+ Konuyu Cevapla
Toplam 9 sonuçtan 1 ile 9 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Tolga Çevik Röportajları

  1. #1
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Tolga Çevik Röportajları

    Kendinden emin olan oyuncu korkmaz

    atv'nin güldürü bombası 'Avrupa Yakası'nın yeni transferi Tolga Çevik, canlandıracağı 'Kuzen Sacit' karakterinin beğenileceğinden emin: Bir diziye sonradan dahil olmak tehlikeli ama bizim de kendimize göre ismimiz var!.

    atv'nin alışkanlık yaratan komedi dizisi 'Avrupa Yakası' yeni sezona yepyeni karakterlerle hazırlanıyor. Senaryosunu Gülse Birsel'in yazdığı dizinin oyuncu kadrosunda köklü bir değişim yaşanırken; Ata Demirer ile Evrim Akın'sız 'Avrupa Yakası'na yeni bombalar ekleniyor. Tolga Çevik, Peker Açıkalın, Hasibe Eren gibi komedide 'rüştünü ispat etmiş' isimlerle kahkaha dozunu yükseltmeyi hedefleyen dizide; yeni sezon heyecanı yaşanıyor. Diziye 'Arıza kuzen Sacit' olarak katılan Tolga Çevik, "Bir telefonla geldim, başladım" diyor. Çok tutulmuş bir projeye sonradan dahil olan Çevik, "Bu konuda bir endişem yok. Kendinden emin olan oyuncu korkmaz, hem bizim de hasbelkader kendimize göre bir ismimiz var" şeklinde konuşuyor.

    BİR TELEFONLA GELİP BAŞLADIM

    * 'Avrupa Yakası' ekibine katılmanız nasıl oldu? Bir telefonla geldim başladım. 'Böyle böyle bir şey var' dediler, hemen geldim. Zaten çok sevdiğim bir aile onlar. Yaptıkları işi severek izliyordum. Türkiye adına çok onur duyulacak bir şey yapıyorlar. Ben de bu projenin bir parçası olmayı seve seve kabul ettim.

    * 'Türkiye adına onur duyulacak iş' derken neyi kast ediyorsunuz? 'Avrupa Yakası' bu kadar uzun soluklu olmasına rağmen hiç aksatılmadan yapılan bir iş. Bir kere tek başına Gülse Hanım'ın yazdığı şeyleri takdir etmemek mümkün değil. Hakikaten tek başına bu iş Türkiye'de çok zor. Bunlar hep ekiple, grupla yapılır. O tek başına gıkını çıkarmadan 94 bölüm yazdı. Ben de bunun parçası olmaktan çok mutluluk duyuyorum.

    OTURMUŞ BİR EKİBİN İÇİNE GİRDİK

    * 'Süperman Samet'ten sonra 'Avrupa Yakası'ndaki karakteriniz nasıl? Ben Gülse'nin kuzeni Sacit olarak geliyorum. Biraz bela bir arkadaş! Çektirecek aileye; komik bir tip. Çekimler de başladı. Çok oturmuş bir ekibin içine biz yeni girdik. Onlar bizi çok sıcak kabul ettiler sağolsun. Herhalde onları utandırmayacağız.

    * Çok tutmuş, oturmuş bir diziye sonradan dahil olmak bir oyuncu için risk değil mi? Tehlikeli tabii. Bizim de hasbelkader kendimize göre bir ismimiz var artık. Dolayısıyla öyle bir tedirginliğimiz yok.

    * İsminiz olduğu için risk değil mi? Yok canım! Yani kendinden emin olan bir adamın böyle bir korkusu olmaz. Sadece onların kafasındaki şeylere uymama korkusu olabilir. Allah korusun! 'Onların süregelen işini acaba sekteye uğratır mıyız, kabullenilir miyiz?' diye bir şey olabilir ama onlar o kadar güzel karşıladı ki; bir problem çıkacağını sanmıyorum. "Tolgacım koş gel buraya" dediler, ben de çıktım geldim.

    GÜLSE HANIM MATEMATİĞİ BOZMAZ

    * Ata Demirer'in ayrılması, yeni oyuncuların gelmesi seyirciyi nasıl etkiler sizce? Şimdi böyle olaylarda her zaman adaptasyon sorunu vardır. Ama öyle şaşkınlıklar falan sanmıyorum. Ata, son derece tatlı bir kardeşim. Bir de ben zaten başka bir karakterle geliyorum. Gülse Hanım zaten öyle bir matematiği bozmaz. Daha da çok seveceklerini tahmin ediyorum.

    * Volkan olmadan da olur yani! Hayır öyle bir şey demiyorum. Şu an başka bir durum var diyorum. Bakalım ne olacak göreceğiz.

    Güzel işler yapmak için debeleniyorum

    * Artık BKM'den ayrı mı çalışacaksınız? Şu an BKM ile bir proje yok. Ama orası bizim ilk adresimiz. Tiyatro bizim evimiz. Ben şu an bağımsızım ama öyle bir şey olur ki; "Tolgacım koş gel oyun var" dediklerinde hemen yani!

    * Sizin yeni komedi oyuncusu olduğunuz söyleniyor. Siz kendinizi Okan Bayülgen'li, Beyaz'lı, Cem Yılmaz'lı komedi dünyasının neresinde görüyorsunuz? Bilinen komedi oyuncularının içinde bir tek Okan Abi'yi tanımıyorum. Diğer hepsi tanıdığım ve sevdiğim isimler. Hepsi dostlarım, abilerim. Ben burada kendime yer gösteremem. Benim yerimi gösterecek olan izleyicidir. Ama ben güzel şeyler yapmak için debelenen bir aktörüm. Ben her oyunculuğu çatır çatır yaparım. Zaten işimiz bu!

    * Bir dönem çok popüler olan stand-up akımı artık bitiyor mu sizce? Bitmez canım niye bitsin! İyi olan bir şey devam eder. Cem var söz konusu olan Cem olduğu sürece öyle bir meslek bitebilir mi? Bir sürü güzel insan var.

    * Bu arada ikinci çocuğunuzu bekliyorsunuz, üçüncü de seneye mi? Eşim her an doğurabilir. Elimde telefon haber bekliyorum. Memlekete faydası olacaksa; bir düzine olsun! Öyle bir kreş açma durumumuz yok. Şu sıralar hayatım; sadece 'Avrupa Yakası' ve evim.

    SABAH

  2. #2
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Tolga Çevik Röportajları

    Tıpkı Süpermen Samet gibi...

    Konservatuvar sınavını kazanamayınca pes etmiş olsaydı, muhtemelen biz bugün Tolga Çevik adını duymamış olacaktık. Oysa 'Organize İşler' filminin Süpermen Samet'i yılmadı, tiyatro oyunlarında yer aldı; yetmedi, ABD'ye giderek bu işin eğitimini aldı... Sonuç: 32 yaşında 27 ödül sahibi bir oyuncu, Tolga Çevik...

    BİR PORTRE - ASU MARO

    Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları, 1996 yılında Peter Shaffer'ın 'Küheylan'ını sahneye koymuştu. Hani yıllar önce Devlet Tiyatroları'nda Mehmet Ali Erbil'i parlatan oyun... Henüz konservatuvar öğrencisi olan Erbil'in ne müthiş bir oyun çıkardığı hâlâ kuşaklardan kuşaklara anlatılır. 1996'da ise Erbil'in rolünü Tolga Çevik adında gencecik bir delikanlı oynuyordu. ABD'de eğitimini tamamlayıp yeni dönmüştü ve gerçekten insanın içine işleyen bir oyunculuğu vardı... "Tiyatroya taze kan geldi" diye yazılmıştı hakkında. Son derece alçakgönüllü, övgüler karşısında şımarmayan bir çocuktu üstelik...
    Henüz 22 yaşındaydı, insanlar özellikle onu izlemeye geliyordu oyuna... O ise hafif mahcup gülümsemesini koruyordu. Çok da 'efendi'ydi. 'Süpermen Samet' gibi... Zaten Yılmaz Erdoğan da "Harbiden de Süpermen'e benziyor" diyor Türkiye'de şimdiye kadar gördüğü en iyi oyunculardan biri olduğunu düşündüğü Tolga Çevik için...

    Referansı Faye Dunaway
    Tolga Çevik, 12 Mayıs 1974 İstanbul doğumlu. Bahariye İlkokulu'nun ardından Özel Doğuş Lisesi'ni kazanıyor ve her fırsatta sözünü ettiği çok sevgili Türkçe öğretmeni Sevgi Şahin sayesinde sahneye adım atıyor. Liselerarası yarışmalarda ödüller de alınca cesaretlenip İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nün sınavına giriyor ama sonuç hüsran.
    Yılmıyor, Yeditepe Oyuncuları'nın tiyatro atölyesine kursiyer olarak giriyor. Hocaları Celile Toyon, Tolga Aşkıner, Göksel Kortay... Ve tabii daha sonra ona hayatının ilk büyük rol şansını verecek olan Hadi Çaman. Burada çeşitli oyunlarda rol alıyor ama bu işi okulunda okuma sevdasından vazgeçmiyor bir türlü. İmdadına Göksel Kortay yetişiyor ve Boston'dan sınıf arkadaşı Faye Dunaway'e mektup yazıp Central Missouri State University'ye girerken Tolga'nın referansı olmasını sağlıyor. Böylece Tolga Çevik, yetenek sınavına bile girmeden okula alınıyor. Hocaları arasında Robin Williams ve Tommy Lee Jones da var.

    Yıldız Kenter'in sözü
    O zamanlar onu kabul etmeyen bölümün başkanı Yıldız Kenter ile yıllar sonra aynı dizide oynuyor. "İyi etmişsin gitmekle canikom" diyor Kenter ona. Artık bu konuya üzülmez olmuş zaten Tolga Çevik de. O, kafasına koyduğunu yapmış, henüz 32 yaşında, yurtiçi ve yurtdışından alınmış toplam 27 ödülü var. "Beni ben yapan, burası ve bana zamanında burada eğitim şansı vermeyenler" diye rahatça meydan okuyor şimdi.

    İnatçı 'Küheylan'!
    1996 yılında okulunu bitirir bitirmez yurda dönüyor. ABD onu cezbetmiyor, buranın trafikteki düzensizliğini bile özlediğini söylüyor. Kafasında vefa borcu gibi 'demode' bir kavramla hemen Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları'na koşuyor ve gelsin ikinci 'Küheylan' efsanesi...
    Oyunu izleyenler şaka yollu "Onun da akıbeti 'selefi' gibi olur mu acaba?" diye sorsa da bu 'Küheylan' tiyatroda diretiyor. Hâlâ da, "Sinema mı, tiyatro mu?" gibi bir soruyla karşılaştığında lafı eğip bükmeden tereddütsüz "Tiyatro" diyor. Yeditepe Oyuncuları'nda peş peşe 'Sen Beni Sevmiyorrrsun', 'Kelebekler Özgürdür' ve 'Kalbin Sesi'nde başrol oynuyor. Özellikle, kendi köpeğini saatlerce izleyerek oynadığı 'Sen Beni Sevmiyorrrsun'daki köpek rolüyle belleklere kazınıyor.

    Kahramanı başka olsa da...
    Bu oyunların ardından Tolga Çevik ile Hadi Çaman'ın yolları ayrılıyor; artık onu memleketin en 'organize' ekibinin içinde görüyoruz. Ama daha önce Semih Kaplanoğlu'nun filmi 'Herkes Kendi Evinde' var. Filmde, "Gerçek bir derya" dediği Erol Keskin'le oynuyor ve o altı haftalık çekim sürecini, altı yıla bedel bir hızlandırılmış eğitim süreci gibi görüyor. "Onun gibi işin piri bir aktörün bana kolkanat germesi bir lütuf" diyor.
    Ve 2001 yılında yolu, kanının uyuşacağı ta baştan belli olan BKM Oyuncuları'yla kesişiyor. 'Bana Bir Şeyhler Oluyor' ve iki 'Vizontele'den sonra da 'Organize İşler'in Evreşeli Süpermen'i oluveriyor... Onun çocukluk kahramanı Altı Milyon Dolarlık Adam'mış gerçi ama Yılmaz Erdoğan'ın, oğlu Tan'ın dünyaya geldiği gün ona önerdiği bu başrol, gerçek bir hediye olmuş Tolga Çevik için.

    En büyük hobisi fotoğraf
    Bu arada böyle anılmasına zaman zaman isyan da etse, 'Cem Yılmaz'ın kız kardeşi' Özge ile evli. Karısının onu 'gülen bir insan' haline getirdiğini söylüyor. Altı aylık oğulları Tan da bir 'şaka bombardımanı' altında büyüyor. Oyuncak araba koleksiyonu yapan Tolga Çevik'in en çok zamanını alan hobisi ise fotoğraf. Dört yıldır sokaklarda fotoğraf çekiyor, yarışmalara katılıyor. Kafasını dağıtmak içinse ya bulaşık yıkıyor ya da model gemi yapıyor.
    Sade bir hayat sürüyor... Kısacası vefa borcundan söz etmesi yetmezmiş gibi yaşam tarzıyla, içtenliğiyle, ustalarına, büyüklerine saygıda kusur etmeyişiyle, çocuğunu ahlaki açıdan kendi büyüdüğü gibi yetiştirmek isteyişiyle de 'demode' biri Tolga Çevik. Tıpkı Süpermen Samet gibi...

  3. #3
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Tolga Çevik Röportajları

    Dayısı Cem Yılmaz, amcası Yılmaz Erdoğan

    “Organize İşler”in Süpermen’i Tolga Çevik: İlişkimiz başladığında Özge’nin Cem Yılmaz’ın kardeşi olduğunu bilmiyordum. Öğrenince yanlış anlaşılır diye korktum. “Niye Cem’in kardeşine yanaşıyorsun, Cem’e mi yanaşıyorsun” diyebilirlerdi.

    Onların kız isteme hikayeleri çok komik! Çünkü kızın abisi Cem Yılmaz, talip de Tolga Çevik, yani şimdilerde “Organize İşler”in Süpermen Samet”i! Eh kız isteme töreninde ciddiyetin bir türlü sağlanamaması da normal bu durumda. Her iki taraf da espri seviyor ve kaldırıyor! Hayır bir film sahnesinden değil, gerçek bir kız isteme töreninden söz ediyorum. Allahtan tören kazasız belasız sonuçlanıyor ve Özge Yılmaz, Tolga Çevik’le evlenerek, oluyor Özge Çevik. Aradan kısa bir zaman geçiyor, Tolga Çevik “Organize İşler”de başrol oynuyor, daha da tanınıyor, bu arada aileye bir de küçük Tan Çevik katılıyor. Onlar bugüne kadar birlikte röportaj vermek istemediler. Ama yoğun ısrarlarımıza da dayanamadılar. Tolga Çevik ve eşi Özge Çevik’le hem “Organize İşler”i, hem evliliklerini, hem de “kayınço” Cem Yılmaz’ı konuştuk.

    - Kayınbiraderiniz Cem Yılmaz’ın bu başrolu kapmanızda yüzde kaç payı var?
    - Tolga Çevik: Hiç! Yılmaz Erdoğan “Organize İşler”de bu role Tolga’yı düşünüyorum” dediğinde Cem eminim “çok iyi olur” diyerek destek vermiştir, ama o kadar.

    - Peki iyi oyuncu olmanızın bu rolü kapmanızda yüzde kaç payı var?
    - T.Ç: Yüzde yüz! Adam bu işe milyon dolar yatırıyor, sırf ahbabı diye bir rol vermez. Başrolde oynuyorum. Madara olursam film de madara olur. Hiçkimse bu riski göze almaz. Yılmaz Abi gibi akıllı biri hiç almaz.

    - Biz sizinle ne zaman tanıştık?
    - T.Ç: “Küheylan” oyunuyla.

    - Peki sizi ne zaman fark ettik?
    - T.Ç: Süperman Samet olarak “Organize İşler”le.

    - Siz tam olarak ne zaman yırttınız? “Organize İşler”le mi?
    - T.Ç: Gizli olarak Amerika’ya gittiğimde. Tabii siz bunu fark etmediniz. Amerika’ya gitmeseydim alkolik filan olurdum herhalde. Açık olarak yırtışımsa “Vizontele”yle oldu. “Organize İşler”de de tavana vurdum.

    - Niye oyuncu oldunuz?
    - T.Ç: Psikolojik bir dengesizlik aslında oyuncu olmak. Annen baban seni sever, yetmez, arkadaşların sevsin istersin. O da yetmez bütün okul, o da yetmez herkes sevsin, dersin. 18 yaşlarındayım. Çok iyisin, çok komiksin, diyor çevrem. Ama konservatuvara alınmıyorum. Öyle olunca Hadi Çaman tiyatrosuna kursiyer olarak giriyorum. Sonra bir gün sen bunun eğitimini almamışsın, derler diye düşünerek ailemin de desteğiyle Amerika’ya oyunculuk okumaya gidiyorum.

    - Şöyle bir duygunuz var mı: Oh işte konservatuvara da almamışlardı ama ben şönret olarak ağızlarının payını verdim!
    - T.Ç: Eskiden vardı ama artık yok! Yaş ilerleyince almayışlarında mutlaka bir sebep vardır, diye düşünmeye başladım. Ama o zamanlar siz beni nasıl almazsınız, diye bir duyguya kapılmıştım. Bir gün Yıldız Kenter “Sen niye Amerika’da okudun?” diye sordu. “Konservatuvara almadılar beni” dedim. “Kim almadı” dedi. Ben de “Kızmayın, ama siz” diye yanıt verdim. Yıldız Hanım, “Hayırlısı olmuş canikom” dedi. O zaman hepsi geçti gitti benim için. Çocukça bir kinim varsa da bu laf hepsini sildi.

    İSTEME TÖRENİ KOMİKTİ

    - Peki bütün bunların hangi aşamasında Özge giriyor hayatınıza?
    - T.Ç: “Vizontele” döneminde. Ben Cem’le arkadaştım ama Cem’in bir kız kardeşi olduğunu bilmiyordum. Ortak bir arkadaşımızın mekanında bir gece yarısı Özge’yle tanışıyoruz.
    - Özge Çevik: “Vizontele”de izlemiştim Tolga’yı. Başka bir şeye sinirlenmiştim, şöyle bir kadeh kaldırayım dedim. Ben tavlamışımdır Tolga’yı.
    - T.Ç: İlişkimiz başladığında hala Özge’nin Cem’in kardeşi olduğunu bilmiyordum. Öğrenince çok üzüldüm.

    - Niye üzülüyorsunuz, anlamadım?
    - T.Ç: Çünkü Cem çok iyi arkadaşım. Gıcık kapılacak bir durum!
    - Ö.Ç: Bıçak sırtı bir durum.
    - T.Ç: Yanlış anlaşılır, iyiye yorulmaz diye korktum. “Niye Cem’in kardeşine yanaşıyorsun, Cem’e mi yanaşıyorsun”, diye görebilirlerdi. İğrenç bir insan durumuna düşerdim. Düşünen için de iğrenç, yapan için de. Böyle durumlarda Allah yardım ediyor. İyi niyetli olduğum anlaşıldı.

    - Cem Yılmaz öyle anlar diye mi endişelendiniz, çevre için mi?
    - T.Ç: 1 Cem, 2 benim ailem, 3 çevre... Benim ailem de diyebilirdi ki, “Ayıp değil mi, arkadaşının kardeşi”. Cem diyebilir ki, “O kadar güldük eğlendik, yakıştı mı?”
    - Ö.Ç: Abime nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Çok gergindim. Tolga yukarıda bizi bekliyor. Ben “Abi bir şey söyleyeceğim” dedim. “Peki kim” dedi? “İşte Tolga” dedim. “Tolga Savacı mı ahahaha” diye gülmeye başladı. Hava kırıldı biraz. Ben de kısık sesle “Yok, Çevik” dedim. Ağlıyor, çok üzüleceğiz, diye düşünüyordum. “Çok başarılı bir iş, güzel bir seçim. Severim ben Tolga’yı” dedi.
    - T.Ç: Cem’le ilk karşılaşmamızda “kayınço” diye espriler filan yaptı. Rahatladım.
    - Ö.Ç: Abim onu da yanlış söylüyor zaten. “Enişte” demesi lazım! Bu arada duyunca onlarda da bir çekinme olmuş ama “koket mi, nasıl?” gibi.
    - T.Ç: Benim ailemde, onların ne kadar mütavazı olduğu konusunda bir tereddüt oldu. “Biz yetmeyiz ailece oğlum” durumu oldu. Bizi aşar endişesi yaşandı. Ama onlar o kadar mütevazı ki anında kaynaştılar. Dünür olmaktan çok mutlu oldular.
    - Ö.Ç: Biz her şeyi de yaşadık. Söz de, nişan da, isteme de, düğün de, hepsi oldu.
    - T.Ç: İkimizin ailesi de ciddi, çok ciddi yokluklardan gelmiş. Şakası yok yani. Ayın 5’inde parası bitip ay sonunu nasıl getireceğini bilememiş aileler. Sonra sonra Allah yardım etmiş, düzelmiş durum. O yüzden her şeyi yaşayalım istedi aileler.

    - İsteme töreni nasıl oldu?
    - Ö.Ç: Tolga elinde çikolata ve çiçekle geldi. Ben de kahve yaptım.
    - T.Ç: Çok gergin bir ortamdı. Babası, yani kayınpeder acayip komik bir adam.
    - Ö.Ç: Her şeyi makara. Ciddi konuşmaya geçilemiyor bir türlü. Benim babam da normal değil. Cem girdi bir de araya. Cem zaten “Bir anlık heves mi kardeşim” deyip duruyor.
    - T.Ç: Babam o gün yazıhanede bütün bir faks rulosuna şiir yazmış kız isterken okuyacağım, diye. İçeri girdik faks rulosunu bir açtı salonun ortasına. Bütün salona uzayıp gitti rulo. Allah, dedim baba ne yaptın! Bu olay gerçekleşmeyecek herhalde derken olay tatlıya bağlandı. Çok eğlendik.

    - Son filminizde fazlasıyla romantik bir aşk yaşıyorsunuz, ya gerçekte?
    - T.Ç: Gerçekte romantik değil eğlenceli bir aşk yaşıyoruz biz. Romantizm deyince bile gülmeye başlıyoruz.

    - Siz evliliği planlanmış bir şey olarak mı algılıyorsunuz?
    - T.Ç: Planlanmış değil de, çok iyi düşünmek gerek. Ben öyle bir ailede yetiştim. Anlaşamazsam, boşanırım filan yok benim için.

    - Ya çocuk, onu da çok düşündünüz mü?
    - T.Ç: Çok istiyorduk zaten. Hiç beklemek istemedik. Hiç korunmadık.
    - Ö.Ç: Nasıl bir çocuk olacak çok merak ediyoruz. Babası Tolga Çevik, dayısı Cem Yılmaz, amcası Yılmaz Erdoğan! Böyle bir ortamda nasıl yetişecek acaba. Çok ilgi var üzerinde. Cem daha çok vakit geçirmek için dürtüp uyandırıyor, sonra da “Aaa bu uyandı ben alayım biraz” diyor!

    - İnsan bebek sahibi olunca dünyanın en matah işini yaptığını filan mı düşünüyor?
    - T.Ç: Evet, aynen öyle oluyor.

    - Kaç yaşındasınız?
    -T.Ç: 32.

    M. ALİ ERBİL’E ELEŞTİRİ

    - 32 yaşından sonra fark ettiğiniz bir şey var mı?
    - T.Ç: Evet var. Promosyondan haberim yokmuş benim! Bu işin göz önünde olma kısmıyla ilgili biraz hıyarlık yaptım. Özge beni uyardı: “Daha çok çık ortaya. Senin hayatın bu çünkü” dedi. Bugüne kadar ne işim var benim orada, burada diyordum. Halbu ki gitmen gerek. Filmi yapıp bırakamıyorsun. Çıkıp promosyonunu da yapman gerek. Benim bunu yapmama gibi bir lüksüm yok. Şu gün Mehmet Ali Erbil yarışma programı sunarken “Çamaşır makinesi kazanmak istiyorsanız ‘Hababam’ filmiyle ilgili sorularımı yanıtlayacaksınız” diyor. Kendi filmiyle ilgili böyle terbiyesizce bir promosyon yapıyor. Bu adam bunu yaparken, benim her dakika cirit atmam lazım!

    - Yılmaz Erdoğan sizin için Türkiye’de gördüğüm en iyi oyunculardan biri” diyor. Siz ne diyorsunuz?
    - T.Ç: Kendimi övmekten hoşlanmıyorum. Sağolsun öyle demiş ama ben kendim için öyle diyemem.

    - Fazla mütevazı olabilir misiniz?
    - Ö.Ç: Kesinlikle öyle. Ama fazla mütevazı olmak aptallıktır!
    - T.Ç: Bunları duyunca tabii ki memnun oluyorum ama bunun rehavetine girmek istemiyorum. Yılmaz Erdoğan Türkiye’nin en önemli adamlarından biri. O da böyle bir cümle sarf ediyorsa çok önemlidir benim için. Ama en önemlisi karımın dediğidir.

    - Oyunculuğunuzu Altan Erkekli ve Yılmaz Erdoğan’a benzetenlere bir itirazınız var mı?
    - T.Ç: Teşekkür ederim. Başarılı insanlara benzetilmek güzel. Ama oyunculuğumu benzetmek yanlış olur. Altan Abi’yle sesimizi bazen benzetiyorlar ama Yılmaz Abi’yle benzemiyoruz. Oynadıklarım onun yazdığı yönettiği projeler. Ondan benzetiyor olabilirler.

    Sabah [ Elif KORAP ]

  4. #4
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Tolga Çevik Röportajları

    TÜRK HALKI O'NU ÇOK SEVDİ. TOLGA ÇEVİK HEDEFLERİNİ ECE PİRİM'E ANLATTI

    Organize işler filminin "SÜPERMEN SAMET"İ, Avrupa Yakası'nın "SACİT"i Tolga Çevik aslında okul yıllarında kaderini çizmişti. Lise yıllarında "en iyi erkek oyuncu" ödülünü alması onu daha sonra ABD'ye taşıdı. Gördüğü tiyatro eğitiminin ardından soluğu Türkiye'de aldı. İşte genç oyuncunun sanata ve sosyal yaşama dair Ece Pirim'e anlattıkları.

    ABD'DE AKTÖRLÜK EĞİTİMİ ALDI

    ECE PİRİM: Genç yaşta tiyatro eğitimi almaya başladınız. Daha sonra ABD'de bir üniversite'de aktörlük eğitimi aldınız. Önce buradan başlayalım mı sohbetimize?
    TOLGA ÇEVİK: Başlayalım. Aslında onun sebebi şudur. Ben burada konservatuarı kazanamadım. Kazanamayınca mecbur kaldım yurtdışına gitmeye. Yoksa
    yurtdışında bir eğitim göreyim meraklısı değildim.

    ECE PİRİM: Eh böyle olması da pek fena olmamış aslında.
    TOLGA ÇEVİK: Tabii, tabii� 'Olmayan işte de bir hayır vardır' sözüne çok inanırım ben. Bunu okumak gerektiğine çok inanıyordum. Doğuştan bir yeteneğiniz olabilir ama mutlaka okumak lazım. Çünkü ileride birisi size birşey söylediği zaman bir alt yapıyla cevap vermek çok daha farklı. Allahtan o genç yaşlarda böyle düşünüyomuşum da şimdi okullu oldum.(gülüşmeler)

    ECE PİRİM: ABD'de kaç yıl kaldınız?
    TOLGA ÇEVİK: 3,5 yıldan biraz fazla, yuvarlak hesap 4 yıl diyebiliriz.

    ECE PİRİM: Orada da ünlü isimlerle çalışmışsınız. Daha uzun yıllar kalıp bu işi orada sürdürmeyi düşündüğünüz oldu mu?
    TOLGA ÇEVİK: Oldu, aslında fırsatlarım da oldu. Fakat ben Türkiye'yi çok özledim. Yani biraz evcimenim ben. Hatta bir tiyatrocu için biraz fazla evcimenim. Hani zeytinyağlı pırasa yiyemeyince, bir anda milli duyguları kabaran bir adam olduğum için daha fazla kalamadım, dönmek istedim. Bir de bu mesleği kendi dilinizde icra etmek çok daha tatmin edici birşey.

    ECE PİRİM: Yurtdışı ve yurt içinde bu işle ilgili farklar sizce neler?
    TOLGA ÇEVİK: Valla yetenek olarak biz çok daha zenginiz. Yani biz de Akdeniz kanı olduğu için çok daha sevecen suratlarız ekranda olsun, sahnede olsun.
    Ama benim okuduğum yerde Amerika'da teknik çok daha ileri düzeyde. Sahne üstü teknikleri olsun, oyunculuk teknikleri olsun çok enteresan araştırmalar yapıyorlar bu konuda. Sadece yeteneğiniz var diye bu size ömür boyu yetmiyor orada. Sürekli kendinizi geliştirmeniz için piyasadaki diğer rakipleriniz sizi çok zorluyor. Her sene bir oyuncunun kendini yenilemesi gerekiyor. O yüzden galiba bu konuda bizden biraz daha ilerideler.

    ECE PİRİM: Peki seyirci olarak fark var mı? Çünkü eskiden Türkiye'de tiyatro seyircisi özel giyinir, seyirci olarak bile gösteriye titizlikle hazırlanırmış.
    TOLGA ÇEVİK: Bu söylediğiniz ben de duydum ama yetişemedim maalesef. Hani o takım elbiselerle, kürklerle, abiyelerle Beyoğlu'na gidildiği günleri duydum
    ama bilemiyorum. Ama bence de öyle olması gerekir. Çünkü çok büyük bir emek var ve emek olan her şeye böyle bir saygı olması gerekir aslında sırf tiyatroya değil. Şimdilerde bizim oyunlarımıza eşofmanla gelen gençler var. Belki de onun için çok önemli birşey değil. Çünkü önemli olsa oyun sırasında cep telefonu ile mesaj çekmeye çalışmaz. Çoğunu görüyorum ben. Artık ne kadar önemli bir mesleği varsa iletişimini kesemiyor 2 saat için. Bunlar çok önemli şeyler aslında, ne zaman düzelir onu da bilemiyorum. Belki de Türkiye'deki en önemli şey tiyatro olmadığı için bunlara çok önem verilmiyor diye düşünüyorum. Çünkü bir cerrahın ameliyat sırasında kısa mesaj çekebileceğini düşünemiyorum. Eh para verip keyif almaya geldiğin bir konuda kendi keyfini baltalamak kavramını zaten hiç anlamıyorum. Bilmiyorum, yani bir bildikleri vardır herhalde..

    ECE PİRİM: Eğitiminiz bittikten sonra daha geniş bir vizyon sahibi olarak Türkiye'ye döndünüz. Sonra neler oldu?
    TOLGA ÇEVİK: Amerika'ya gitmeden önce ben Hadi Çaman Yeditepe oyuncularında kursiyerdim.18 yaşındaydım. Amerika'dan dönünce ilk olarak Hadi Çaman'a döndüm vefa borcu olarak, çünkü çok emeği vardır benim üstümde öğrenci olarak. Dedim ki; "Ben döndüm. Kıyısından, köşesinden bir şey varsa başlamak isterim" O da hemen "Küheylan" text'ini attı önüme. Ben figüran olarak başlayacağımı düşünüyordum tabii. Provalarda anladım ki başrol oynuyorum. Tekrar ilk oradadır başlangıcım. 4 sene orada çalıştım. Sonra "Vizontele" ile BKM'de çalışmaya başlamam. Vizontele'den sonra Yılmaz Erdoğan dedi ki; "Sen bizden ayrılma, bizimle çalış." Orada da bir süre çalıştım, daha sonra ayrıldım ve şimdi "Avrupa Yakası" ile yola devam ediyorum.

    ECE PİRİM: Tiyatroda sınırlayıcı bir yaş var mı?
    TOLGA ÇEVİK: Aslında ölene kadar yapılabilecek bir meslek. Ama bir oyuncunun yelpazesini geniş tutması için yanlış bir ülke bizim ülkemiz. Çünkü burada çok fazla yaşam endişesi var insanların. Yani oyunculuk çok rahat olduğunuz takdirde yapılabileceğiniz bir meslek. Siz çok iyi hissedeceksiniz ki insanlara daha güzellikler sunabilesiniz. Ama Türkiye'de 3 bin oyuncu varsa 2 bin 500'ü fatura ödemek kaygısıyla yaşadığı için o kadar çabuk yaşlanıp çöküyor ki o yelpazeler çok daralıyor. O zaman onlar için oyunculuğun bir yaşı olmuş oluyor. Belli bir yaşa kadar yapabiliyorlar belki. Yoksa ölene kadar durmadan emekli olunmayacak tek meslek.

    ECE PİRİM: Tv sektörünün genişlemesi, bu kadar çok özel kanallar olması da tiyatro sanatçıları açısından iyi oldu değil mi?
    TOLGA ÇEVİK: Evet tiyatro sanatçıları açısından iyi oldu ama tiyatrolar açısından pek iyi olmadı. Yani garip bir durumdur bu. Tiyatro oyuncuları çok daha fazla iş bulmaya başladılar, ama tiyatrolara gitmez oldu insanlar. Bunun negatifleriyle pozitifleri eşit galiba.

    ECE PİRİM: Tiyatroları pahalı bulup gelmeyenler veya gelemeyenler de var. Bu konuda neler söylersiniz?
    TOLGA ÇEVİK: Ama verdiğiniz emeğin karşılığında ortaya amiyane tabirle bir mal sunuyorsunuz. Eh bunu üretmek için kaç kişi çalışıyor? Kaç kişinin alın teri var? Bunların hesabı yapıldığı zaman bazı rakamlar aslında uçuk rakamlar değil. Yani bugün herkesin cebinde bir cep telefonu var. Onun maliyetine baktığınız zaman çok enteresan bir yaşam standardı çıkıyor ortaya. Ama 20 liralık bir tiyatro biletinden bahsettiğiniz zaman akan sular duruyor. 20 liralık bir şey değil ki sanat. Pahalı diye bu kadar yaygara koparmaya gerek yok bence. Evet bazı koşullarda insanlara ağır geliyor olabilir, haklılar ama bunu daha ucuza yapan müesseseler de var. Ödenekli tiyatrolar var. Oralarda da 5-6 liraya oynayıp
    hala full dolduramıyorlar. Demek ki bu iş parayla da ilgili değil. Bu iş buna duyulan sevgi ve saygıyla ilgili.B urada bir eksiklik var.

    ORGANİZE İŞLER'DE "SÜPERMEN SAMET", AVRUPA YAKASIN'DA "SACİT" İLGİ ÇEKEN KARAKTERLER

    ECE PİRİM: Şu an da "Avrupa Yakası"nda Sacit rolüyle de çok sevildiniz. "Organize İşler" filminde ki Süpermen Samet rölünüzle ilgili dediler ki: "Gerçek
    Süpermen'in rolünü dama attı." (Gülüşmeler)
    TOLGA ÇEVİK: Yok canım, biz onunla büyüdük.

    ECE PİRİM: O karakter size nasıl teklif edildi?
    TOLGA ÇEVİK: Aslında bu karakterler daha çok masa başında tam olarak ortaya çıkıyor. Yılmaz Erdoğan bazı şeyleri düşünür ama oyuncuya da birşeyler bırakır. Yani biz de oyun ve karakterlere bir şeyler katabiliyoruz. Türkiye'de aslında bir yönetmen sineması vardır. O nasıl derse öyle oynanır çoğu zaman. Bana "Organize İşler" ilk anlatıldığında kenarında, köşesinde bir yerlerde olacağımı biliyordum. Ama neresinde olacağım kesin değildi. Fakat ilk duyduğumda da Süpermen Samet rolünü çok sevmiştim. Dedim ki: "Bu rol herhalde çok daha adı sanı duyulmuş birine gider." O yüzden yüreğime taş bastım.
    Sonra oğlumun doğduğu gün Yılmaz Erdoğan bana dedi ki: "Hayırlı olsun. Benim de sana bir hediyem var. Süpermen Samet'i sen oynuyorsun." Yani çifte
    bayram oldu benim için. Bu rolü alışımın böyle bir hikayesi vardır.

  5. #5
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Tolga Çevik Röportajları

    BİZ TÜRKLER İŞİMİZE GELİNCE HERŞEYE ORGANİZE OLURUZ

    ECE PİRİM: Peki sizce Türk toplumu olarak her şeyde filmin adı gibi organize olabiliyor muyuz?
    TOLGA ÇEVİK: İşimize gelince diye bir tabir vardır. Çok güzel bir Türk tabiri bu. İşimize gelince oluruz. Yani mesela; birinin bize borcu varsa onu almak için çok güzel organize oluruz.(Gülüşmeler)

    ECE PİRİM: Yurdışında yaşamış biri olarak Türkiye ve Türk insanın nasıl tanındığı konusunda sizin gözlemleriniz nedir? İstediğimiz imajı sağlayabilir miyiz?
    TOLGA ÇEVİK: Sağlayamayız. Çünkü zaten bizi istediğimiz pencereden görmek istemeyen bir çevre dünyamız var. Ama canları sağ olsun yani biz içimize sindire sindire inandığımız şeyi yaparsak, ben görmem de çocuklarım görür belki. Benim umudum var. İyi bir şey yaptığınız zaman eninde sonunda sizi takdir ederler.

    ECE PİRİM: Peki AB ile ilgili düşünceleriniz neler?
    TOLGA ÇEVİK: Üzgünüm AB ile ilgili üzgünüm. Çok fazla siyasetten anlamam. Zevk de almam. Bana inandırıcı gelmez politika. AB konusunda da ben Avrupa'da olsam bizi istemezdim. Çünkü biz bir arada yaşamayı bilmeyen bir toplumuz. Yani daha önce de söylediğim gibi bir oyuna gelince kısa mesaj çeken arkadaşlarım var veya "kapat ben seni sonra arayacağım" diyenler var. Şimdi o ayrı bir hata, yanında ki "lütfen kapatır mısınız" demediği için ayrı bir hata, dolayısı ile herkes hatalı. Yani biz hatası çok olan kişilerden meydana gelmiş bir toplumuz. Bunun içine ben de dahilim. Şu ara AB'de olmayı hak ettiğimizi sanmıyorum. 3-5 yere asfalt döküp, birkaç binayı boyamakla olacak şey değil. Nasıl ki İstanbul'un her yerine gizli metro yapamıyoruz. Çünkü 300 sene öncesinden hatalı bir başlangıç var. Bizim AB'ye girebilmemiz için 300 sene öncesine dönüp yıkıp, yeniden yapıp girmeye çalişmamız lazım. Bu sefer de
    AB bizden yine 300 sene ileride olmuş olacak.

    ECE PİRİM: Kurallara karşı da toplum olarak bir antipatimiz var sanki değil mi? Uymak istemiyoruz.
    TOLGA ÇEVİK: Evet, kuralsızlık hastalığımız var. Yurtdışında yaşarken şöyle bir şey yaşadım. Dört yollarda kesinlikle ne ışık, ne birşey var. Arabalar geliyor, herkes birbirine saygılı ve kurallar uygun şekilde yol vererek geçiyor. Ben hayretle izledim. Yani neye göre geçiyorlar. Çok basit o benden önce gelmiş o geçecek, sonra ben geçeceğim diyor. Bu kadar basit. Sonra öğrendim ki benim okuduğum ve yaşadığım kasabada en son trafik kazası 6,5 yıl önce olmuş ve 2 Türk çarpışmış. Düşünebiliyor musunuz? Bana ondan sonra Türkiye'yi tanıt dediklerinde ne diyebilirim ki?

    "FUTBOL KURALINA GÖRE OYNANMALI, YABANCILAR BUNU DAHA DOĞRU UYGULUYOR"

    ECE PİRİM: Size hoşlanmadığınız konular sorulduğunda "futboldan hoşlanmıyorum" diye cevap veriyormuşsunuz. Bu erkekler açısından çok alışıldık bir cevap değil. Gerçekten öyle mi?
    TOLGA ÇEVİK: Evet, pek hoşlanmam.Aslında tam olarak öyle de değil. Mesela bir Barcelona-Real Madrid maçı olunca seyrediyorum. Futbolund a kendine göre bir mantığı ve kuralları var. Penaltı diye bir şey var. Barcelona-Real Madrid oynadığı zaman penaltı oluyor. Hakem penaltı yerini gösteriyor, düdüğü çalıyor ve bütün oyuncular pozisyonlarını alıyorlar. Biz de ise bütün oyuncular hakemin üstüne çullanıyor. Dünya'da şöyle bir şey var. Futbolu sevmememe rağmen çok araştırdım. Dünya'da iptal edilen bir penaltı kararı yok. Eh sen ne diye çullanıyorsun, adam vermiş o kararı. Artık sus, yerine geç bir gol daha yeme. Bizde oyuncular nedense çok duygusal davrandığı için Avrupa futbolunda gördüğüm
    ve yaşadığım zevki bana vermiyorlar.

    ECE PİRİM: Hobilerinizden biri de fotoğraf çekmek. Siz de yanınızda hep fotoğraf makinası ile mi geziyorsunuz?
    TOLGA ÇEVİK: Çok seviyorum fotoğraf çekmeyi ama sadece bir amatörüm. Evet, ben de fotoğraf makinam yanımda gezerim. Fotoğraflarla an yakalamayı çok seviyorum. Aslında her oyuncunun da fotoğraf çekmesi gerektiğine inanıyorum. Yakalanan o kareler bakış açısı ve yaratıcılığın gelişmesi açısından faydalı olabilir.

    ECE PİRİM: İnteraktif oyunları nasıl buluyorsunuz? Seyircilerin de zaman zaman oyuna dahil olmaları nasıl sizce?
    TOLGA ÇEVİK: Bu bir tarzdır. Ayrı şeyi mukayese etmek yanlış olur ama benim çok fazla ilgimi çeken birşey değil. Çünkü benim inandığım şu: Biz öyle bir şey sergilemeliyiz ki seyirci koltuğuna mıhlanmalı ve saatine bakmadan, zamanın nasıl geçtiğini anlamamalı. İnteraktif bana biraz kaçak dövüş gibi geliyor. Yani oyunda riskli yerler var, seyirciyi de dahil edip kotaralım fikri
    varmış gibi geliyor. Belki de yanlış düşünüyorum. Biraz utanıyorum söylerken ama bana böyle geliyor. O yüzden de beni çok cezbetmiyor.

    ECE PİRİM: Aslında bu tarz oyunlar seyirci açısından renkli olabilir. Herkes beni çağıracak mı diye düşünür herhalde.
    TOLGA ÇEVİK: Valla şu var, şuna inanıyorum. İyi oynarsanız, seyirci sizi kilitlenerek seyreder. Yani illa ki o şekilde heyecanlanması gerekmez. İşinizi iyi
    yapıyorsanız, seyirci hep heyecanlanır.

    ECE PİRİM: Uzun yıllar önce Türkiye'nin önde gelen yapımcı,yönetmen ve usta oyuncuları, gelecek vaad eden oyuncuları belirlemişler.10 kişinin yer aldığı bir liste çıkmış ve bu liste de sizde varsınız. Bu çok özel bir durum ve insanı sanat adına daha da motive eder bence. Siz neler düşünüyorsunuz?
    TOLGA ÇEVİK:Yaklaşık 11 yıl önce oluştu bu liste ve ben 22 yaşlarındaydım. Çok büyük onur benim için gerçekten. Bu piyasada 3-5 bin kişiyiz. Böyle kısıtlı
    bir listenin içinde adımın geçmesi çok onur verici. Ben de her yaptığım işte "İyi ki biz bu çocuğu listeye koymuşuz." desinler isterim. O yüzden daha az ama seçtiğim işleri yapmaya çalışıyorum. Kendimi daha çok geliştirmeye çalışıyorum. İnşallah o kafalarındaki güzelliğe layık oluyorumdur her geçen gün.

    "CEM YILMAZ KAYINBİRADERİM VE ONUNLA ANLAŞMAK ÇOK KOLAYDIR"

    ECE PİRİM: Bir taraftan da evli ve 2 çocuk babasısınız. Cem Yılmaz da kayınbiraderiniz. Aranızda ki ilişki nasıldır?
    TOLGA ÇEVİK: İyiiii, hep biz de kalır.(Gülüşmeler) Çok mütevazı ve iyi yüreği olan bir insan olduğu için onunla anlaşmak kolaydır. Ailesi olduğu gibi çok iyi insanlardan oluşuyor. Evliliklerde bu çok önemli. Yani eşinizin ailesi de çok önemli. Bu anlamda çok doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum. Çok gülen bir sülale haline geldik ve bu çok güzel. Bu tarz ilişkilerin yürümesinde çok önemli bir temel taşı. Aman biz kapımızı kapatalım, gerisi önemli değil demek yanlış. Ben de bu anlamda çok şanslı bir damadım galiba.

    ECE PİRİM: Eşiniz de şanslıdır muhakkak. O zaman size çocuklarınızla birlikte sağlıklı, mutlu ve bol kahkahalı günler diliyoruz. Avrupa Yakası'nda da zevkle izliyoruz. samimi sohbetiniz için çok teşekkür ederim.
    TOLGA ÇEVİK: Ben de çok teşekkür ediyorum. Her konuda biraz fikirlerimi söyleyebildim.Avrupa Yakası ve başka projelerde de buluşmak üzere diyorum.


    Ece Pirim & Tolga çevik

    Kaynak: www.kanalturk.com.tr

  6. #6
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Tolga Çevik Röportajları


    Benim her şeyim var starların yok'
    Tolga Çevik, Avrupa Yakası'nda izlediğimiz bitirim Sacit'ten tamamen farklı bir karakter. "Yıldız olmak uğruna mutluluğumdan ve huzurumdan ödün vermem," diyen ve iyi bir aile babası olan sanatçı, "Yılmaz Erdoğan'ı taklit ediyor" sözleri içinse "Ben geri zekâlı mıyım?" diyor
    Siz onun Avrupa Yakası'ndaki komik 'Sacit'liğine bakmayın. Tolga Çevik resmen sorduğum soruları sayıyor. Röportajın ortasında "Bu 20. sorunuz," diyerek beni şoke ediyor. 68 kilo, 1.78 boyunda, İstanbul doğumlu bir Boğa burcu. Azimli ama hırslı değil. Bir yanı 'koyverdim gitti'ci, diğer yanı da fazla tedbirli. Üç senedir evli, nur topu gibi iki çocuğu var. Evine çok bağlı bir aile babası. Dediğine göre annesine çekmiş. Kirpikleri dikkat çekecek kadar uzun, elleri de küçücük. Ayakkabı numarası 41. Karısına âşık bir adam. En sevdiği mekân 'Cambaz'. "Hayvan olsam tilki olurdum," diyor. Karda yürüyüp izini belli etmeyeceğini söylüyor. Ummadığınız şeylere alınabiliyor. Ayrıca fevkaladenin fevkinde kibar, uyumlu, bünyesinde 'sanatçı kaprisi' barındırmayan bir insan. Fotoğraf çekmeye bayılıyor, '13' takıntısından kurtulamıyor, merdiven altından geçmiyor. Bakın Tolga Çevik neler anlatıyor..

    - Kafamızdaki 'bitirim' Tolga Çevik imajına bakınca aile babası olduğunuza kim inanır?
    - Televizyondaki rollerimden yola çıkarak böyle düşünülüyor tabii. Ama benim hiç marjinal bir hayatım olmadı. Ben hep akşam evimde olmak istedim. Benim eşim de çok mazbuttur.

    - Peki bitirim delikanlı rollerinin adamı olarak, sizde ne kadar delikanlılık var?
    - Bir tek siniri var!

    - Bir de alınganmışsınız.
    - Evet alınganım. Mesela çekimde, arkada bir vazo yamuk duruyor, bir şey soruyorlar, hemen ben bir şeyi yanlış yaptığımı düşünüyorum.

    - Yılmaz Erdoğan'a çok benzetiyorlar sizi, duruşunuzu, oyununuzu... Siz kendinizi benzetiyor musunuz?
    - Bir turneye çıkıyorsunuz 25 gün. Aileni görmüyorsun onları görüyorsun. Mesela bir ara Pelin Körmükçü'nün kahkahasını atıyordum. Hem zaten sevmediğim bir adamın özelliğini almam. Ama bu demek değil ki Yılmaz Erdoğan'ı taklit ediyorum. Ben geri zekâlı mıyım?


    - Sizin için 'yetenekli genç oyuncu' tanımı yapılıyor, 12 senedir yetenekli genç oyuncu olunur mu?
    - 1996 sonundan beri çalışıyorum, tabii daha büyüklerime göre genç bir oyuncuyum ama hep 'çıkış yapan' oyuncu havası var bende. Nerden çıktıysa...

    - Peki nereden çıktınız?
    - Benim tiyatroya adım atmam Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları'yla başladı. Doğuş Lisesi'ndeyken tiyatroya çok merakım vardı. Ortaokul öğretmenim de Hadi Çaman'ın arkadaşıydı ve beni kendisiyle tanıştırdı.

    - Sizler hep bir tiyatro aşkından bahsedersiniz. Nedir sizdeki bu aşkı tetikleyen şey?
    - Valla tetikleyen bir şey yok, ailede de sanatçı yok. Ama ben ilkokulda ders arasında, Hacivat Karagöz oynayan bir çocuktum.

    - Hadi Çaman Tiyatrosu'ndaki ilk rolünüz neydi?
    - Robotu canlandırdım. Sonra ben bu işin okuluna gitmek istedim, çünkü bir gün birisi "Sen ne biliyorsun ki?" derse, diplomamı göstermek istedim.

    - Yani insanların sizi eleştirmesini engellemek için mi oyunculuk okudunuz?
    - Her şey tam olsun, eksik bir şey kalmasın diye. Önce burada konservatuvar sınavına girdim kazanamadım. Ardından da Amerika'ya okumaya gittim.

    - Sizin için kazanamamak ne demek?
    - Başa dönmek demek. Kaybetmek beni çok yıpratıyor.

    - Siz de ailesi oyuncu olmasına itiraz edenlerden misiniz?
    - Ailem bana çok destek oldu. Ama benim babam, mantığıyla hareket eden biridir. Her şeyin bir sebebi ve sonucu olmalı diye düşünür. 10 adım ötesini düşünür. Sen de içinde sanatçılık olan bir adamsın ve senin için 10 basamak ötesi yok ki. O yüzden çok çatıştık babamla ama çok destek oldu bana.

    - Amerika'da dört yıl kaldınız, Tommy Lee Jones'dan dersler aldınız ama şunu merak ediyorum, Türkiye'ye neden döndünüz?
    - Amerika'dan bıktım. Eşimi dostumu, ailemi özledim. Buradaki en saçma sapan arkadaşımı bile özledim. Ben çok evcimen bir adamım.

    - Bugün döndüğünüze pişman mısınız?
    - Bazen piyasada dönen enteresan senaryolar yüzünden pişmanlık duyduğum oluyor. Mesela bir proje için masaya oturuyorsunuz adam "Sen yabancı değilsin," diye başlıyor cümleye. Hayır efendim, ben yabancıyım.

    - Nedir o 'sen yabancı değilsin'in alt metni?
    - Seni projeye dahil etmek için saçma debelenme, bağlama numaraları. O zamanlar "Acaba dönmese miydim?" diyorum.

    - Sizde yetenek var, kariyerinizde çok iyi roller var, başarı var, neden yıldız değilsiniz?
    - Çünkü kaybedecek çok şeyim var!

    - Yani?
    - Yıldız olmak uğruna hayatınızdan bazı şeyleri vermeniz gerekir ve benim böyle bir lüksüm yok. Mutluluğum, huzurum gibi şeylerden fedakârlık edemem. Her şeyi tam olan bir star yok, benim her şeyim var. Akşam eve gelince "Hayatım iyi misin?" diyen bir eşim, şahane bir ailem var.

    - Peki "Ben çok başarılıyım, iyi bir oyuncuyum ama şu adamlar da benden daha ünlü ve daha çok kazanıyor," diye sinirlendiğiniz oluyor mu?
    - Şimdi isim vermeyeyim ama çok saçma adamlar için söylüyorum. Üç günde hiçbir şey olmayan bir adamı yıldız yapıyorlar. Herkes onun farkında, bir tek o adam farkında değil.

    -Hayatınızın cümlesi ne?
    - Seni senin sevdiğin kadar kimse sevmez!
    Bu ortamda anormal olan benim'
    - Cem Yılmaz'ın kız kardeşiyle evlisiniz, eşiniz de abisi gibi komik mi?
    - Özge çok komiktir. Onun perdesi benden de yırtıktır, çok eğlencelidir. Çocuklar desen zibidi, çok eğlenceli bir aileyiz yani.

    - Siz hangi tip babasınız? Çocuklarıyla sadece oynayan mı, bütün işlere karışan mı?
    - Şöyle söyleyeyim, sadece çocuklarımı emziremedim. Onun dışında her şeyi yaptım.

    - Kızınız büyüyünce eli maşalı bir baba mı çıkar sizden?
    - Büyük konuşmamayı çoktan öğrendim. Sadece her günkü duam "Allah inşallah karşılarına doğru dürüst birilerini çıkarsın."

    - 10'lu, 20'li ve 30'lu yaşlarınızdaki sizi birer cümleyle tarif etseniz, ne derdiniz?
    - 10'lu yaşlar; kısa şort, beyaz Converse, kafada bandana, Michael Jackson idolüm ve sürekli dans ediyorum. 20'li yaşlarda gelecek kaygısı taşıyan dertli bir Tolga. 30'lu yaşlarsa hayatımın çok güzel bir dönemi. Şimdi hayatımın nereye gittiğini tahmin edebilir durumdayım.

    - Nereye gidiyor hayatınız?
    - Galiba istikrarımı bozmadan, bu yaşamı bitireceğim gibi gözüküyor.

    - Nedir bu 'unumu eledim' hali?
    - 33 yaşındayım ya, 37 yaşında emekliliğe hak kazanıyorum ben. Eğer 18 yaşında Özge'yle tanışsaydım 18 yaşında evlenirdim. Çünkü ben o yaştan beri, evim olsun, yuvam olsun istedim. BKM'deyken, dokuz gün hiç uyumayıp, gündüz havuz, gece oyun, sonra sabaha kadar barda eğlence yaşadığım bir dönemim de oldu. Ama eee?

    - Birçok insan evlilikten kaçarken siz evliliğin ne kadar güzel olduğunu anlata anlata bitiremiyorsunuz. Sizin için evliliğin en güzel yanı nedir?
    - Ben hayatta senin kendini sevdiğin kadar, kimsenin sevmeyeceğine inanırım. Gerisi yalandır. Ama doğru evliliği yaptığın zaman, seni bazen senden bile fazla seven biri oluyor. Benim kendimi sevmemeye başladığım zaman bile o beni sevmeye devam ediyor.

    - Ünlü olup, şov dünyasında bulunup da sizin gibi aile hayatını yürütmek zor değil mi?
    - Bu ortamda anormal olan benim! Tek başına bir adamın bu ortamda kayıp gitmesi çok mümkündür. Benim en kötü alışkanlığım sigara.

  7. #7
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Tolga Çevik Röportajları

    "Bu filmlerden bir komedi dizisi yapılması bile istendi"

    Digitürk için çekilen reklam filmlerinde oynayan Tolga Çevik ve Demet Evgar ekranların en sevilen ikilisi oldu. Çevik: "11 reklam filmini iki günde çektik. Bu filmler belki hayatımızı bile söndürebilirdi ama öyle olmadı. Herkes çok sevdi. Hatta bu filmlerden sitcom, komedi dizisi yapılması bile istendi"

    ÖZKAN GÜVEN

    Vizontele"den tanıdığımız Tolga Çevik ile "Bütün Çocuklarım" ve "Çınaraltı" adlı dizilerdeki Demet Evgar şu sıralar Digitürk'ün epey popüler olan reklam filmlerinde oynuyor. Üstelik evlerde uzaktan kumandalar onların reklamı ekrana çıktığında kanal değiştirmiyor. Tolga Çevik yeniliğe kapalı, Digitürk paketi aldırmamak için bin dereden su getiren Çınar'ı, Demet Evgar ise kocasının bu inadına çaresizce boyun eğen ve her bölümde içine fenalık gelen Pınar'ı canlandırıyor. Şunu hemen söyleyelim Tolga Çevik dizideki gibi gerçek hayatta da futbol hastası bir insan değil, hatta bu spordan nefret bile ediyor. Demet Evgar ise tam tersi. Her ne kadar canlandırdığı karakter futboldan hoşlanmayan biri olsa da o futbolu çok seviyor.

    Bu projede nasıl yer aldınız?

    Tolga Çevik: Sinan Çetin'le Serdar Erener çok kısa ve birçok temayı anlatacak reklam filminde oynayıp oynamayacağımı sordu. Benim adımı da onlara mizahçı Vedat Özdemiroğlu vermiş. Benimle oynayacak ismi de ben ortaya attım ve Demet'le birlikte 11 reklam filminde oynadık.

    Kim yazdı senaryoları?

    Tolga Ç.: Demet ile birlikte çoğunu çekimler sırasında çıkardık. Biraz doğaçlama oldu. Yazılı bir şeyler vardı. Bunları okuyorsunuz, çok komik geliyor ama ayağa kaldırdığınızda o kadar komik olmuyor. Birçoğu beden diline dayalıydı.

    Demet Evgar: Çekimler sırasında bu işin ortasının olmayacağını biliyorduk. Ya çok iyi ya da çok kötü olacaktı. Aslında çekimler sırasında ne yaptığımızın da çok farkında değildik. Doğaçlama oldu. Provası yoktu. Şöyle de bir şey denesek dedik, oldu. Sabah "Nasıl olacak acaba?", gece de "Nasıl oldu acaba?" diye sorup durduk kendimize. En önemli avantajımız birbirimizin uyumu için vakit harcamamamızdı. Yoksa iki günde bu kadar iyi bir işin çıkabileceğini ben sanmıyorum.

    Nasıl tepkiler aldınız?

    Tolga Ç.: İşin illüzyonu şurada; tiyatro veya sinemada iki saatiniz var. Ama o iki saat, üç aya ya da beş aya bölünebiliyor. Reklamda ise 8 saniye. Buradaki en uzun reklam filmi 18 saniyeydi. Yaptıklarınız ya zaplanacaktı ya da işte böyle reytinglere girecekti. Reklam filminde oynamak çok riskli bir karardı. Bir beğenilmezse sokağa bile çıkamazsın abi. Belki hayatımı bile söndürebilirdi bu reklam filmleri. Ama böyle olmadı. Herkes çok sevdi. Hatta bu filmlerden sitcom, bir komedi dizisi yapılması bile istendi.

    Demet E.: Çekilen 11 bölümü iki günde bitirdik. Sabah 8'de girdik gece 1'de çıktık. Ben bu kadar olumlu tepki alacağını tahmin etmiyordum. İnsanlar evlerinde birbirlerine bizim reklamlarda birbirimize baktığımız gibi bakar hale gelmişler. Gerçekten çok tuttu filmler.

    Futbolu sever misiniz?

    Tolga Ç.: Nefret ederim. Hayatımda bir kez stada girdim, o da 19 Mayıs çalışması içindi. Geçenlerde Demet (Akbağ) ablanın kocası beni maça götürmek istedi. Ben ketenpereye getirdim de gitmedim. Olayları görüyoruz. 90 dakika eğlenmeye gidiyorsun, cesedin çıkabiliyor sahadan. Gideceğim, bağıracağım orada, ertesi gün sesim kısılacak ve oyun oynayamayacağım. Benim önce işim gelir.

    Demet E.: Ben çok seviyorum futbolu. Galatasaraylıyım. Şimdilerde çok vaktim yok ama eskiden "Maraton"u hiç kaçırmazdım.

    "Biz sevilmeyi çok seviyoruz, çıkalım sahneye herkes bizi alkışlasın istiyoruz"

    Gelecek için planlarınız var mı?

    Tolga Ç.: Çiftçi olmayı istiyorum!

    Demet E.: Ben sürekli tiyatro yapmak istiyorum. Çünkü doyduğum yer orası. Tiyatrocu olmasaydım çekilmez biri olurdum.

    Tolga Ç.: Ya bırakalım bunları. Biz sevilmeyi çok seviyoruz abi. Çıkalım sahneye herkes bizi alkışlasın istiyoruz.

    "Karımın Cem Yılmaz'ın kız kardeşi olduğunu önceden bilmiyordum"

    İnsanlar Cem Yılmaz'ın kız kardeşiyle evlenmiş olmanıza nasıl bakıyor?

    Tolga Çevik:Ben Özge ile ilişkimin başladığı dönemde Cem Yılmaz'ın kız kardeşi olduğunu bile bilmiyordum. Ki Cem Yılmaz benim arkadaşımdı. Zaten şu anda Özge Yılmaz değil Özge Çevik var.

    Karınızın en az abisi kadar komik olduğu söyleniyor, bu doğru mu?

    Tolga Çevik:Özge gerçekten çok komiktir. Biz gülerek aşk izdivacı yaptık. Her şeyin üstüne gülmeyi bilen insan olduğu için beni de çok motive ediyor. Ota boka güleriz. Gerçekten iyi anlaşıyoruz. O şimdi anne oluyor. Üç aylık hamile kendisi.

    Baba adayı olmak nasıl bir duygu?

    Tolga Çevik:Garip bir duygu. Geçen ay doktora gittik. Ultrasonda hareket ettiğini görünce elim ayağım boşaldı. İkinci gidişimiz bu ay olacak ama hâlâ çok heyecanlıyız. Eve ikinci el ultrason makinesi almayı bile düşünüyorum. Televizyona böyle bağlayıp seyretmek istiyorum.

    Amerika'da Robin Williams ve Tommy Lee Jones'tan oyunculuk eğitimi almışsınız.

    Tolga Çevik:Onların bu mesleğe nasıl baktıklarını öğrenmek için gittim oraya. Okul bitti, bize "Tebrik ederiz, süper bir öğrenci oldunuz" dediler. O kadar zaman sonra bizi daha yeni öğrenci yapmışlardı yani.

    Neden orada kalmadınız?

    Tolga Çevik:Annem oraya beni görmeye geldi. Yanında sarma dolma getirmişti. O an "Ben bittim" dedim, Türkiye'yi çok özlediğimi fark ettim. Suadiye'den arkadaşlar telefon edip bana gecenin bir vaktinde dürüm yediklerini söyledikten 1,5 hafta sonra Türkiye'ye döndüm.

    Oynarken stilinizin fena halde Yılmaz Erdoğan'a benzediği söyleniyor.

    Tolga Çevik:Son birkaç yıldır onun yarattığı adamları oynadım. Belki de bu yüzden böyle diyorlar.

    Tehlikeli bir durum değil mi bu?

    Tolga Çevik:Umrumda değil. "Sizin için gay diyorlar" diyenlere "Canlı yayında bir kadınla sevişeyim mi?" demeye benziyor bu.
    __________________

  8. #8
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Tolga Çevik Röportajları

    Tarih: 11.08.2007 Saat: 02:10

    İzdiham.com adına Sibel Atagün ve Mahmut Ali Ermeydan'ın "Türk Sineması’ının “Süpermen”i, Tiyatronun başarılı “Küheylan”ı Tolga Çevik" ile yaptığı söyleşiyi keyifle okuyabilirsiniz...

    Türk Sineması ve Tiyatrosu’nun genç yeteneklerinden, yurt içi ve yurt dışında aldığı ödüllerle de başarısını kanıtlayan Tolga Çevik; 1974 İstanbul doğumlu. Bahariye İlkokulu ve Özel Doğuş Lisesi’nin ardından eğitimine İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuar’ında Tiyatro Bölümü okuyarak devam etmek istiyor fakat, konservatuara giremiyor. Tiyatro sevgisi yılmasına izin vermiyor, nihayetinde Yeditepe Oyuncuları arasına kursiyer olarak katılıyor.

    Burada önemli ustalardan ders alıyor ve Göksel Kortay’ın aracılığıyla Faye Dunaway’den referans almayı başarararak ABD’de Central Missouri State University'ye giriyor.

    ABD’den dönünce tiyatro sahnelerine hızlı bir giriş yapıyor Çevik. Kısa sürede yeteneği sinemacılar tarafından da fark ediliyor. Tiyatrodaki başarısını ( bana bir şeyhler oluyor, sen beni sevmiyorsun, kalbin sesi, kelebekler özgürdür, küheylan) sinemada da kanıtlıyor. Vizontele, Köçek, Organize İşler, Herkes Kendi Evinde ve Vizontele Tuuba gibi filmlerin yanı sıra Feride, Aşk ve Gurur, Esir Şehrin İnsanları, Ölümsüz Aşk, Dişi Kuş, Her Şey Yolunda ve en son Avrupa Yakası adlı yapımlarda da dizi kariyerini de oluşturmuş durumda.

    Gerek yurt dışında başrol ve yardımcı rollerde oynadığı filmlerden ( Secrets, I am in America, Marriage, Terra Noya, Hey God, Help Me, Jacgues& The Master ), gerekse Türkiye’deki filmlerinden bir çok ödül almayı başarmış olan Tolga Çevik; bizi kırmayarak röportaj teklifimizi kabul etti ve sorularımıza samimi yanıtlar verdi.


    İşte röportajımız;

    S.A: Sinema sizin için ne ifade ediyor?

    T.Ç: Sinema , emeklerinizi cok daha az uğraşarak milyonlara ulaştırdığınız ve çok daha uzun süre saklanan bir sanat alanı benim için . Ve çok seviyorum…

    S.A: Sizce tiyatroda mı yoksa sinemada mı oyuncu kendini daha iyi ifade eder? Sizin için hangisi vazgeçilmez?

    T.Ç: Valla her ikisi de vazgeçilmez , yani sizi seyircinin izlediğini bildiğiniz hiçbirşeyden vazgeçilmez . Bizim tutkumuz bu . Fakat yeteneğinizi gostermeniz icin hangisinde oynadiğınızın bir önemi yok bence, çok yetenekli bir aktör , kendini bir talk show’da konukken bile ifade ve ispat eder bence…

    S.A : Amerika'da iyi bir referansla (Faye Dunaway) eğitim aldınız. Bazen keşke orada devam etseydim dediğiniz oluyor mu?

    T.Ç: Tabiki , her zaman . Bu güzelim mesleği hakkını veren biryerde yapmak isterim her zaman…ama her işte bir hayır vardır…

    S.A : Trajik bir rolle başladığınız oyunculuk serüveninde komediye yöneldiniz. Bu tercih bilinçli mi oldu? Hangisi size daha cazip geliyor?

    T.Ç : Oyunculuk tarzini bir süreliğine değiştirmek benim kendi tercihim ama dram yahut trajediyi her zaman daha çok severim , kendini ispatlamak ve ebedi olmak icin elzemdir. Küheylanla başlamiş olmam benim için her zaman artı puan olmuştur…

    S.A: Erol Keskin gibi oyunculuğundan ders aldığınız kişiler kimlerdir?

    T.Ç : Erol keskin , disiplinin ve konsantrasyonun bir simgesidir benim için . Onunla çalışırken çok ama çok şey öğrendim . Bunun gibi örnekler çok… Altan Erkekli , Gazanfer Özcan , Tommy Lee Jones ….Hepsinin de iyi oyuncular olmaları dışında ortak bir ozellikleri daha var : birer beyefendi olmaları…ve bence iyi oyuncu olmalarındaki en büyük etken de budur…

    S.A: "Benim bağımsız filmleri çeken bir adam haline gelmem için büyük ihtimalle çok ciddi alkolik olmam gerekirdi, o dönemlerde." demişsiniz. Şu an için bağımsız filmlerimiz hakkında neler düşünüyorsunuz?

    T.Ç : Oldukça bağımsızlar….. başka yorum yapmak istemiyorum….

    S.A : Yılmaz Erdoğan'la anılmak sizin için dezavantaj oldu mu?

    T.Ç : Ben bir dönem onun kadrosunda bulundum , o donemde de onunla anılmak en tabii şey elbette…..Şimdiyse kendi sularımdayım…

    S.A : Dizi kültürünün Türkiye'de geldiği noktayı düşünürsek, sinema ve tiyatro izleyicilerinin niceliğini azalttığını söyleyebilir misiniz?

    T.Ç : Mutlaka ki….Dizi seyirci icin bedava birşeydir , televizyonun karşısına oturur bila ucret izlersiniz…Ama sinema ve tiyatro öyle değil . Hem ücretlidir , hem de zahmetlidir , zira kalkıp o mekana gitmeniz gerekir. Ancak , gerçekten gönül vermiş insan bu zahmete katlanır…Bu sebeple televizyon denen olgu elbette ki diğerlerini etkilemiştir….

    S.A : Türk tiyatrosu diğer ülkelerle kıyaslarsak izleyici kitlesi ve niteliği olarak nasıl bir yerdedir sizce?

    T.Ç : Bir ülkenin tiyatrosunu , o ülkenin ihtiyaçları bakımından kaçıncı sırada olduğu gözönünde bulundurularak irdelemek gerekir . Yani , bizim ülkemiz gibi hala milyonların işsiz olduğu , açlık sınırlarının konuşulduğu bir yerdeyseniz , cıkıp “ tiyatroya gelin! Tiyatroya sahip çıkın !” diye bangır bangır bağırmak abestir bence….Zira öncelikler malum…Ancak refah düzeyiniz ve huzurunuz yerinde olacak ki , bir de gidip tiyatro izleyeceksiniz…..

    M. E: Türk tiyatrosu edebiyatla neden yeteri kadar ilişki kuramıyor?Edebiyata ayak uydurabiliyor mu gerçekten? Mesela şiir neden tiyatroda pek kullanılmıyor?

    T.Ç : Tiyatronun edebiyata ayak uydurması veya şiirin illa da tiyatroda kendine yer edinmesi gerekmez bence. Bunun için çok gözyaşı dökmemek gerekir Bunlar zaman ve zemin olaylarıdır . Onların biraraya gelesi varsa , siz zaten isteseniz de durduramazsınız . Bunları anlatılmak istenen hikayeler belirler . Anlatılması gereken hikayeleri de yaşadığınız ülkenin ( toplumun ) ihtiyaçları belirler…..

    S.A : Vizontele ve organize işler sizin oyunculuğunuza ne kattı?

    T.Ç :Vizontele'de sinema denen şeyin her türlü püf noktasını oğrendim…Organize İşler’de ise hem istediğim gibi oynadım hem de sinemadaki yerimi sağlamlaştırdım…

    S.A : Şöhret sizce geç mi oldu, neden?

    T.Ç : Ben 10 yasindayken de mahalledeki en tanınan çocuktum , lisede en popüler , üniversitede en gıpta edilen adamdım. Şöhret beni çok etkilemez . Geç mi geldi ? Neye gore ? Herşey zamanında güzel bence en çok tanındiğım şu dönemler , benim en olgun donemlerim . Evliyim , iki çocuğum var , keyfim yerinde….Sapıtmak korkum yok şöhret yüzünden….Çünkü herşeyin hesabını iyi yaptığım bir donem bu

    M. E : Tiyatronun halka ulaşamamasının nedeni ,halkın cehaletinden mi yoksa toplumun dinamiklerinden mi kaynaklanıyor?Buna bir çözüm öneriniz var mı?

    T.Ç: Aslında bir soruda buna cevap verdim sayılır . Halka ulaşabilmeniz icin , halkın ulaşılmak istemesi de gerekir . Ama hayatta daha onemli kavgalar varsa , sizi cok önemsemez . Bir başka konu da , deneysel tiyatro denilen şeydir ve ben bunu hiç ama hiç anlamam . Sevimsiz gelir bana . İlk defa tiyatroya giden bir insanı böyle birşeyle karşılaştırırsanız , onu da tiyatrodan soğutursunuz…..

    M. E : Tiyatromuz sinemamıza göre neden başarısız, evrensel değerlere ulaşamaması mı bunun nedeni, yoksa ideolojilerden sıyrılamaması mı?


    T.Ç: Tiyatromuzun sinemamıza göre başarısız olduğu fikrine çok katılamıyorum . Zira coğu oyunumuz , orda burda odul kazanan ama 8 bin kişinin bile zor seyrettiği o sinema filmlerine taş çıkartır bence….

    M. E : Türk tiyatrosu orta oyunuyla aldığı mirasın üzerine ciddi bir şey imar edebilmiş midir?Kendi ulusal değerlerine sahip çıkmış mıdır?

    T.Ç : Türk tiyatrosunun nerde olduğu ve neler yapması gerektiği gibi soruları yanıtlamak için benim yaşım hala biraz genç bence…Ama bir seyirci olarak cevaplamak gerekirse , oldukça ödün vermiş olduğunu söylemek zorundayım…

    M. E : Türk tiyatrosu diye bir şey gerçekten var mıdır?Sizin buradaki yeriniz nedir?

    T.Ç : Türk tiyatrosu yadsınamaz bir gerçektir …Oyunculukları ile de çok zengin bir yapıdır . Ben de onun minnacik bir parçasıyım ve gurur duyarım…

    S.A : Neden Türk sineması daha çok halka ulaşıyor?

    T.Ç : Bu soruya da değindim aslında…Sinema bir anda milyonlara ulaşan bir sektör , bu bütün dünyada böyle…

    S.A : Türk sinemasında Eşkıya filminin bir dönüm noktası olduğunu düşünüyor musunuz?

    T.Ç : Eşkiya çok önemli bir filmdir ama bir dönüm noktası mıdır, bunun analizini ben yapamam. Gişe başarısı yüzündense bu sorunuz , evet olabilir.

    S.A : Türk insanı sinemayı bir eğlence aracı olarak mı görüyor, yoksa sanatsal bir aktivite olarak mı?

    T.Ç : Turkiye’de sinema maalesef henüz bir eğlence aracı . Bunu da insanların gülme ihtiyaçları nedeniyle gittikleri filmlerden anlayabiliriz . Ama bu değişecektir…

    S.A : Sizin sinema ve tiyatromuz adına geleceğe dair kişisel planlarınız ya da büyük çapta önerileriniz nelerdir?

    T.Ç: Valla ben kendi adıma bir sinema filmi yazmakla meşgulüm . Önerilerim de ancak kendime olabilir

    S.A : Son olarak sizin eklemek istedikleriniz?

    T.Ç : İlginize sonsuz teşekkür ederim….Saygılarımla…

    Biz de İZDİHAM.COM olarak kendisine teşekkür ediyoruz . Yeni projelerinde başarılar diliyoruz.

    Söyleşi: Sibel Atagün- Mahmut Ali Ermeydan
    __________________

  9. #9
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Tolga Çevik Röportajları

    Ailem için oyunculuktan vazgeçer, limon satarım

    ASLI ÖRNEK (23 Eylül 2007)

    [/

    Avrupa Yakası'nda Sacit karakterini canlandıran Tolga Çevik, 'Komedi Dükkanı' isimli bir programa başladı. Salih Kalyon'la bu programda meddahlık yaptıklarını söyleyen sanatçı, senaryosuz çalıştıklarını ve bu projeye çok güvendiğini anlatıyor. Hatta o kadar güveniyor ki; "Adımdan şüphe ederim, bu programdan etmem" diyor. Cem Yılmaz'ın kardeşi Özge Yılmaz'la evli olan iki çocuk babası Çevik, ev hayatının her şeyden önce geldiğini de sözlerine ekliyor.

    * Ailenize çok düşkünsünüz, değil mi?

    Bakın; oyunculuktan vazgeçilemez çünkü çok garip bir hastalıktır. Ama ben oyunculuktan bile vazgeçerim ailem için... Hiç tereddüt etmem, yarın sabah limon satarım. Şu an insanlar beni oyunculuğumla seviyorlarsa, bunda ailemin çok payı vardır. Yüzüm onlar sayesinde gülüyor. 'Ben sanatçıyım, marjinal yaşarım' diyen tiplerden olmadım, olamam da...

    * Amerika'ya yerleşeceğiniz yönünde çıkan haberler doğru mu?

    Yok, o yanlış anlaşılma. Geçen sezon 'Avrupa Yakası'nın finalinde Sacit'le Zeynep Amerika'ya gidiyorlardı. Sacit Amerika'ya gidiyor, Tolga Çevik Amerika'ya gidiyor oldu. Öyle bir şey yok. Ama bir gün neden olmasın? Baktık ki mesleğimiz istediğimiz gibi gitmiyor, o zaman buradan gidebiliriz.

    * Yeni sezonda Sacit karakteriyle ilgili sürprizler var mı?

    Gülse Hanım çok paylaşır böyle şeyleri ama ben sadece aklım bir şeye takıldıysa sorarım. Sadece 'Var mı bir şey?' derim. O da 'Var var' der. Yüzünden anlarım heyecanlı bir şey olduğunu, o bana yeter.

    * 'Avrupa Yakası'ndaki Sacit'in kankası Gaffur marangozluk öğrenmeye gitti. Yani Peker Açıkalın diziden ayrıldı. Ne düşünüyorsunuz?

    Bu konuyla ilgili yorum yapamam, sonuçta Peker benim aynı kulisi paylaştığım bir büyüğümdür. Bir şeyler oldu ya da olmadı, bu işlerle ilgili yorum yapmak haddime düşmez. Ama şurası kesin ki; bu diziden herkes gider, diziye herkes gelir; Gülse Birsel kalmak kaydıyla... O yazdığı sürece diziye hiçbir şey olmaz.

    * Binnur Kaya ve Gürgen Öz'ü nasıl buldunuz?

    Gelenler çok aklı başında arkadaşlar. Nereye geldiklerinin farkında olan insanlar. Çok güzel bir aile olacağız yine... Bunu ilk günden anladık. Onlar da çabuk adapte oldular.

    ÇOK KOMİK PROGRAM

    * Peki yeni başladığınız 'Komedi Dükkanı' nasıl bir program?

    Bir çeşit meddahlık programı... Yüzde 95 senaryosuz yapılan bir iş... Bir omurgamız var ve yönetmen bize 'Kestik' diyene kadar eğlenceli vakit geçirtmeye çalışıyoruz. Yanımda Salih Kalyon gibi önemli bir usta var. Sahnede birisiyle kader ortaklığı yapacaksanız, bu işi çok iyi bilen ve güvendiğiniz biri olmalı. Salih Ağabey de benim çok güvendiğim ve örnek aldığım biri.

    * Türkiye'de komedi programlarının keşfedilmesi uzun sürüyor...

    Böyle bir kaygımız yok, çünkü bizim şaka yapma kaygımız yok. Ama 'Çok güleceğiz' diye televizyonu açanlar çok gülecek, garanti. Adımdan şüphe ederim bu programdan etmem.

    Bu sezon çok yoğun bir temponuz var, nasıl yetişeceksiniz?

    İşlerin yanında bir de ev hayatım var. Hepsine yetişmeye çalışıyorum. Eğlendiğiniz bir şeyler yaptığınız zaman yorgunluk hissetmiyorsunuz. 'Avrupa Yakası' çok mutlu olduğum bir proje... Orayla ilgili bir problem yok. Şimdi 'Komedi Dükkanı' programıma yoğunlaşıyorum. Çünkü benim çok güldüğüm bir iş bu. Bu işi yaptığım için çok mutluyum.


    Kaynak:Sabah Gazetesi
    __________________

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. Cem yilmaz, eniştesi tolga çevik’i askere uğurlarken ne dedi?
    Konuyu Açan: handan, Forum: Magazin Haberleri.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04-17-2009, 01:50 PM
  2. Tolga Çevik (Sacit) Resimleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:10 AM
  3. Tolga Çevik (Sacit) Biyografi
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:08 AM
  4. Tolga çevik en çok kime gülüyor?
    Konuyu Açan: handan, Forum: Magazin Haberleri.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10-14-2008, 04:20 PM
  5. ünlü komedyen tolga çevik, müthiş bir proje için de harekete geçti
    Konuyu Açan: handan, Forum: Magazin Haberleri.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10-11-2008, 04:27 PM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.