan yanayım. Ama benim kültürüm başka. Benim babam hukuk fakültesinde profesördü. Annem üç dil konuşurdu. Ben çocukluğumda iki lisan öğrendim. Aileye çok inanırım. Bunun için farklı bir duruşum var. Ben 10 yaşındayken babam öldü. Annemin durumu kötü olduğu için 17 yaşında çalışmaya başladım, üniversiteye gidemedim. Dadılarla büyüdüm ama annemin çabasıyla ayağı yere basan birisi oldum. Ben tek çocuk olarak büyüdüğüm için belki hep kalabalık bir ailem olsun istedim. Denedim de... Ama beceremedim. Hâlâ bana şefkatle yaklaşan bir hayat arkadaşım olsun istedim. Daha bulamadım ama umutsuzum demek anlamına gelmiyor bu. Yaşadım hayatımı, herkese de tavsiye ederim.


    ‘İstanbul insanı bırakmıyor’
    Yerleşmek için zaman zaman Türkiye’den ayrıldınız. Sıkılıp da mı gidiyorsunuz?
    Türkiye dışında İngiltere, Fransa ve ABD’de yaşadım. Çözümsüz meseleler olduğu zaman gitmek aklıma gelir. Bir şeyi çözemiyorsam bir ara vermek isterim. Ama İstanbul’a o kadar büyük bir aşkla bağlıyım ki, beni bırakmıyor. Kavafis’in bir şiiri vardır; "Yeni bir ülke bulamazsın / Başka bir deniz bulamazsın / Bu şehir arkandan gelecektir" diye. San Francisco’da kaldım iki yıl. Çok güzeldi ama İstanbul seni bırakmıyor, enerjisi başka. Bu gidip gelmeler hoş ama benim dükkanım burası. Burayı terk edip uzun yılar başka bir yerde kalabileceğimi sanmıyorum.

    Bir Amerikalı ile evli değil misiniz?
    Evet ama ben orada yaşayamıyorum, o da buraya gelemiyor. Sanırım boşanacağız.

    ‘Müzisyen Hümeyra artık nostalji’
    Neden müzik yapmıyorsunuz artık?
    İstemiyorum, içimden gelmiyor. Yaptığım şeyleri de satamıyorum. Eskisi gibi aşktan, gurbetten, dostluktan bahsediyorum. Ama insanlar bunu dinlemek istemiyor. Promosyon için de başka şeyler yapmam, birtakım TV programlarına katılmam gerek. O programlara çıkmam. Onlara söyleyecek lafım yok. Yaşım gelmiş 50’ye. TV’lerde sorulan soruları görüyorum da, öyle insanlarla konuşmaya korkuyorum. Bana öyle bir soru gelse benim kalkıp terk etmem gerekir orayı. Çünkü ben bazı soruları terbiyesizlik addediyorum.

    Hümeyra nostalji olarak mı kalacak?
    Zaten nostalji şu anda. Bunda kötü bir şey yok. Bu işin miadı doldu diyorum ama bu defteri kapattım demiyorum. İçimden gelirse belki 60 yaşında yeni bir albüm yaparım. Şu anda öyle bir duygu içinde değilim. Benim her şarkıda heyecanlanmam gerekiyor. Şarkılarım bire bir benim hayatımla ilgili şarkılardı. Söylediğim hiçbir şarkıya ihanet etmedim şimdiye kadar. Hep yaşadım onları. Acısıyla, hüsranıyla, sevinciyle hep yaşadığım şeyleri anlattım

    3 nisan 2002 Çarşamba milliyet gazetesi SİBEL KÖKLÜ

  3. #3
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hümeyra Akbay Röportajları

    Hümeyra: Eskiden Tarkan gibi dolaşıyordum sokaklarda
    69'dan 76'ya kadar bir fenomendim... Tarkan gibi dolaşıyordum sokaklarda. Ancak hoş bir şey oldu Avrupa Yakası'yla; yeni kuşak da beni tanıdı. Bu çok keyifli... Benim bütün hüzünlü Hümeyra'lığımın içinde matrak, uçuk kaçık bir Hümeyra da var. Bunu görmüş oldular.
    Küçükken balerin adayıydı, genç kızlığında şans eseri şarkıcı oldu! Müzikte şöhretin doruğuna ulaştığında da tiyatrocu... 60'lı yıllar bitmek üzereyken, dönemin önemli plak şirketlerinden Melodi Plak'ta kapak grafikeri olarak çalışmaya başlar Hümeyra ve o dönemler yayınlanan pek çok yerli-yabancı 45'liğin kapağına imza atar. Herhangi bir günün akşamında ise her şey tesadüfen gelişir. Herkesin gittiğini sanan Hümeyra, gitarını çıkarır ve üzerinde çalıştığı bestesi 'Olmasa'yı söylemeye başlar. Olanlar bir Türk filmine benzemektedir; firmanın sahibi çıkmamıştır ve 'bu ses kimin' diye içeriye kafasını uzatır. O andan sonra da emirler son sürat verilir. Hümeyra ilk kayıtlarını yapmak için stüdyoya girmiştir. 'Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa' adlı ilk plakta, şarkıcının samimiyeti herkesi mest eder. Bu plağı 'Kördüğüm' ve 'Alagözlü Benli Dilber' adlı plaklar takip eder. Hümeyra artık Türk popunun en tepesindedir. Ardından tiyatroya geçer. Ama ne yaparsa en iyisini yapar, hep alkışlanır, hep takdir görür. Şarkı söylerken 'Kördüğüm' ve 'Sessiz Gemi' ile Altın Plak alır; sinemada oynarken 'Asiye Nasıl Kurtulur' filmi ile Antalya'da 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu', tiyatro yaparken 'Ödüller Kimin İçin' adlı oyun ile Ankara Sanat Kurumu'ndan 'En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazanır. Bu arada ünlü aktör Fikret Hakan ve film yönetmeni Ömer Kavur'la yaptığı evliliklerle de kamuoyunun gündeminde yer alır. Hümeyra şimdi de Avrupa Yakası'yla gündemi meşgul ediyor; eski kuşak hayranları kadar yeni nesil için de 'fenomen' olmak çok hoşuna gidiyor. "Beni hep hüzünlü bir kadın olarak tanıyor herkes ama içimde uçuk kaçık, matrak bir Hümeyra da var. Bu diziyle bu yanımı da gösterme fırsatım oldu" diyor.

    * Sanat camiasındaki 35 yılınız dolu dolu mu geçti? Yapabileceklerimin yarısını bile yapamadım gibi geliyor.

    * Ne engel oldu buna?
    İnsanların sanat görüşü, şartlar, ufukların dar oluşu, yasaklar, sansürler... Bizim ilk çıktığımız sıralar sansür vardı. 69'da ilk profesyonel olduğumda şarkılarımın birçoğu yasaklandı. Çok büyük mücadeleler verip bu sansürden kurtulduk. Taklitçiliğimiz çok var millet olarak, yeni ufuklara açılamadık. Hep biri yapacak önce; Avrupa, Amerika'da başarısını görecek! Ondan sonra yaptık hep. Bunlar zaman kaybettirdi bize.

    * 35 yılda koltuğuna çok karpuz sığdıran bir Hümeyra olarak, hiç bu sit-com'daki kadar popüler ve fenomen oldunuz mu?
    Aslında oldum. 69'dan 76'ya kadar bir fenomendim. Tarkan gibi dolaşıyordum sokaklarda. Ancak, hoş bir şey oldu bu Avrupa Yakası'yla. Geçenlerde bir alışveriş merkezindeyim, 14-15 yaşında bir genç kız, 'bir fotoğraf çektirebilir miyiz, sizi çok seviyorum' dedi. Sonra annesi geldi, 'Hümeyra Hanım ben sizin her piyesinizi gördüm ama bunlar genç, sizin oyunlarınızı görmedi' dedi. Sonra anneanne geldi, 'Kördüğüm şarkısını benim kızım bile bilmez' dedi. Yani üç kuşak bir arada bana hayran! Bu çok hoşuma gitti.

    * Yeni kuşak için de fenomen olmak nasıl bir duygu?
    Çok keyifli. Torunum yaşındaki çocuklar sarılıp öpünce çok hoşuma gidiyor.

    * Diziye başlamadan önce bu kadar popüler olmayı bekliyor muydunuz?
    Değişik bir şey olduğunu hissediyordum. Hatta ilk senaryoyu verdiklerinde, Türkiye'ye iki numara büyük bir senaryo, yine yapacağız tutmayacak gibi bir endişem vardı. Fakat yanıldım, sürpriz oldu. Kabul etmemin nedeni hiç olmazsa değişik bir şey yapalım fikriydi. Bu bir kumardı! Özel hayatımda kumarla ilgim yoktur ama bu konularda yapılmayanı, ilk denemeleri yapmakta cesurum.

    * Bir gömlek üstün, tutmayacak diye düşünürken ne oldu da bu dizi bu kadar tuttu?
    Çok üst düzeyde espriler var, aynı zamanda sokak lisanı var; ikisi karışık. Bir ev takımı var; anne-baba. Bir de genç bir ekip var. O ikisinin birleşmesi bence çok hoş. Tutmayacak derken onu kastetmiştim ama her meslekten insan sevdi. Çok gerçekçi. Bir de tabii burada Gülse Birsel'in sihrini unutmamak gerekiyor. Bu kız bu işi biliyor, bunu itiraf etmek lazım. Çok da iyi yerlere gelecek.

    * Siz tiyatroda ara ara komedi de yapmışsınız ama ağırlıklı olarak hüzünlü rollerin, hüzünlü şarkıların kadınıydınız. Bu rol size teklif edildiğinde yadırgamadınız mı?
    Hiç yadırgamadım. Komedi, dramdan geçer zaten. O kadar yakın ki birbirine komediyle dram. Yani iyi bir komedyen çok iyi dram da oynar. Benim bütün bu hüzünlü Hümeyra'lığımın içinde matrak, uçuk kaçık bir Hümeyra da var.

    * Göstermeyi sevmiyor musunuz bunu?
    Sevmiyorum değil de, şarkılarımda göstermedim belki. Tiyatroda komedi çok oynadım. Böyle bir kadın var, böyle kadınları tanıyorum, modellerim de var etrafımda.

    * Kim mesela?
    Benim çevremde olan insanlar... Bir kere oyunculuğun yüzde 90'ı gözlemek. Bazen bir restorana giderim, yan tarafta bir hanım görürüm, kendi kendime derim ki, 'bunu oynasam amma abartık derler.' Halbuki var! Bu kadın böyle bir şey yapabiliyor. Hep bir tarafıma atmışım demek ki o gözlemleri, bana çok keyifli geldi. İlk defa bu tarafımı da hiç olmazsa televizyon aracılığıyla daha geniş bir kitleye sunma imkanım oldu. Tiyatroda da oynamıştım ama biliyorsun tiyatro özürlü olduğu için bizim millet; izlemezler ve çok az insana hitap ederiz. O yüzden bir fırsat oldu bu tarafımı da göstermek için.

    * Yeni kuşaklara, daha geniş kitlelere hitap eden bir Hümeyra var şimdi. Soldan soldan geliyorlar mı, bu kadar albüm, bu kadar tiyatro yaptım ama bir diziyle fenomen oldum diye!
    Yok olmuyor. Bunun böyle olduğunu maalesef kabullendim. Buna kısmetmiş. Hiç çıkmamaktan iyidir! (Kahkaha atıyor.)

    * Kızgınlığınız var mı bu anlamda, Türk izleyicisi Hümeyra'nın hakkını teslim etti mi?
    Sattığım albümlerden düşünüyorum; beni seven bir 10 bin kişi var gibi geliyor. Büyük bir kitlem yok yani.

    * Yoktu ama şimdi oldu.
    Şimdi başka... Mesela 30 Temmuz'da Açıkhava konserinde bir şarkı söyledim. Oğlum izleyicilerin arasındaydı. Şarkıyı içerden okuyarak geldim, yani önce sesim duyuldu. Kızın biri demiş ki 'İnanmıyorum bu Hümeyra' demiş. 35 yaşlarında bir hanım bu, demek ki tanımış. Sonra onun yanındaki kız beni görünce, 'Aaa bu Avrupa Yakası'ndaki kadın değil mi, o şarkı mı söylüyor?' demiş. Müthiş bir münakaşa çıkmış aralarında, 'Sen nasıl bilmezsin, o büyük şarkıcıydı' falan diye. Oğlum diyor ki, 'Anne şarkıyı dinleyemediler münakaşa etmekten.' Ekşi Sözlük diye bir site varmış, Gülse (Birsel) söyledi 'Gir, çok matrak şeyler yazıyor' dedi. Dün akşam ilk defa girdim. Diyor ki bir tanesi, 'İfo olarak ciyak ciyak bağıran Hümeyra'nın bu kadar alto sesi olduğunu bilmiyordum.' Murathan Mungan'ın CD'sini dinlemiş, orada bir şarkı söylemiştim. İnanamamış o Hümeyra'nın öteki Hümeyra olduğuna. İyi, güzel... Biraz şaşırtmış oldum gençliği, fena mı?
    sabah günaydın alıntıdır

    röportaj;şirin sever

  4. #4
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hümeyra Akbay Röportajları

    Hümeyra'nın canı yine yandı...



    İnsanın 'ne gerek vardı' diyesi geliyor Fikret Hakan'ın açıklamalarını okuyunca. Önce Hümeyra'yı yaralamış. Yine, yeni, yeniden... Sonra da Çolpan İlhan'ı. Oysa insan yılları ardında bırakınca rahatlar, değil mi? Yok... Ama yine de insan soruyor, bunca yıl sonra torun torba sahibi Çolpan İlhan'ı anlatmak niye? Kime ne faydası var 50 yıl öncesinde kalmış olayları anlatmanın? Ve Hümeyra... Yıllar önce Fikret Hakan, Aktüel dergisine bir yazı yazmış, 26 yıl önce döverek hastanelik ettiği eski eşi Hümeyra'dan özür dilemişti... Bir özür bütün yaraları tamir etmeye yeter mi? Yetmiyormuş! Aksine, o günleri hatırlamak Hümeyra'nın yaralarını bir kez daha kanatmıştı. Evine gitmiştim, bu konuda ilk ve son kez konuşmuştu... "Canım yandı" demişti, "Hem fiziki olarak canım yandı, hem insan olarak. O olaydan önce bir araba kazası geçirmiştim. Yüzümün sağ tarafına plastik estetik yapılmıştı. Burnumu toparlayamadılar diye ameliyattan altı ay sonra bir ameliyat daha olmuştum. Ve yüzüm artık dokunulur gibi değildi. Sonra üçüncü ameliyatı yaptırdım. Bunun tekrar gündeme gelmesi hayatım boyunca unutamayacağım o acımı bir kez daha hatırlattı. Bir de kırılmış bir onurum vardı ortada, bir şerefsizlik vardı! O da çok acıttı..." Bazı olaylar vardır, insanlar onları unutmak ister. Hiç yaşamamış gibi görmek ister. Hümeyra'nın daha evliliğinin ilk günlerinde yediği dayağı unutmak istemesinden de daha doğal bir şey olamaz! Unutmak için de kendince yöntemler geliştirir insan. Ama bir gün, bir yerde biri çıkar ve bütün acılarınızı bir kez daha yaşamanız için karşınıza dikilir. Bence Fikret Hakan'ın sözleri bir kez daha acıttı Hümeyra'yı... Hem de onca çileden, onca çabadan sonra kurduğu yeni düzende, hayatının en mutlu günlerinde... Fikret Hakan, "Benden sonra Hümeyra dünyanın en iyi insanlarından ikisiyle evlendi ama onlardan da ayrıldı. Demek ki kabahat bende değilmiş" diyerek, iki kişiyi daha gündeme getirmiş. Ünlülerin dünyasında bugünün kavgalarına alışkınız. Zaten çoğu yarına bile kalmıyor, unutuluyor. Ama eskiler söz konusu olunca insan biraz daha farklı davranışlar bekliyor. Bi daha, bi daha acıtmak niye? Bunun adı başkasını üzerek kendini rahatlatma metodu mu oluyor?

    Şengül Balıksırtı Yazısı

  5. #5
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hümeyra Akbay Röportajları


    Bu şehir arkamdan geliyor

    Hümeyra gerçek bir İstanbul aşığı. Gönlünü kaptırdığı bu şehre gün gelip küstüğü, hatta onu terkettiği bile oluyor. Ama nereye giderse gitsin ondan kurtulamıyor, tıpkı Kavafis'in şiirindeki gibi
    Öyle keyifli, öyle tatlı anlattı ki yaşadığı şehri, biz de hiç söze karışmadan Hümeyra sadece kendi cümleleriyle anlatsın istedik İstanbul'unu. Ve bakın sanatçı bize neler söyledi... "İstanbuldan kaçmayı çok denedim ve istedim aslında. Her seferinde de eşyalarımı topladım, yurtdışında evimi tuttum, yerleştim, 'Artık hiç dönmeyeceğim' dedim ama yapamadım... Çok da güzel şehirlerde yaşadım; Londra, Paris, San Francisco... Her birinde en az iki yıl. Ama İstanbul olmadan yapamıyorum, bu şehir benim arkamdan geliyor. Yani dönüp dolaşıp geleceğim yer burası, bunu anladım. Ben bu şehirde kocayıp, burada öleceğim.

    Sardunya Restoran/Fındıklı

    'İstanbul' dendiğinde ilk burayı düşünürüm. '97 yılında iki yıl süreyle ben işletmiştim Sardunya'yı hala da kendi yerim gibidir. Yurtdışından misafirlerim geldiğinde de burada ağırlarım. Özellikle yazları, güneş batımını izlemek doyumsuz bir keyif. Mükemmel bir aşçısı var, Ahmet Usta. Servisi de süper ve tabii ki manzarası. Hiçbir yerde yiyemeyeceğiniz şeyler pişer mutfağında. Bir pastırmalı ızgara böreği ve kaşıkta pazı yaprağına sarılı levreği var ki, yeme de yanında yat! Tatlı olarak da mini çikolata suflesini tavsiye ederim. Bildik suflelere benzemez. Bıçağını değdirirsin, içinden çikolatalar akar ve sen o sıra aklını yitirirsin...

    İşte hayalimdeki ev

    Gemilerin yanaştırmak için kullanılan bu römorköre bayılıyorum, adı Kız Kulesi. Bunun bir de düdüğü vardır. Sardunya'yı işlettiğim yıllarda kıyıya doğru yanaşırken kaptanı sesini çok seviyorum diye yanaşırken hep öttürürdü düdüğünü, ben de el sallardım. En büyük hayalim birgün bunu satın alıp ev haline dönüştürmek. Bu römorkör benim evim olsun istiyorum. Dilediğim vakit alıp başımı gideyim, kıyıya yanaşıp arkadaşlarımı toplayayım, gezelim, sonra geri döneyim...

    Çağdaş Market/Cihangir

    Şarap dışında başka içki içemiyorum. İyi şaraba meraklıyımdır, en çok da beyaz şarap severim. Bir de peynir çeşitleri hiç eksik olmaz buzdolabımda. Yalnızca şarabın yanında değil, canım çeker elime koca bir kaşar peynirini alır yerim. Cihangir'de oturduğum yıllarda şarap ve şarküteri alışverişimi Çağdaş Market'den yapardım hep. Şimdi Beşiktaş'dayım, hala vazgeçemiyorum. Sahibi Esat Bey işini o kadar severek ve bilerek yapıyor ki, ona çok güvenirim. Müşterisini tanır, çok iyi ağırlar, yeni getirdiği ürünleri tattırır... Oğlum eşiyle Cihangir'de yaşıyor, şimdi onlar da alışverişini buradan yapıyorlar.

    Ece Bar/Kuruçeşme

    Yıllardır vazgeçemediğim mekanlar arasındadır Ece Bar. Canım birkaç kadeh içki içmek istediği ve hoş bir sohbet çektiğinde aklıma hemen burası gelir. Sahibi Ece Aksoy da (solda) çok eski arkadaşımdır ve özellikle onun o güzel mezeleriyle sofra keyfi bir başka olur. Her gidişimde beni yiyeceklerle şımartır ama ben az yiyorum diye de kızar.

    Kuaförüm Emel

    Alışveriş ettiğim yerler ve kuaför konusunda tutucu değilimdir aslında. Ama trafik beni öyle perişan ediyor ki, onun için örneğin her semtte bir kuaförüm vardır. Nişantaşı'nda, Cihangir'de, Etiler'de... Saç rengimin numarası hepsinde yazılıdır, hangisine yakınsam ona giderim. Serencebey'de evimin sokağında ise her acil durumda hayatımı kurtaran, baştacım bir Emel Hanım'ım var. Hem kuaförüm hem de çok iyi dostum o benim. Geçenlerde bana "Biliyor musun, ben Topkapı Sarayı'nı hiç görmedim" dedi. "O zaman bu pazar günü gidiyoruz" dedim. Aldım götürdüm, turistler gibi gezdik, resimler çektirdik...

    5. Kat/ Cihangir

    Cihangir'deki 5. Kat hem tek başıma hem de arkadaşlarımla birlikte çok sık uğradığım bir yer. Evime yakın, hoş, keyifli... Yemeklerine ve manzarasına bayılıyorum. İşletmecisi Yasemin Alkaya arkadaşım, mutfağa girip yemekleri kendi hazırlıyor çoğu zaman. Örneğin Kamboçya usulü zencefilli levrek ve karidesini çok seviyorum. Bir de "atıştırma tabağı" var, o da çok leziz. Öğünümü hafif geçirmek ya da şarabın yanında bir şeyler atıştırmak istersem, hemen ondan sipariş veririm.
    İlknur Kızıltoprak

  6. #6
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hümeyra Akbay Röportajları


    Hümeyra'nın sessiz hikâyesi

    FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

    Hümeyra, çok gençken yaptığı albümlerle zihinlere kazınmıştı. Fakat yıllarca 'saklandığı' tiyatroda şöhreti küllendi. Şimdi Avrupa Yakası'yla tekrar parlamasına ve bundan hoşlanmasına rağmen, koşuşturmacayı pek de sevmiyor


    21/05/2005


    ŞULE ÇİZMECİ (Arşivi)

    "Çok yorgunum," diyor Hümeyra "Dizi çekiminden, reklam çekimine... Günlerdir tempom böyle". Gerçekten yorgun duruyor, her şeyi bırakıp gidecekmiş gibi bir hali var. Elmadağ'da Avrupa Yakası dizisinin platosundayız. Sessiz bir köşeye çekildik; rahat bir deri koltuğa kendini bıraktı Hümeyra. Üzerine siyahları geçirmiş yine. At kuyruklu, makyajsız ve sade. 57'sinde bir genç kız! Böyle bir kadından İffet Hanım'ın çıkması ne tuhaf!
    35 yıllık sanat yaşamında esaslı şöhreti İffet Hanım tiplemesiyle yakaladı Hümeyra. Caf caflı giysileri, allı, morlu saç tokaları, abartılı makyajı, uçuk kaçık tavırları, abartılı jestleriyle İffet Hanım, evlerimizin en renkli konuğu artık. Afakanlar bastığında onun gibi, "Soldan soldan geliyor," diyoruz. Bugünlerde Taç reklamlarına çıkıyor Hümeyra, onu 70'lerde şöhrete taşıyan ünlü Kördüğüm şarkısını söyleyerek, nevresim pazarlıyor.
    Oysa 45'lik plaklar döneminin yıldızıydı. Kendi ifadesiyle 69'dan 76'ya kadar bir fenomendi! Kördüğüm ve Sessiz Gemi şarkılarıyla altın plak kazandı. 'Anadolu pop'unun bu boğuk ve hüzünlü sesi, gitarıyla siyah-beyaz televizyonlu günlerin vazgeçilmeziydi. Güzelliğin On Para Etmez dedi, Otuzbeş Yaş şarkısında "Dante gibi ortasındayız ömrün," dedi. 70'lerde o da Ajda Pekkan gibi dünyaya açılmak hayaliyle Paris'e uçtu. Çok geçmeden boynu bükük geri döndü. Sonra butik ve restoran işlettiğini duyduk, ama ticarette dikiş tutturamadı. Tiyatro sayesinde ayakta kalmayı başardı ve kaliteli birkaç filmde oynadı. Evlilikleri de yolunda gitmedi. Tek başına oğlu Sadık'ı büyüttü, adam etti. Artık, hayatında yeni zarlar atmaya hazırlanan sanatçıyla koyu bir muhabbete daldık.
    İffet Hanım'la yeniden şöhrete kavuştunuz. Bu hoşunuza gidiyor olmalı!
    13-14'ündeki hayranlarım yolda 'İffet Abla' diye laf atıyor. Bu da çok hoş; 7'den 70'e bir hayran kitlem oluştu. Ancak bu hoşluğun içinde çok üzücü bir şey var. Geçen gün yürürken bir hanım, "Aaa Hümeyra," dedi. Ben de yavaşlayarak, "Merhaba efendim," dedim ve beraber yürüdük. Birden parmağını sallayarak, "Sizin bize bunu yapmaya hakkınız yok!" dedi. Bir şey anlamadım tabii... Ne kadar iyi bir oyuncuymuşum, niye onun şimdiye kadar haberi olmamış! 30 yıldır oyuncu olduğumu, son 15 yıldır Harbiye Şehir Tiyatrosu'nda oynadığımı söyledim. Zahmet edip gelseydi! O zaman hanımefendi bozularak, "Aaa biz eşekmişiz," dedi. Yıllardır sahnede paralıyorum kendimi ama zannediyorlar ki, beni Gülse Birsel keşfetti. Kırgınım. Onca yıl, tiyatroya boşuna mı emek verdim?
    1997'de çıkan albümünüzün adı Beyhude'ydi, yeni bir albüm çıkarsanız ne ad verirsiniz?
    'Nafile' derim (gülüyor). Gördünüz Beyhude'nin satışını, 29 binde takıldı kaldı. Tabii, bu şirketin bana verdiği rakam. Elime bir kuruş para geçmedi o albümden. O albüm için bir buçuk yıl çalıştım, ondan önce de bir altı yıllık sessizlik olmuştu. O kadar itinayla, şevkle çalışılmış işim yok. O kadar güzeldir ki... Bazı parçaları bugün piyasadaki parçalardan iyi.
    Bestesiyle nevresim satıyor!
    Peki Kördüğüm'ü Taç reklamında söylemeye nasıl cesaret ettiniz? Tepkiler nasıl?
    Olumsuz tepki almadım. Taç'ın reklam şirketi önce Sessiz Gemi'yi istedi, itiraz ettim. Sorumluluğumun farkındayım, bu şarkı geri döner, beni çarpar, diye düşündüm. Reklama sıcak bakmam, bugüne kadar inanmadığım hiçbir şeyin sözcüsü olmadım. Fakat Taç'ın yaptığı mala inanıyorum ve yıllardır da kullanıyorum. Tabii, teklifi geri çevirmeyişimin ekonomik nedenleri de var. Oyunculuk tarafım zaten biliniyordu. Onlar böyle bir malzeme buldular; hem şarkımdan, hem oyunculuğumdan, hem kişiliğimden faydalanarak bu işe giriştiler. Sonucu korkarak bekliyordum, ama çok güzel oldu film.
    İçinizdeki kördüğümü çözebildiniz mi peki?
    Mümkün mü? Çözdükçe dolaşıyor biliyorsunuz, hele benim gibi bir kadının birdenbire bütün düğümlerini çözmesi düşünülemez. Düğüm çözünce ne olacak? O bir ölüm herhalde, durun da biraz daha yaşayayım.
    Bundan sonrası için neler düşünüyorsunuz? Yeni atacağınız zarları merak ediyorum.
    Gençliğimde çok parasız kaldım. Sadık bebekken onu bırakıp işe gittim, aklım çıkıyordu. 30 yaşına geldi, geçen yıl evlendirdim, mürüvvetini gördüm. (Oğlunu anlatıyor, hayranlıkla). Artık hayatımda bir özgürlük alanı oluştu. Bu güzel! Yeniden başka bir hayata dönüyorsunuz. Artık en büyük isteğim resim yapmak. O kadar zamanım geçiyor ki bu dizilerle... Buna da şükür, diyorum. Çünkü altın yumurtlayan bir tavuk olarak görüyorum, Avrupa Yakası'nı... Benim hayatım için önemli. Ama bu aralar Hümeyra kim? İffet kim? Taç ne? Her şey birbirine karıştı. Bu arada Taç için dört film çekildi. Sürekli bir yerlere gidiyorum, birileri bana makyaj yapıyor, giydiriyor, binlerce vatlık ışıkların altındayım. Geçenlerde kendimi kukla gibi hissettim. Ayağımı biraz toprağa bassam, deniz kenarında yürüsem, sokağa çıkıp dükkân dolaşsam, bir kız arkadaşımla gidip bir yerde çay içsem. Zar atmayı sordunuz. Resim konusunda çok ciddiyim. Kendimi resme kapatıp, o işte kozalanmak istiyorum. Daha önceden resim yapıyordum, ama o resim değilmiş. Evvelki yıl Yusuf Taktak'tan ders aldım. O zaman anladım ki, resim boş zamanlarımı geçireceğim bir şey değil. Yeterince resim yapamadığım için bir yere varamıyorum. Vasatın üstüne çıkıp kendi hikâyemi anlatabilsem... Ben müziğe tutku halinde bağlı değilim. Benim tutkum bir şey üretmek, sanat yapmak.
    'Altın yumurtlayan tavuk' bitince ne olacak? Resimden para kazanılmaz ki...
    Bu birikimlerimi bir yere yatırayım, ki bugüne kadar hiç yapamadım, kafamı sokacak bir yer alayım diyorum. Küçücük bir stüdyom var. İki odalı bir eve geçersem, bir odasını atölye yaparım.
    Projelerinizde müziğe neden yer yok peki?
    Piyasanın hali ortada. Beni görmeye vakitleri yok. Başka bir yere doğru gitti piyasa. Ben adamın aklını kurcalıyorum, beni öyle lay lay lom, arabanın içinde bangır bangır dinleyemezler ki... Zaten müziğe tutku halinde bağlı değilim. Asıl tutkum bir şey üretmek, sanat yapmak. İki arada bir deredeyim. Gel burada İffet ol, sonra git reklamda nevresim sat. Resim bunların arasında olmuyor. Param olursa, beste de yaparım, misafir olarak bir sezonluk tiyatroya da girerim. Yıllarca Şehir Tiyatrosu'nda istemeden oynadım. Artık böyle şartlara gelemiyorum.

    En büyük pişmanlığınız?
    Müzik konusunda çok daha bilgili çıkmak isterdim ortaya. Kendi aranjmanımı kendim yapabilmek, 'do'yu görünce mertek sanmamak isterdim. Yükselişim çok alelâcele oldu; bir günde meşhur oldum. 20 yaşında şöhret olmak beni çok etkilemişti. Fark etmedim olan biteni. Maymun iştahlıyım. Oyunculuğa da alt yapım olmadan, tam ortasından başladım. Eğitim gördüğüm halde niye dansçı, niye grafiker olmadım? Bilmem. Şımardım, hem de ne şımarmak! Aylarca kan kusturdum aileme. Rahmetli annem sinirlendiği zaman 'sizli bizli' konuşurdu benimle, bir sabah "Günaydın Hümeyra Hanım," dedi. O gün beni aşağı çekip yere vurdu, ondan sonra kendimi toparladım. Kaprislerime son verdim. Bu sefer de o kadar kendimi aşağıya çektim ki şimdi artık kanatlanıp uçacak haldeyim...

    'Şöyle biraz uyusam...'
    Tevekküllü bir yanınız var. Kadere inanır mısınız?
    Evet, kısmette varsa olur diye düşünürüm. Kaderi ele al, sen yap! Olmuyor öyle bir şey. 35'inden sonra değiştim. Baktım ki ne kadar inat edersen olmuyor. Başına öyle bir felaket getiriyor ki eskiyi özlüyorsun.
    Üst üste felaketler yaşamışsınız. Büyük bir araba kazası mesala. Yüzünüzdeki yara izi gençliğinizde sizi üzmüş olmalı.
    Olmaz mı? Estetik ameliyatlar geçirdim. Gözüm paramparça olmuş, bir gün önce gördüğüm surat yok. Ertesi gün başka bir kadın bakıyor aynadan. Sağ yanağımdaki yaralar kolay geçmedi. Gençliğimde kompleksimdi. Artık alıştım. İlk büyük travmam buydu. Ölümle çoğu kez burun buruna yaşadım. Hastalıklar yaşadım. Ölümü düşünmeden yaşayanlara hayret ediyorum. Yegane gerçek, ölüm. Ölümden sonrasını kimse bilmiyor. Annem öldü ama arkanızdaki koltukta oturduğuna inanmak işime geliyor. Bu bir güç. Bence ölümden sonrası sonsuz bir karanlık ve uyku. Zaman zaman özeniyorum, şöyle bir ölsem de biraz uyusam diye...


    'İffet Hanıma özeniyorum, renkli ayakkabılar alayım istiyorum'
    Kim bu İffet Hanım, Hümeyra gibi bir kadından nasıl doğdu?
    Aslında İffet Hanım, içimde olan bir kadın. Gözlediğim tek bir örnek değil. Gözlediğiniz bir tip, bir gün bir yerden fırlıyor. Mesela, arkadaşlarla yemeğe çıktığımda yan masadaki bir kadını gösterir, "Bu kadının şu halini şimdi bir piyesimde oynasam, abartıyorsun dersiniz, halbuki var öyle insanlar," derim.
    İffet Hanım makyajınız yapıldı, taktınız takıştırdınız. Aynanın karşısına geçtiğinizde ne hissediyorsunuz?
    Çok hoşuma gidiyor, o kadını çok seviyorum. Onu oynarken çok mutluyum. Eskiden İffet Hanım için renkli tokalar alıyordum, ama şimdi kendime de alıyorum. Hele bu yıl cıngıl cıngıl taşlılar çıktı ya, onlardan bir sürü tokam var. İffet Hanım'a özeniyorum. Mesela, renkli ayakkabılar alayım istiyorum. Şimdi gözüm kırmızılarda, pembelerde, morlarda. İffet Hanım, sevecen, yaşayan bir kadın. Bazen onu boynu eğik ve yumuşak buluyorum. Dünyasını Tahsin Bey'le kısıtlamış. Ama o durumundan mutlu...
    Belki bu da içten içe arzuladığınız bir durum!
    Bilmem. Zaman zaman yıllanmış, anlaşan karı kocalara özenmiyor değilim. Dışarıdan çok iyi anlaşıyor gözüken çiftler, "Kaç yıllık evlisiniz?" soruma "50 yıl," diyor. Aman yarabbim! O an minik bir kıskançlık oluyor bende. Güzel bir dostlukları var, gözleriyle anlaşıyorlar. Biri cümleye başlarken, diğeri bitiriyor. Benim biten ilişkilerim de çok güzel dostluğa dönüştü. Ama aynı evi, aynı konuları paylaşmak başka şey tabii.
    Yalnızlık size yakışmıyor ama.
    Yoo, yalnızlık bana çok yakışıyor. Zaten bu benim tercihim. Aşk bitince benim için her şey bitiyor. O zaman dost olalım, diyorum.
    Belli, kurallarınız var, sizinle yaşamak zor olmalı!
    Kurallarım var, evet. Kendime ait mekân istiyorum. Öyle yapış yapış, bir adamla dip dibe yaşayamıyorum. Canım ciğerim, kendi doğurduğum oğlumla bile yapamıyorum, bir adamla günün 24 saati ne yaparım? O benden sıkılır, ben de ondan.... Belli zamanlarda kimse alanıma girmemeli. Pilim dolarken yanımda vıdı vıdı, günlük olaylardan bahseden bir insan! Bu sıkıyor beni.
    __________________

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. Nilüfer Akbay’a İthaf
    Konuyu Açan: şiirler, Forum: Şiirler Karışık.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 06-21-2009, 01:40 PM
  2. Hümeyra Akbay Resimleri
    Konuyu Açan: Jason, Forum: Melekler Korusun.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02-16-2009, 05:10 PM
  3. Bir Hümeyra Akbay Röpörtajı..
    Konuyu Açan: Jason, Forum: Melekler Korusun.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02-16-2009, 05:10 PM
  4. Hümeyra Akbay Biyografisi
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10-31-2008, 11:45 PM
  5. Hümeyra Akbay / Nese Hanim
    Konuyu Açan: KursatBey, Forum: Sıla Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 09-17-2008, 08:29 PM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.