+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 1 2 SonuncuSonuncu
Toplam 12 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları

  1. #1
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Hasibe Eren (Makbule) Röportajları

    'Bir dizide de elime erkek eli değmedi yahu!'

    Avrupa Yakası'nın evde kalmış kızı Makbule'yi oynayan Hasibe Eren, bu tarz rollerin üzerine yapıştığını söylüyor: Bir ara 'aptal sekreter' rolleri gelirdi. Her arayan sözleşmiş gibi 'Hani Mavi Ay'daki Bayan Topesto vardı ya!' derdi".

    Avrupa Yakası'nın yeni karakterlerinden Makbule izleyenleri gülmekten kırıp geçiriyor. Evde kalmışlığı, Burhan'ı tavlamaya çalışması, abartılı tepkileri, rüküşlüğü, kelimeleri yanlış telaffuz etmesi, etrafındaki erkeklerin kendisini 'gözleriyle yemesi', göğüslerini saklamaya çalışması ve kırıtarak yürümesiyle 'Avrupa Yakası'nın ön plana çıkan karakterlerinden biri oldu. Makbule'ye can veren Hasibe Eren'i 'Sıdıka' rolüyle tanımıştık. Ama Eren başarıyla canlandırdığı bu karakterle uzun yıllar Makbule olarak akıllarımızda kalacak gibi gözüküyor. "Gerçek hayatta her hareketimle insanları gülmekten yerlere yatıran bir tip değilimdir" dese de röportaj sırasında yaptığı Makbule taklitleri ve mimikleriyle yine kırıp geçirdi. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Çocuk-Genç Eğitim Birimi'nde eğitmen olan Eren'in ciddi' yüzünü de bu vesile ile tanımış olduk!

    TV'DEKİ GİBİ ÇİRKİN DEĞİLİM

    * Oyunculuğa nasıl başladınız? 1975 doğumluyum. Tiyatro çok istediğim bir daldı. Ama tiyatro okumak isteyen her gencin başına geldiği üzere ben de oyunculuğun geçerli bir meslek olmadığı yönlendirmeleri yüzünden İstanbul Üniversitesi'nde önce reklamcılık okudum. O dönemlerde amatör tiyatroya başlamıştım. Reklamcılığı bitirince artık bir mesleğim vardı. Ve tiyatro okuma özgürlüğünü elde ettim. Ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Bölümü'ne girdim.

    * Sıdıka'yla mı başladı televizyon serüveniniz? 1997'de Sıdıka'da oynamaya başladım. Üniversite tiyatrosunda ben Sıdıka'yı Atilla Atalay'ın izniyle, minik hikayelerden oluşan bir oyun haline getirmiştim ve sahnelemiştim. Televizyonda Sıdıka dizisi için bir oyuncu arandığında ise benden söz etmişler, Füsun Demirel'e. Sonra rahmetli Atıf Yılmaz izledi ve benim oynamama karar verildi. Daha sonra Yağmur Zamanı, Aşk Meydan Savaşı, Canım Kocacım, Kaymaklı Ekmek Kadayıfı, Şaşı Felek Çıkmazı ve Anlat İstanbul'da rol aldım.

    * Makbule karakteri size her şeyiyle hazır mı geldi? Yoksa sizin de kendinizden ekledikleriniz oldu mu? Gülse (Birsel) çok net iki sayfalık bir karakter analizi yazmıştı, Makbule ile ilgili. Yani çok ipucum vardı, nasıl bir genç kadın olduğuna dair... Ama bedensel anlamda vücut bulmasını ben gerçekleştirdim. Ve Gülse, bunlara gerçekten çok güldü. Kırıtarak yürümesi, terlik şaklatması, göğüslerini kaldırması, kahkülleri falan benden çıktı. Senaryo tamamen Gülse'ye ait. Ama bir sürü şeyi de tabii birlikte kurguladık, 'Bir de böyle bir şey yapıyordur değil mi bu kız hahahaha' diye. Sözler tamamen senaryoda vardı, ama mesela Gülse 'Gözleriyle yediler' yazıyordu. Ben 'Gözleriynennn yidiler'e taşıyorum. Eski lafları yanlış yerde kullanması fikri de tamamen hep Gülse'nindi...

    * 'Evde kalmış kız' tiplemesi neden bu kadar üzerinize yapıştı? Gülse'ye söylemiştim ilk bu rolü teklif ettiğinde. Bir dizide de bir erkek eli değmedi elime yahu! Evet yapıştı gibi. Eğer biri evde kalmış kız rolünü oynarsa ve ona benzer bir şey yazılmışsa senaryoda, bundan sonra referans diğer dizilerde oynanmış evde kalmış kız rolleridir. Bir dönem ben hep reddediyordum. Aptal sekreter rolleri geliyordu. Ve hepsi telefonu şöyle açıyorlardı: "Hani Mavi Ay'daki Bayan Topesto" vardı ya... Sanki sözleşmiş gibi. Sanki bütün dizilerdeki sekreterler Mavi Ay'daki Bayan Topesto'ydu. Biraz da şekilsel bir şey. Oynayabileceğim şeyler sınırlı. Güzel kadın vardır, aşk yaşar mutsuz olur... Benim oynayabileceğim roller de belli. Hani evde kalmış çirkin kız durumu...

    * Ekranda sizi daha çirkin göstermek için ekstra bir şeyler mi yapılıyor? Televizyondaki kadar çirkin değilim! Ama güzel de değilim. Fotojenik bir tip değilim. Abartılı makyaj, saçlar... Çok da kötü giyiniyor, Makbule. Bir de güzel görüneyim diye bir kaygımız olmadığı için...

    * Bu tarz rollerin size teklif edilmesinden rahatsız mısınız? Şimdiye kadar hiç oynamadığım bir rolü birilerinin bana teklif etmemesinden rahatsızım. Bunu bir tek Selim Demirdelen yaptı, 'Anlat İstanbul'da. Fahişe rolü teslim etti. Bir tek o cesur davrandı. Zor bir rol istiyorum, üzerinde çok düşünmek zorunda kalayım.

    AMERİKALILAR DA İZLİYOR

    * Makbule'yi oynarken model aldığınız biri oldu mu? Adını açıklayamayacağım bir aile tanıdığımız. Evde kalmış. Çocukluğundan genç kızlığına kadar durmadan çeyiz yapmış. Hayali evlenmek, kocasını mutlu etmek, çocuk yetiştirmek olan, sürekli bir şablonun içerisinde yaşayan, aşırı titiz, takıntılı, erkeklerin sürekli kendisini çok beğendiğini zanneden bir aile tanıdığımızdan feyz aldığım oldu. Ama çok değil mi böyle kadınlar... Demode giyinen, bu haliyle çok güzel olduğuna inanan, çok...

    * Avrupa Yakası'nın yeni haliyle ilgili nasıl tepkiler alıyorsunuz? Çok pozitif şeyler duyuyorum. Amerikalı bir adam durdurdu geçen gün 'Sizi izliyorum bayılıyorum. En beğendiğim şov programı' diyor. Nasıl anlıyorsun dedim, arkadaşı çeviriyormuş. Engin için de 'The litte man is funny!' (Küçük adam çok komik!) gibi bir cümle kurdu.

    ENGİN'LE OYNAMAK ZOR

    * Sizin özellikle Engin Günaydın'la çok fazla sahneniz var. Çekimlerde çok eğleniyorsunuz galiba? Engin'in karşısında gülmeden oynamayı başarmak çok zor. Sahnede çabuk gülen kişiye 'dalağı düşük' denir. Ben dalağı düşük biri değilimdir aslında. Ama Engin'in karşısında oynamak o kadar güç ki, her seferinde sizi başka bir biçimde şaşırtıyor. Çoğu zaman tutuyorum kendimi, oyuna kaptırıyorum, Makbule'nin reaksiyonlarını veriyorum ki, hani Hasibe olarak gülmeyeyim.

    * Dram oynamak size uzak mı? Hayır, dramatik rollerde de kötü değilimdir. Anlat İstanbul'da 5 dakikalık bir sahnede oynadım, hayatını kendini satarak kazanan bir kadını canlandırdım. Bir sürü insan fark etmiş ve çok güzel şeyler söyledi. Mesela Demet Akbağ, muhteşem bir komedyendir. Ama dramatik bir şey oynayınca herkesten çok ağlatır. Şener Şen de öyle...

    * İstanbul Şehir Tiyatroları'nda çocuk oyuncu eğitmenliği yapıyorsunuz... 1996'dan beri İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk-Genç Eğitim Birimi'nde çalışıyorum. Oyunculuğa hevesi ve yeteneği olan çocuklara eğitim veriyoruz. Tiyatroyu sevdirmeye çalışıyoruz. Çocuklardan profesyonel bir oyuncudan beklediğiniz şeyleri beklememelisiniz. Onun dünyasına girmeyi başarırsanız, hiç beklemediğiniz performansı alabilirsiniz. Bütün bunlara tanık olunca ve kamera arkasını da bilince, çocuk eğitmenliğini tiyatrodan sonra sinema ve televizyona da taşıdım. Babam ve Oğlum'daki Ege Tanman'ı, Yağmur Zamanı'nın Naz'ı Ece Hakim'i ben çalıştırdım. Yine Yağmur Zamanı'nda Tamer'in oğullarını oynayan Bora ve Cem'i, hatta Azra'yı da ben çalıştırdım.

    * Çocukların dünyasına girmek zor mu? Çocuk oynamaktan zevk almalı, sıkılmamalı. Çünkü bu bir iş, çocuklar zorunlu işlerden haz etmezler. Onun için oyun halinde tutmanız lazım. Disiplin sağlamak için de çok fazla şımartmamalısınız. Hem öğretmen hem de oyun arkadaşıyım. Bir de setler sağlıklı yerler değil. Uykularına ve yemeklerine dikkat ediyorum, sağlıklı koşullar yaratmaya çalışıyorum. Bütün çocuklu dizilerden talep geliyor. Buna tanık olmak çok güzel. Her çocuklu dizide veya sinema filminde psikolojik alt yapısı olan, oyunculuktan anlayan ve kamera arkasını bilen bir eğitmen olmalı.

    * Büyük başarılara imza atmış çocuk oyuncularınız oldu mu? Aslında Şehir Tiyatroları olarak televizyona değil, tiyatroya yetiştirmek için uğraşıyoruz. Bir casting ajansı gibi çalışmıyoruz. Ama ordan çıkıp da Altın Portakal alan oyuncumuz da oldu; Bora Akkaş, Gönlümdeki Köşk Olmasa filmindeki Osman... Yağmur Zamanı'ndaki Bora... Şimdi Taylar Biraderler'in filminde Küçük Kıyamet'te oynuyor. Serhan Arslan, Hayat Bilgisi'nde Kopil'i oynuyor. Onlar, hep çocukken eğitim almış, Şehir Tiyatroları'nın çocuk oyunlarında görev yapmış. Büyüyünce de konservatuvara girmişler.

    * Çocuklar bir sınava mı tabi tutuluyor? Önümüzdeki ay ilkokul çocukları için bir sınav yapacağız. Bu konuda Şehir Tiyatroları'ndan bilgi alınabilir. 2 yıllık ücretsiz bir eğitim vereceğiz.

    * Peki tiyatro yapıyor musunuz şu sıralar? İstanbul Şehir Tiyatrolarında, Rumuz Goncagül adlı oyununda, rumuzu Gongagül olan kızı oynuyorum. 18 Ekim'de Kağıthane sahnesinde galası var. Komedi ama toplumsal içerikli güzel mesajları olan Timur Selçuk besteleriyle bezenmiş iyi bir oyun.

  2. #2
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları

    Yetenekliyim ama başrol için fiziğim ve yaşım müsait değil



    Son dönemde en çok konuşulan oyunculardan biri Hasibe Eren... Avrupa Yakası’nın Makbulesi ve nam-ı diğer Sıdıka. Adı hep karikatür karakterleriyle özdeşleşen Eren “Maalesef fizik belirliyor hangi rolü oynayacağınızı. Dolayısıyla görüntüm ve tarzımla uyum sağlayacak bir rol gelene kadar bekliyorum” diyor

    - Televizyon izleyicisi sizi ilk olarak “Sıdıka” dizisiyle tanıdı ve sevdi, ondan sonra o dizi kadar parladığınız ikinci dizi “Avrupa Yakası” oldu. Geçen süre içerisinde siz mi kendinizi geri çektiniz yoksa bir bekleme dönemi mi?
    Atilla Atalay’ın yazdığı “Sıdıka” dizisini okul devam ederken çekmiştik ve o projeden sonra okulu bitirmek için hiçbir projeye evet demedim. Bu kararı 1998’den 2001’e kadar sürdürdüm. Bu sırada Şehir Tiyatroları’nda çalışmaya devam ediyordum. Sonra fark ettim ki istediğim hiçbir şeyi yapamıyorum. Tiyatro festivalinde istediğim oyunu izleyemiyorum, istediğim filmi seyredemiyorum, okumak istediğim her kitaba param yetmiyor. Yaşamı sürdürebilmek için televizyona o kadar da kötü bakmamak gerektiğini anladım. Sonra güzel projelerde de görev aldım. “Şaşıfelek Çıkmazı”, “Aşk Meydan Savaşı” gibi projeler beni heyecanlandıran ve keyif aldığım çalışmalardı. Gerçi şimdi de iyi bir sanat takipçisi olmak zamanla yarışmayı gerektiriyor.

    - Yan karakterlerde olmak sizi üzen bir şey mi?
    Hiçbir zaman bu tip kaygılarım olmadı. Çünkü oyunculuğa o şekilde yaklaşmıyorum. Bir rol kabul ederken kaçıncı dereceden rol diyerek okumam senaryoyu. Önemli olan o karakteri oynamaktan heyecan duyup duymayacağımdır. Büyük rol, büyük sorumluluk demektir, hayatınıza bir şeyler verdiği gibi alıp götürür de. Ben seyirci ya da belki de basın neden bana yeniden keşfedilmişim gibi bakıyor onu bilemiyorum. Çünkü ortada bir keşif yok. Ben hep aynı oyuncuyum, aynı yetenekteyim. Sadece çok izlenen bir dizide, iyi bir senaristle, iyi bir ekiple, önemli bir oyuncu kadrosuyla çalışma imkanına kavuştum. Bundan sonra da inandığım, içinde olmayı isteyebileceğim projelerde büyük, küçük rol olmasına bakmaksızın oynamaya devam edeceğim. Halen Şehir Tiyatroları’nda “Rumuz Goncagül” adlı oyunu sahneliyoruz, Aralık ayında Harbiye ve Ümraniye sahnelerinde olacağız, izleyiciden de güzel tepkiler alıyoruz.

    SÜREKLİ İŞ KOVALAYAN HIRSLI BİRİ DEĞİLİM
    - Televizyon izleyicisiyle, tiyatro izleyicisi aynı değil. O yüzden gözden uzak olan gönülden de ırak olur durumuyla yeniden keşif durumu söz konusu olabilir. Belki televizyona çok ağırlık vermemenizden kaynaklanıyordur bu yeniden keşfedilmek...
    Oynayabileceğimiz karakterlerin sayısı çok sınırlı o yüzden böyle tanımlanıyor. Bir TV dizisini ele alalım, benim fiziğimdeki, yaşımdaki kişilere verilecek roller belli. Maalesef bizim yapımlarımızda fizik belirliyor hangi rolü oynayacağınızı. Tutup size bir şirketin CEO’su ya da erkekleri peşinden sürükleyen bir kadın rolü verilmez. Dolayısıyla görüntüm ve tarzımla uyum sağlayacak bir rol gelene kadar bekliyorum. Bir de çok hırslı değilim galiba. Yapımcılarla muhabbeti iyi tutan, kahveler içen, sürekli iş kovalayan biri değilim. Evimde oturup, iş gelirse oynayan bir oyuncuyum diyebilirim.

    - Oyuncu koçluğu da yapıyorsunuz aynı zamanda...
    Evet, çocuk oyuncu eğitmenliği yapıyorum ve bu beni gerçek anlamda besleyen bir iş. 1996’dan beri İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Çocuk-Genç Eğitim Birimi’nde eğitmenlik yapıyorum. Asıl mesleği oyunculuk olmayan insanlardan nasıl oyun alınabileceğini, dışarıdan nasıl doğal görünebileceklerini iyi biliyorum. Yıllardır dizilerde oynadığım için kamera arkasını da iyi tanıyorum, iki alanı birleştirdim. Bir çok yapımda çocuk oyuncu yer alıyor ve onlarla çalışan bir eğitmen yoksa çoğu gerçekten kötü performans sergiliyor. Anlat İstanbul’da üç oyuncudan sorumluydum, Yağmur Zamanı’nda çocuklardan ve Azra’nın (Akın) performansından sorumluydum. Ardından Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum filminde başta Ege Tanman (Deniz) olmak üzere çocukları ben çalıştırdım.

    HARRY POTTER’DA ÇOCUKLAR 4 SAAT SETTE!
    - Çocuk oyuncu eğitmenliğini sanırım sizinle birlikte popülerlik kazandı, tam olarak ne yapıyorsunuz?
    Dizilerdeki ortam ve standartlar çocuklara hiç uygun ortamlar değil. Onlar hem okula gidiyorlar, hem setteler. Üstelik iyi performans sergilemek zorundalar. Şartlar ağır olduğu gibi, öyküler de ağır gelebiliyor. Uyku düzenlerinin, yemek yeme düzenlerinin bizimkinden farklı olduğunu düşünürsek, bu koordinasyonu sağlayacak, çocuktan hangi zamanda nasıl performans alınabileceğini bilecek, ona oyununu çalıştıracak, ortamdan en az zararı görerek işini yapmasını sağlayacak bir kişiye ihtiyaç var. Bunun profesyonel biri olması gerekiyor. Sette herkesin bir görevi var ve çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek pek çok zaman ağır gelebiliyor. Harry Potter filminde oynayan tüm çocuklar günde sadece dört saat çalışıyorlar, buna saç-makyaj dahildir. Biz de çocukların çalışma şartları hâlâ ailelerin inisiyatifi ve verdiği kavgalarla belirleniyor. Şimdi şimdi yapımcılar bunun farkına vardı. Son zamanlarda beni çok daha sık arar oldular bu yüzden.

    Makbule, Sıdıka’yı boğardı
    - “Makbule” ve “Sıdıka” birbirlerine benziyorlar, ne dersin?
    Ben çok benzetmiyorum aslında. Hatta Sıdıka Makbule’yle tanışsa bir kaşık suda boğardı . Hayatını mutfak, koca, çocuklar, akrabalar, dedikodu ekseninde geçirmeye bu kadar hevesli bir kıza Sıdıka acırdı herhalde. Eline bir iki kitap tutuşturup, bazı gerçekleri fark etmesini sağlardı.

    - İkisi de günlük tutuyorlar?
    Evet... Makbule’nin hayal dünyasını daha iyi aktarabilmek için seçilen bir yol herhalde. Ya da Sıdıka’ya gönderme mi yapıyor Gülse bilmiyorum.

    - Nasıl bir karakteri canlandırmak seni heyecanlandırırdı?
    Stilize üslubu kullanmayacağım, hayatın içinden, tüm doğallığıyla perdeye yansıyacak bir karakter canlandırmak isterim. Bir trajedi kahramanı olabilir.

    Kamera arkası diziden daha komik!
    Avrupa Yakası’nda sizin kadar biz de eğleniyoruz. Asıl kamera arkasını dizi yapmak gerekiyor. Gece geç vakitse, yorgunsak çok eğlenceli değil tabi. Ancak dinlenmişsek, keyfimiz yerindeyse çok hoş vakitler geçiriyoruz. Bu dizinin güzelliğini tüm ekip oluşturuyor. Çok uzun zamandır birlikte çalışan bir tiyatro topluluğu gibi. Bir de Gülse Birsel’in kesinlikle çok iyi bir yazar olduğunu düşünüyorum. Ayrıca senaristimizin sürekli bizimle birlikte olması, bizimle oynaması hepimiz için şans. Performanslarımızı bilerek kaleme alışı dizinin yükselmesini sağlıyor. Gülse’nin zekasını, tekniğini ve disiplinini gerçekten çok beğeniyorum.



    08.12.2006
    Haber: Zeynep BAKIR

  3. #3
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları

    Hasibe Eren kimdir?

    Tesadüfen ünlü olmuş gariban bir tiyatrocudur. ‘75 yılında Almanya’da doğdum. İstanbul Üniversitesi’nde Piyasa Araştırmaları ve Reklamcılık Bölümü’nü bitirdim. Daha sonra Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nü bitirdim. 96’dan beri Şehir Tiyatrosu’nda Çocuk-Genç Eğitim Birimi’nde çalışıyorum. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda bu sezon Oktay Arayıcı’nın yazdığı, Taner Barlas’ın yönettiği Rumuz Goncagül oyununda oynuyorum. Dizilerde oyunculuk yapıyorum. Çeşitli dizi ve sinema filmlerinde çocuk ve genç oyuncu çalıştırıyorum.


    Şehir Tiyatrosu’ndaki çalışmalar ne yönde? Hangi çocuklar geliyor oraya?

    7 - 8 - 9 yaşlarındaki çocuklar bir sınava tabi tutularak geliyorlar. Tiyatroya sevgileri, yetenekleri var mı; ritim duygusu var mı; kulağı var mı; oyun oynama güdüsü ne derece gelişkin; gerçek-kurmaca ayrımını yapabiliyor mu... Bunları sorguladıktan sonra bir sınav yapıyoruz. Çok başvuran oluyor. Hem Anadolu yakasında hem Avrupa yakasında iki sınıf açılıyor. Ve ücretsiz olarak, çocuklara tiyatro sanatını tanıtma çalışmaları yapıyoruz. Çocuk oyuncu yetiştirmiyoruz aslında; bu çok iddialı bir laf olur, ama geleceğin seyircisini yetiştirdiğimizi söyleyebilirim.

    Bu eğitimi alan çocuklar iyi seyirci olmanın dışında ne yapıyorlar?

    Mesela bir mimar kızımız var. Şimdi mezun oldu. Diyor ki: “Prezentasyonlarımı yaparken bile okulda, tezimi savunurken o kadar işime yaradı ki... Özgüvenim var, sosyal fobim yok, düzgün Türkçe kullanıyorum. Mimarlığı seçmemde bile etkisi oldu. Çünkü dekor-kostüm dersinden çok zevk alırdım. Çizim yapmaktan çok zevk alıyordum...” Ya da tiyatroyu çok sevdiğini anlayan, oyunculuk yapmadan yaşayamayacağına inanan gençler var. Onlar da konservatuarı denediler, kazandılarsa profesyonel olarak yaşamlarını sürdürdüler. Çoğu küçükken Şehir Tiyatrosu’nun çocuk oyunlarında ya da yetişkin oyunlarındaki çocuk rollerinde görev aldılar.


    Peki siz tiyatroyla nasıl tanıştınız?

    Valla ağzımın suları akarak seyrederken... Ya, hiç şansımız olmadı bizim; lisedeyken de tiyatro topluluğu kurmaya çalıştık, çocukken de... Olmadı. İyi okullarda falan da okumadık. Tiyatro düşünmeye sevk ediyor, bizim lisede de düşünen gençler istenmiyordu. Bir hoca bulduğumuz halde çalışmalarımız engellendi.


    İstanbul’da mı okudunuz liseyi?

    Tabii tabi İstanbul’da... Lisenin adını vermeyeyim... Sonra üniversiteye girdiğimde yaptığım ilk iş “Burada tiyatro nerede yapılıyor”u sorgulamak oldu. Ve tesadüfen İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi (ÖKM) Tiyatro Kulubü’nü buldum. Sınıf arkadaşlarımdan da üç tanesini sürükledim.


    Dramaturji bölümünü seçerken sanırım aileden kaynaklı problem çıkmış biraz....

    Evet. Tiyatroya çok sıcak bakmadığı için babam... Sınavı kazandığım halde -üç aşamalı sınavı geçmiştim, o zaman öyleydi, yetenek sınavıyla alıyordu, şimdi ÖSS’yle giriliyor- “Böyle bir bölüm var, ben denemek istiyorum” diye telefon açtım. O sırada ailem şehir dışına taşınmıştı. Ondan sonra da her gün arıyordum; “1. sınavı geçtim, 2. sınavı geçtim, 3. sınavı geçtim” “N’olucan peki sen orayı bitirince?” “Eee, öğretmen olabilirsin baba, eleştirmen olabilirsin baba” falan diye... Çok kafasına yattı, bir de 4 yıllık fakülte mezunu olacağım diye... Sonra birgün babam hava atıyordu bir tanıdığımıza ya da beni biriyle tanıştırıyordu galiba; “Kızım ikinci üniversitesini okuyacak” dedi. Öyle mi, dedi adam, ne okuyorsun? Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği, dedim. Sonra adam gittikten sonra babam “Gene n’aptın ettin tiyatroya mı girdin...” dedi. Ama gene de dramaturg olma durumum, drama öğretmenliği yapma şansım vardı. Sonra “Sıdıka”da neredeyse kalp krizi geçiriyordu. “Tabi ki senin kararın, artık 22 yaşındasın, sana ne diyebilirim ki” dedi. Ama dizi yayınlanana kadar karşıma ne çıkacak diye ürktü. Ama sonra çok sevdi, çok mutlu oldular. Annem çok büyük destek çıktı. En iyi seyircimizdi. Kostümlerimizi dikerdi. Evdeki bir sürü eşyayı sonra bizim oyunlarımızda aksesuar olarak görünce, “Gene mi!” diyordu.
    __________________

  4. #4
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları

    Konservatuarda okumayı düşünmediniz mi?

    Denedim. Bir tek İstanbul Devlet Konservatuarı’nı denedim. 500 kişi girdik sınava, ikinci aşamaya 20 kişi kaldık. Ama içeride bir gerginlik yaşayıp çıktım. Fakat bununla ilgili bir üzüntü yaşamadım. Çünkü aynı yıl Dramaturji bölümüne girdim. Ve kuramsal açıdan tüm donanımımı oradan aldım. Fakat ÖKM’de tiyatro yapmaya devam ettiğim için bir eksiğim olduğunu düşünmüyorum. Bizim eğitim çalışmalarımız çok iyi, çok sağlıklı, çok doğruydu. Ve bunu profesyonel bir biçimde, ders gibi, meslek gibi görmüyorduk; aşkla yapıyorduk. Şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü 92’den 2000’e kadar her yıl eğitim çalışmaları düzenledik ve her yıl bir oyun sahneledik. Ve çok iyi bir ustayla çalıştık. Önemli bir deneyim olduğunu düşünüyorum.


    ‘Sıdıka’ sürecinden bahseder misiniz biraz? Diziden önce tiyatro oyunu olarak ortaya çıkıyor Sıdıka... Bu pek fazla bilinmiyor...

    1995 yılında İstanbul Üniversitesi’ne başlayan 1. sınıf öğrencilerine yönelik bir şenlik yapılıyordu. Bu bir ilkti. İstanbul Üniversitesi’nin o büyük kapısının ardındaki o harika bahçede bütün kulüpler birer stand açtı. Bir sürü gösterinin, güzel konserlerin olduğu bir şenlikti. Ve orada tiyatro kulübü olarak bizim de bir oyun sahnelememiz gerekiyordu. Çehov’un “Bir Evlenme Teklifi”ni oynuyorduk. Ama bir tane de komediye ihtiyacımız vardı. Dekorsuz oynanması gerektiği için, basit olmalıydı, az kişili olmalıydı oyun. Ben de Atilla Atalay’ın çok sıkı bir okuyucusuydum. Ve Sıdıka’yı da çok zevkle takip ediyordum. Gırgır’dan Hıbır’a, H.B.R.’den Maymun’a kadar... Çekine çekine böyle bir teklifle gittim. Bir toplantı yapıyorduk. Sıdıka’nın ilk bölümlerinden birkaç tanesini okudum. Önce karakteri anlattım: Nasıl bir kız, dünyayla meselesi nedir, içinde bulunduğu ortam nedir... Hoşlarına gitti. Ben bundan bir oyun yapmayı düşünüyorum ama çekiniyorum da... Onlar da “Hayır, çok güzel. Gerçekten çok komikmiş. Evet, evet, evet! Çok komik, sosyal eleştirisi çok iyi. Sen bunu bir dene!” dediler. Ve ben Atilla Atalay’a ulaştım: “Sadece anne-kız diyaloglarından oluşan, yarım saatlik böyle bir oyun yazar mısınız bize” dedim. O, “Ben yazamam ama sen istersen küçük karikatür metinlerinden birleştirebilirsin” dedi. Çünkü her birinin okunması 5 dakika sürüyor. Sonra oturup aralarını sıfırdan yazarak, anne-kız diyaloglarından oluşan, yarım saatlik bir oyun haline getirdim. Arkadaşım Ayşegül Özorpak da anneyi oynuyordu. Ve biz bunu sadece o şenlikte oynamak üzere hazırlamıştık. Oynandı ve çok büyük ilgi gördü. Sonra o kadar büyük ilgi görünce ve seyirci kitlesi oluşunca sürekli konuşulunca, sahneye taşıyalım dedik. Bir sahne tasarımı hazırladık, müzikler yapıldı. Biraz daha geliştirdik oyunu ve sahnede oynadık. Bir, üç, beş, sürekli üniversite tiyatrolarından başka insanlar geliyorlar, bayılıyorlar oyuna... Çok sıkı bir izleyici kitlesi oluştu oyunun ve tiyatro kulübünün çok iyi bir tanıtımını gerçekleştirdik. Biliyorsunuz, bizde oyunlar eğitim yılı boyunca çalışılır ve sezon sonunda sahnelenir. Ama biz tam yıl boyunca bu oyunu kaldıramıyorduk. Sonra dizi çekilmesine karar verilmiş. Odition yapılıyor, sürekli genç kadın oyuncular deneniyorlar bunun için. Atilla Atalay da benden söz etmiş -gelip izlemişti ve çok beğenmişti oyunu- “Böyle bir genç kız var, niçin oynamasın?” diyor. Fakat “kendi tanıdığına oynatmak istiyor” diye düşünülmesinden çekiniyor ve bana ulaşabileceği telefonu bilmediği için -o zaman cep telefonu falan yok, e-mail hak getire- bana nasıl ulaşacağını da bilmiyor. Tesadüfün iğne deliği; Takva filmiyle ödülleri götüren yönetmen Özer Kızıltan, meğer 27 Mart’ta bizi Evrensel Kültür Merkezi’nde oynarken izlemiş ve Fisun Demirel’e söz etmiş. “Böyle böyle bir oyun izledim ben ve oradaki kız çok iyiydi” demiş. Fisun Demirel de gelip Atıf Yılmaz ve ekibine anlatmış. Sonra bir şekilde bana ulaştılar. Ve rahmetli Atıf Yılmaz gelip ÖKM’de izlemişti oyunu. Ayşegül’le oynamıştık tekrar. Gelip kameralarla çektiler. Show TV yönetimine götürmüşler, onlar da beğenmişler.


    Sahnede mi çektiler oyunu?

    Evet. N’aptık biliyor musunuz? Bunu hiçbir yerde anlatmadım herhalde... Şöyle bir diyalog vardı; Anne, “Bu ne?” diyor. Elimde disket var. Fakat zarfın içinde. Ve bir şekilde bunun ne olduğunu anlamak istiyor anne. Ben saklamaya çalışıyorum. En sonunda “disket” diyorum. “Disket ne kız?” falan diyor anne. Ama bir süre söylemiyorum ne olduğunu. Mektup zannediyor, şunu bunu zannediyor falan, Hacivat-Karagöz gibi didişiyoruz. Fakat ben sahneye çıktım. O kadar gerginim ki... Daha birinci cümlede “Anne bu disket!” dedim. Sonra Ayşegül’le göz göze geldim. O oynardı, devam ederdi ama oyunun 5 dakikalık kısmını yemiş olduk. Beş sayfa sonrasına atladım yani. Dolayısıyla kestim “Çok özür dilerim, çok gergindim, böyle bir hata yaptım, baştan alalım mı” dedim. Onlar da, tiyatro gibi izlemiyorlar, çekim yapıyorlar, tekrara son derece alışkınlar. Tabi tabi, siz baştan başlayın, dediler. Sonra baştan aldık tekrar. Bu sefer kesmedik...


    Şehir Tiyatrosu’nda Rumuz Golcagül’de oynuyorsunuz... Biraz bu oyundan bahseder misiniz?

    Taner Barlas yönetiyor oyunu. Timur Selçuk’un besteleriyle bezenmiş bir oyun. O dönemin çok önemli toplumsal içerikli oyunlarından biri. Açık biçimde sahneleniyor. O dönem büyük yankı uyandırmış AST’ta (Ankara Sanat Tiyatrosu) sahnelendiği vakit. Özetle, bilmeyen okuyucularımız için: Hayatını evlenmek üzerine kurgulamış ve evde kalmış, başka bir çözüm yolu bilmeyen, emeğin değerini bilmeyen bir genç kız... Biraz da annesinden kaynaklanıyor, baskın bir anne ve hep öyle yetiştirmiş kızını. Evleneceksin, çocukların olacak, kocana hizmet edeceksin, mutlu bir yuvan olacak, çeyiz yap filan... Ama bir türlü bir koca adayı bulunamıyor. Gazeteye ilan veriyorlar Goncagül rumuzuyla. Sonra bir sürü koca adayı giriyor oyuna. Fakat sonunda öyle bir yere bağlanıyor ki, evlen ama üretmenin değerini bil, kendini atıl bir şekilde evin içine kapatma; mutluluk orada değil, deniyor. Özetle böyle.


    Açık biçim konusunu açabilir misiniz? Ortaoyunundan, geleneksel tiyatrodan öğeler var sanırım oyunda...

    Evet, ortaoyunu öğelerini kullanıyor. Oyuncular sürekli sahnedeler. Kostümlerini giydiklerini ve sahneye çıktıklarını görüyoruz. Yanılsamayı, özdeşleştirmeyi kırıcı öğeler kullanıyoruz. Efektleri kendimiz yapıyoruz, kapı açılmaları kapamaları falan... Bir illüzyon yaratmıyoruz yani. Hacivat-Karagöz gibi ya da Kavuklu-Pişekar’ı andırıcı diyaloglar geçiyor oyunda. Keyifli bir oyun.


    Avrupa Yakası’nda Makbule’yi canlandırıyorsunuz yeni sezonda. O nasıl gidiyor?

    İyi gidiyor. Gerçekten yarattığınızı hissettiğiniz anlar olur ya, onlar çok mutlu ediyor beni. İyi komedi yazılmıyor ya Türkiye’de dizilerde: Gülse Birsel’in böyle bir zekası var. Gerçekten iyi yazıyor ve sizin yaratımınıza da son derece açıklar. Makbule kağıt üzerinde Gülse tarafından yazılmıştı ama vücut bulurken tüm bu zaman boyunca yaptığınız gözlemler çok işe yaradı. O buluşlara falan çok açıklardı. Bu da insana iyi geliyor, bir televizyon dizisinde yaratıcı bir süreç içinde bir karaktere can vermek hoş bir duygu.


    Niçin sürekli “evde kalmış kız” rolleri veriyorlar sana? Sıdıka’da öyle oldu, Makbule öyle, Rumuz Goncagül’de, Goncagül’ü oynuyorsunuz. Neden kaynaklı acaba?

    Evet. Bilmiyorum ya... Herhalde Sıdıka’yla ilgili... Bir evde kalmış kız rolü varsa ortada, referans kabul ettikleri başka yapımlar oluyor. Başka kim evde kalmış kızı oynamıştı? Direkt sizi buluyorlar. “Dur bir şans verelim de acaba başka bir oyuncu bu rolü deneyebilir mi”yi çok düşünmüyorlar.


    Garantici yaklaşıyorlar herhalde...

    Evet evet. O klişeler hep devam ediyor. Bir tek Selim Demirdelen, Anlat İstanbul’da cesaret edip bana bugüne kadar hiç oynamadığım bir rol teslim etti. Çok küçük bir roldü, hayatını fuhuşla kazanan bir kadın rolü verdi. Gayet gerçekçi, doğal oynamamı istedi. Genelde stilize oynamamı tercih ederler, hep öyle roller için çağırırlardı beni. Bir de şeyin etkisi var; güzel kadın olmak gerek, öyle aşk yaşayan, bunalımları olan kadınları oynamak için. Sizin fizyonominiz de belli, oynayabileceğiniz roller de belli. Klişelerle hareket ettikleri için... Onun da bir uzantısı; yani şekilsel bir şey ve daha önce izledikleri şeyleri referans alıyorlar.


    Dramaturji bölümünde yoğun bir tiyatro eğitimi görüyorsunuz. Şu anda kuramsal çalışma yapma ya da oyun yazma çalışması yapıyor musunuz? Ya da böyle bir projeniz var mı?

    Yani bunu nerede kullanıyorum. Mesela Şehir Tiyatrosu Çocuk-Genç Tiyatrosu Eğitim Birimi’nin yirminci yılı kutlanıyordu geçen mayıs ayında. Ve eğitim biriminin sorumlusu Neşe Erçetin Atakan’ı bundan bir yıl önce kaybetmiştik. Gösteriyi de ona atfetmiştik. Dolayısıyla onun yazdığı oyunlardan bir kolaj sahneledik. Geçen 20 yılda mezun olmuş eğitim birimi öğrencileriyle... Bu kolajı yapmak mesela benim için çok rahattı. Sunuşlar yazmak araya, metni oluşturmak, akışı kurgulamak, durum sonuç çıkıyor mu hani totalde, derdini anlatabiliyor mu’yu görebilmek. Ya da önümüze gelen tekstin herhangi bir açık noktası var mı, herhangi bir çelişki barındırıyor mu, onları hemen tık diye bulabiliyorsunuz. Böyle bir yararı oluyor. Bir de kalemimi oyun yazma konusunda kullanamadığım için ben de arada sırada röportajlar ya da tanıtım yazıları yazıyorum gazetelere. Somut, eleştirmenlik ya da oyun yazma gibi uğraşlarım olamıyor ne yazık ki... Ama ileride bir çocuk oyunu yazmayı düşlüyorum.



    Bugüne kadar yer aldığı prodüksiyonlar


    Eski Fotoğraflar- Dinçer Sümer (ÖKM), Gişe-Jan Tardio(ÖKM), Sıdıka-Atilla Atalay(ÖKM), Ayak-Bacak Fabrikası-Sermet Çağan(ÖKM), Cimrinin Uşakları-Moliere(ÖKM), Beş Katlı Binanın Altıncı Katı-Anar (Şehir Tiyatrosu), Atatürk ve Çocuk- Neşe Erçetin Atakan(Çocuk Oyunu), Arkadaş Arayan Karga (Çocuk Oyunu), Rumuz Gogcagül-Oktay Arayıcı(Şehir Tiyatrosu)

  5. #5
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları



    Binlerce Makbule var

    Utangaç Hasibe, çılgın Hasibe, gece gezer Hasibe bazen de dibe vurur Hasibe... Avrupa Yakası'nda canlandırdığı Makbule tiplemesiyle bir anda öne çıkan Hasibe Eren, gerçek hayatta tam bir anti-Makbuleci. Maço erkeklerden haz etmiyor, sevdi mi tam seviyor, çocuklara ders veriyor.


    İşte Makbule'nin içindeki Hasibe'ler...

    Avrupa Yakası'nın son dönemdeki en iddialı karakterlerinden Makbule, yani Hasibe Eren zor bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirmiş. Kendisini güzel bulmadığını söyleyen Eren, Gaffur karakterinin de amacından saptığını düşünüyor.

    İçimde coşku gırla!!! Çünkü son haftaların flaş flaş dizi yıldızı, Avrupa Yakası'nın Makbule'si yani Hasibe Eren röportaj için yolda. Tünel'de müdavimi olduğu Kaffehaus'ta oturmuş, ince belli bardakta çayımı içerken, kapıdan girdiğini görüyorum. Ooo! Amma da uzunmuş. Eh 1.74 boya topuklu çizme giyersen olacağı budur. Saçları bildiğiniz gibi kıvır kıvır, diz üstü jean eteği ve siyah deri ceketiyle pek şık! Hasibe Eren, Makbule'ye hiç ama hiç benzemiyor. Bu da seyirci sorunu herhalde, dizide adam karısını aldattıysa sokakta yüzüne tükürmeli hesabı. İnanmayacaksınız ama sesinde bir öğretmenin dinginliği hakim. Şöhretten hazzetmiyor, çocuklara oyunculuk dersi veriyor, sevdi mi tam seviyor, maço erkekleri beğenmiyor, rengi turkuaz, örgü örüyor, kâğıttan mumluklar yapıyor, altı yıldır reklamcı Togay Kılıçoğlu'yla evli, elbise bedeni 40- 42, Perihan Mağden ve Can Kozanoğlu okumayı seviyor, favori köşe yazarı Yıldırım Türker, takip ettiği dizi Nip Tuck. Damien Rice şarkılarına bayılıyor ve Doğan Apartmanı'nda ikâmet ederek beni can evimden vuruyor!

    - Kapalı bir kutu gibisiniz, açınca içinden ne çıkacak?
    - 100 bin tane kadın çıkacak. Ben İkizler burcuyum ve içimde bir sürü kadın var.

    - Mesela?
    - Utangaç, aşırı dışa dönük, ev kadını, gece gezmekten çok hoşlanan, aşırı entelektüel, bir de popüler kültürün dibine vuran Hasibe var.

    - Bunun adı tutarsızlık mı?
    - Ben hayatımın her döneminde aynı anda çok iş yaptım ve tek bir işe odaklanamayan biriyim. Tek bir işle mutlu olamıyorum.

    - Mesela buraya içinizdeki hangi kadınla geldiniz?
    - "Süslenmek zorundayım, topuklu ayakkabı giyeceğim ama çok da rahat edemeyeceğim ama n'apalım, lazım," diyerek geldim.

    'HER ORTAMA UYARIM'
    - Sanki her duruma göre içinizden bir Hasibe çıkıyor...
    - Bu benim kişilik özelliğim. Hani her ortama uyum sağlamayı beceren tipler vardır ya, onlardan biriyim.

    - Bu çocukluktan gelen bir durum mu?
    - Zor bir çocukluk geçirdim. Aslında dokuz yaşıma kadar her şey şahaneydi. Müthiş okullarda okuyup, müthiş ortamlarda yaşayan, belgeseller izleyip, fabrikalara gezilere götürülen bir çocuktum. Havuzlu bir bahçede şıkıdık şıkıdık oynarken, Almanya'dan Türkiye'ye gelip birden ekonomik olarak çöküyoruz.

    - Canın en çok ne çekiyordu da olmuyordu?
    - Ağlak bir şey söylemeyeceğim ama hep genç kız gibi giyinmek istedim. Çünkü ağabeyimin giysilerini giyerek büyüdüm.
    - Para kazandığınızda ilk ne aldınız?
    - Anneme küpe, kendime de walkman.

    Ne dinlerdiniz?
    - Uzun zaman Bulutsuzluk Özlemi'nin Açıkhava'daki konser kayıtlarını dinlemiştim.

    - Hayal ettiğiniz meslek neydi?
    - Balerin olacaktım! Sonra hep oyunculuğu istedim.
    "Gaffur amaçlananın dışında bir yankı buldu!"

    - Gaffur'un abartıldığını düşünüyor musunuz?
    - Bir yanlış yapıldığını düşünüyorum. O da, ezilen halkın sesi payesi verilmesi. Gülse biliyorum ki böyle bir iddiayla yazmadı o karakteri. Psikopata soyunmuş ama tehlike arz etmeyen sevimli bir karakter yazdı ama böyle bir şeye dönüştü.

    - Gaffur'u beğeniyor musunuz?
    - Şahane buluyorum, Türk komedi dizilerinde ilktir. Bir Makbule daha vardır ama Gaffur yok.

    - İyi oyuncu oyun yükseltir derler. Engin Günaydın'la paslaşmanız nasıl sizce?
    - Beni çok yükseltiyor ama dizideki herkes öyle. Engin, rolüne girince asla çıkmıyor.



    'Kilo sorunu olan, kaşları otoban bir kızdım'

    - Evin neşeli kızları erkekler konusunda pek kısmetli değildir. Beğendikleri erkek asla yüz vermez...
    - Tabii canım benim de hep öyleydi. Hele bir de güzel olmayınca...

    - Güzel olmadığını mı düşünüyorsun?
    - E tabii ki, gerçekçiyim.

    - İyi de nereniz güzel değil, bence gayet güzelsiniz.
    - Biraz da kendine bakmayı bilmek lazım herhalde. O zamanlar kilo sorunu olan, kaşları otoban bir kızdım. Yani erkekler kız olarak değil, kanka olarak seviyorlardı.

    - Buna kızmadınız mı?
    - Yoo, durumumla barışıktım. Hoş bir kadın olarak giyinmeyi 25 yaşından sonra öğrendim.

    - Anneniz size yol göstermedi mi, kızım şunu giy, şunu tak diye mesela?
    - O çok üzülürdü "Ah benim komünist kızım, lacivert dışında renk bilmez," diye. İlk kırmızı bluzumu aldığımda annem evde bayram yaptı.

    - 25 yaşında ne oldu? Birine mi âşık oldunuz?
    - Yooo, aniden Sinderella durumu olmadı yani. Zamanla kendime yakışan şeyleri bulmaya başladım.

    - Bir sırrınızı alalım lütfen.
    - Kalçam büyük olduğu için üstüme oturan etek değil, belden genişleyen etek giyerim mesela.
    __________________

  6. #6
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları



    Dizinin çirkin ördek yavrusu

    - Bu kadar başarılı olacağınızı düşünüyor muydunuz?
    - Hâlâ başarılı bulmuyorum kendimi.

    - Eyvah! Mükemmeliyetçi misiniz?
    - Ben kendimi çok eleştiririm, bazen tekrara düştüğümü hissediyorum. Kendimi hiçbir zaman beğenmem.

    - Dizinin içinde geriye düşme korkunuz var mı?
    - Tek korkum Gülse Birsel'e esin verememek.

    - O nasıl oluyor?
    - Yazar sizin yaptığınız bir şeyden coşup, onu parlatıp başka türlü bir daha yazar. Örneğin; bir gün Hümeyra "Hadi kalkın çay hazırlayın," dedi. Ben hızlanıp Gülse'yi dirseğimle ittirdim "Sen ne anlarsın ki çay hazırlamaktan," edasıyla. Ertesi hafta o harekete Gülse sahne yazmıştı.
    Siz bu Makbule'yi hayatınızın neresinde gördünüz?
    - Benim içimde Makbule yok! Ama bir sürü öyle abla tanıyorum. Ortak paydaları kendilerine olan aşırı güvenleri ve aymazlıkları. İnsan haddini bilmeli. Güzel değil, ama çok güzel olduğuna inanıyor.

    - Ama kimdi bu kadınlar, teyzeniz mi, halanız mı?
    - Nasıl rezil edebilirim ailemi Ayşe! Bunları açıklayamam. Akraba, eş, dost, tanıdık bir sürü Makbule var etrafımda.

    - Şu memeleri ittirme, toplama hareketiniz nereden?
    - (Gülüyor) Öyle bir arkadaşımızın arkadaşı vardı. Sonra oturduğu yerde, 'seni dinliyorum' ayağında dökülen saçlarını toplayıp toplayıp kül tablasına koyan bir ablamız...

    - Dizinin çirkin ördek yavrusu olmak sinirinizi bozmuyor mu?
    - Aksine Burhan Altıntop'un Makbule'yi güzel bulduğu bölüm beni yordu. Ben hiç güzel olmak zorunda kalmadım, güzel olmak çok zor bir şey. Güzelleşmem için sete iki saat ara verildi. Halbuki Makbule'ye saç-makyaj yarım saatte hazırlanıyorum.

    - Hayattaki Makbule'lere ne demek isterdiniz?
    - Ah bir sihirli değneyim olsa da şu gözünün önündeki perdeyi bir kaldırabilsem! Toplama şu saçları öyle, çıkar o altınları Allah'ın cezası...

    Ayşe ÖZYILMAZEL

  7. #7
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları

    Avrupa Yakası'nın fenomen haline gelen karakteri Makbule, asıl adıyla Hasibe Eren, en şık, en 'Nişantaşılı' haliyle Tempo dergisine konuştu.

    Televizyon dizileri için önce Sıdıka'ydınız, şimdi Makbule.Gerçek isminizi bilen az.Rolle bu kadar özdeşleştirilmek sizi rahatsız ediyormu?

    -Adım bilinsin diye bir derdim olmadı hiç.Piyasada Hasibe deyince biliyorlar zaten; çünkü sık rastlanan bir isim değil.Sıdıka veya Makbule olarak tanınmak, yaptığımız işin ne kadar başarılı olduğunu ve ses getirdiğini gösterir, ki bu da güzel bir şey.

    Evde kalmış kız rollerinin üzerinize yapışmasından korkmuyor musunuz?Bir oyuncu için hep aynı rolleri oynamak dezavantaj mıdır?Ya da karakter oyuncusu olmaktan memnun musunuz?

    -Asla sadece bu rolleri oynarım demiyorum.Oyuncunun skalası çok geniş olmalı.Her rolü oynamak istiyorsun ama yapımcılar ne yazık ki riske girmekten korkuyor.Hiç denenmemiş bir alanda, bir oyuncuya şans vermekten hep uzak duruyorlar.

    Özellikle oynamak istediğiniz bir rol var mı?İzleyiciyi şaşırtmak istiyor musunuz?

    -Şimdiye kadar oynadıklarımın çok dışında, dramatik bir karakteri oynamayı çok isterim.Genelde stilize üslup gerektiren roller oynadım.Bir tek 'Anlat İstanbul' filminde küfürbaz, ağzında sigarası, gözaltları mosmor bir hayat kadınını canlandırdım ve çok keyifle oynadım.Yönetmenler ve yapımcılar keşke daha cesur olsalar da bizim de önümüz açılsa.

    'Avrupa Yakası' ciddi kabuk değişimleri yaşadı.Oturmuş bir kadroya girmekten korktunuz mu?

    -Korktum ama ''tutar mı'' diye de çok kafama takmadım.Uzun zamandır birlikte çalışan bir tiyatro topluluğu gibilerdi.''Canlandıracağım karakter, onların üslubundan farklı bir yere oturur mu, onlarla aynı tarzda oynayabilecek miyim'' korkusunu yaşadım daha çok.Ama o kadar yüreklendirdiler ki, galiba oldu.Bu başarının sebebi iyi bir ekiple çalışmakta.Kimse kimseye çelme takmıyor.

    Dizide uzaktan yakından alakanız olmadığı şu 'Nişantaşılılık'tan bahsedelim biraz da.Nişantaşı kadını olmak nasıl bir şeydir sizce?

    -Botokslu, sarışın, uzun saçlı, topuklu ayakkabıyla yamuk yumuk yürüyen, bir giydiğini bir daha giymeyen kadın mı demek?Bana öyle gelmiyor.Nişantaşı öyle bir yer ki, başka semtlerden o kadın kalıbına uymak için gelen kadınlar var.Onu taşıyıp taşıyamamak önemli.Bu anlattığım özelliklere sahip olup kafası zehir gibi çalışan, kendini geliştirmiş kadınlar da var eminim.Genelleme yapmamak lazım.


    Nişantaşı'nın Türkiye gerçeğiyle bağdaştığını düşünüyor musunuz?Farklı bir ülke gibi mi dururyor yoksa?

    -Nişantaşı'nda tesadüfen çok pahalı mağazalardan birine girmiştim.Hiç alışık olmadığımız bir alışveriş tarzı dönüyor orada.Herkes birbiriyle tanışıyor, yeni neler gelmiş biliyor.Bir yandan mağazanın kafesinde oturup arada bir kalkıp kıyafet seçiyor.Orada saatler geçiriliyor.Kadın geliyor, çantasını bir yere, montunu bir yere atıp milyarlık kıyafetler seçmeye koyuluyor.O gün ilk kez aradaki uçurumu fark ettim galiba.Asla Türkiye gerçeğiyle bağdaşmayan bambaşka bir gerçeklik ya da tam anlamıyla bir yanılsama Nişantaşı'nda yaşanan.İlginç bir gözlem olmuştu benim için.Bu röportaj teklifinizi de Nişantaşılı kadını oynayacağım için kabul ettim.Hakikaten ilginç oldu bugün, topuklu ayakkabılar yordu biraz(gülüyor).Bu kadar süslenmek de yorar insanı her gün, her gün.Bir gün, bir rolde işime yarar umarım!

    Tiyatroya sevdalı

    Hasibe Eren, ününü televizyon dizilerine borçlu olsa da aslında tiyatro sevdalısı bir oyuncu.Reklamcılık eğitimi aldıktan sonra, asıl arzusunun tiyatro olduğuna karar verip, tiyatro dalında eğitim gören Eren, ''Tiyatro olsun da hangi rol olursa olsun'' diyerek açıklıyor bu sevdasını.
    __________________

  8. #8
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları

    Avrupa Yakası'nın fenomen haline gelen karakteri Makbule, asıl adıyla Hasibe Eren en Nişantaşılı haliyle konuştu.



    'Avrupa Yakası'nın fenomen haline gelen karakteri Makbule, asıl adıyla Hasibe Eren, en şık, en 'Nişantaşılı' haliyle Tempo dergisine konuştu.

    Televizyon izleyicileri için önce Sıdıka'ydınız, şimdi Makbule. Gerçek isminizi bilen az. Rolle bu kadar özdeşleştirilmek sizi rahatsız ediyor mu?
    Adım bilinsin diye bir derdim olmadı hiç. Piyasada Hasibe deyince biliyorlar zaten; çünkü sık rastlanan bir isim değil. Sıdıka veya Makbule olarak tanınmak, yaptığımız işin ne kadar başarılı olduğunu ve ses getirdiğini gösterir, ki bu da güzel bir şey.

    Evde kalmış kız rollerinin üzerinize yapışmasından korkmuyor musunuz? Bir oyuncu için hep aynı rolleri oynamak dezavantaj mıdır? Ya da karakter oyuncusu olmaktan memnun musunuz?

    Asla sadece bu rolleri oynarım demiyorum. Oyuncunun skalası çok geniş olmalı. Her rolü oynamak istiyorsun ama yapımcılar ne yazık ki riske girmekten korkuyor. Hiç denenmemiş bir alanda, bir oyuncuya şans vermekten hep uzak duruyorlar.

    Özellikle oynamak istediğiniz bir rol var mı? İzleyiciyi şaşırtmak istiyor musunuz?
    Şimdiye kadar oynadıklarımın çok dışında, dramatik bir karakteri oynamayı çok isterim. Genelde stilize üslup gerektiren roller oynadım. Bir tek 'Anlat İstanbul' filminde küfürbaz, ağzında sigarası, gözaltları mosmor bir hayat kadınını canlandırdım ve çok keyifle oynadım. Yönetmenler ve yapımcılar keşke daha cesur olsalar da bizim de önümüz açılsa.

    'Avrupa Yakası' ciddi kabuk değişimleri yaşadı. Oturmuş bir kadroya girmekten korktunuz mu?
    Korktum ama "tutar mı" diye de çok kafama takmadım. Uzun zamandır birlikte çalışan bir tiyatro topluluğu gibilerdi. "Canlandıracağım karakter, onların üslubundan farklı bir yere oturur mu, onlarla aynı tarzda oynayabilecek miyim" korkusunu yaşadım daha çok. Ama o kadar yüreklendirdiler ki, galiba oldu. Bu başarının sebebi iyi bir ekiple çalışmakta. Kimse kimseye çelme takmıyor.
    __________________

  9. #9
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları


    Televizyon dizileri için önce Sıdıka'ydınız, şimdi Makbule.Gerçek isminizi bilen az.Rolle bu kadar özdeşleştirilmek sizi rahatsız ediyormu?

    -Adım bilinsin diye bir derdim olmadı hiç.Piyasada Hasibe deyince biliyorlar zaten; çünkü sık rastlanan bir isim değil.Sıdıka veya Makbule olarak tanınmak, yaptığımız işin ne kadar başarılı olduğunu ve ses getirdiğini gösterir, ki bu da güzel bir şey.

    Evde kalmış kız rollerinin üzerinize yapışmasından korkmuyor musunuz?Bir oyuncu için hep aynı rolleri oynamak dezavantaj mıdır?Ya da karakter oyuncusu olmaktan memnun musunuz?

    -Asla sadece bu rolleri oynarım demiyorum.Oyuncunun skalası çok geniş olmalı.Her rolü oynamak istiyorsun ama yapımcılar ne yazık ki riske girmekten korkuyor.Hiç denenmemiş bir alanda, bir oyuncuya şans vermekten hep uzak duruyorlar.

    Özellikle oynamak istediğiniz bir rol var mı?İzleyiciyi şaşırtmak istiyor musunuz?

    -Şimdiye kadar oynadıklarımın çok dışında, dramatik bir karakteri oynamayı çok isterim.Genelde stilize üslup gerektiren roller oynadım.Bir tek 'Anlat İstanbul' filminde küfürbaz, ağzında sigarası, gözaltları mosmor bir hayat kadınını canlandırdım ve çok keyifle oynadım.Yönetmenler ve yapımcılar keşke daha cesur olsalar da bizim de önümüz açılsa.

    'Avrupa Yakası' ciddi kabuk değişimleri yaşadı.Oturmuş bir kadroya girmekten korktunuz mu?

    -Korktum ama ''tutar mı'' diye de çok kafama takmadım.Uzun zamandır birlikte çalışan bir tiyatro topluluğu gibilerdi.''Canlandıracağım karakter, onların üslubundan farklı bir yere oturur mu, onlarla aynı tarzda oynayabilecek miyim'' korkusunu yaşadım daha çok.Ama o kadar yüreklendirdiler ki, galiba oldu.Bu başarının sebebi iyi bir ekiple çalışmakta.Kimse kimseye çelme takmıyor.

    Dizide uzaktan yakından alakanız olmadığı şu 'Nişantaşılılık'tan bahsedelim biraz da.Nişantaşı kadını olmak nasıl bir şeydir sizce?

    -Botokslu, sarışın, uzun saçlı, topuklu ayakkabıyla yamuk yumuk yürüyen, bir giydiğini bir daha giymeyen kadın mı demek?Bana öyle gelmiyor.Nişantaşı öyle bir yer ki, başka semtlerden o kadın kalıbına uymak için gelen kadınlar var.Onu taşıyıp taşıyamamak önemli.Bu anlattığım özelliklere sahip olup kafası zehir gibi çalışan, kendini geliştirmiş kadınlar da var eminim.Genelleme yapmamak lazım.

    Nişantaşı'nın Türkiye gerçeğiyle bağdaştığını düşünüyor musunuz?Farklı bir ülke gibi mi dururyor yoksa?

    -Nişantaşı'nda tesadüfen çok pahalı mağazalardan birine girmiştim.Hiç alışık olmadığımız bir alışveriş tarzı dönüyor orada.Herkes birbiriyle tanışıyor, yeni neler gelmiş biliyor.Bir yandan mağazanın kafesinde oturup arada bir kalkıp kıyafet seçiyor.Orada saatler geçiriliyor.Kadın geliyor, çantasını bir yere, montunu bir yere atıp milyarlık kıyafetler seçmeye koyuluyor.O gün ilk kez aradaki uçurumu fark ettim galiba.Asla Türkiye gerçeğiyle bağdaşmayan bambaşka bir gerçeklik ya da tam anlamıyla bir yanılsama Nişantaşı'nda yaşanan.İlginç bir gözlem olmuştu benim için.Bu röportaj teklifinizi de Nişantaşılı kadını oynayacağım için kabul ettim.Hakikaten ilginç oldu bugün, topuklu ayakkabılar yordu biraz(gülüyor).Bu kadar süslenmek de yorar insanı her gün, her gün.Bir gün, bir rolde işime yarar umarım!

    Tiyatroya sevdalı

    Hasibe Eren, ününü televizyon dizilerine borçlu olsa da aslında tiyatro sevdalısı bir oyuncu.Reklamcılık eğitimi aldıktan sonra, asıl arzusunun tiyatro olduğuna karar verip, tiyatro dalında eğitim gören Eren, ''Tiyatro olsun da hangi rol olursa olsun'' diyerek açıklıyor bu sevdasını
    __________________
    AVRUPA YAKASI
    GRUP HEEPSİ
    GÜLSE BİRSEL
    GÜLÇİN VE EREN
    SİZİİ SEVİYORUMM

  10. #10
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hasibe Eren (Makbule) Röportajları

    HASİBE EREN İLE RÖPORTAJ



    Belki çoğu kişi, Hasibe Eren ismini bilmez ama makbule ya da Sıdıka ismini bilir.
    Hasibe Eren, Avrupa yakası dizisinde evde kalmış kız olan Makbule’yi canlandırıyor. Makbule karakterin yaratıcısı Gülse Birsel’dir.
    Burhan’la (Engin Günaydın) Makbule, dizide harika bir performans sergiliyorlar.
    Hasibe Eren’i 1997’de TV’de yayınlanan ‘Sıdıka’ dizisindeki rolü ile genelde tanıyorduk. Hasibe Eren, Üniversite tiyatrosunda Sıdıka’yı Atilla Atalay’ın izniyle, minik hikâyelerden oluşan bir oyun haline getirmiş ve sahnelemiş. Televizyonda Sıdıka dizisi için bir oyuncu arandığında ise Hasibe Eren’den söz etmişler, Füsun Demirel’e. Sonra Atıf Yılmaz izlemiş ve Hasibe Eren’in oynamasına karar verilmiş. Daha sonra Yağmur Zamanı, Aşk Meydan Savaşı, Canım Kocacım, Kaymaklı Ekmek Kadayıfı, Şaşı Felek Çıkmazı ve Anlat İstanbul TV dizilerinde rol almış. Şimdi ise Avrupa Yakası’ndaki Makbule rolünde oynuyor.

    *Hasibe Eren’i hep karakter rollerde gördük. Sıdıka ve en son Avrupa yakası dizisindeki Makbule rolü ile. Yani karakteri oldukça belirgin roller aldınız. Bu sizi sıkmıyor mu?

    Karakteri belirgin derken abartılı oyunculuk stilini kastediyorsunuz herhalde. Komedi ile tanındığım için bana emanet edilen roller genelde stilize üslupta oluyor. Evet, komedi için sevdiğim bir stil. Ama elbette dramda oynamak isterim.

    *İkinci soruya bağlantılı olarak, Hasibe kendini nasıl tanımlıyor?

    Sevdiğim işi yaptığım için kendimi mutlu hissediyorum. Ama ülkenin genelinde hâkim olan karmaşadan, haksızlıklardan, sosyal adaletsizliklerden arınmış bir ortam değil elbette oyunculuk camiası. Kendimi bu hızla artan kirlenmenin içinde sağlıklı ve düşünen bir birey olarak tutmaya çalışıyorum. Çok kolay olmuyor elbette. Hayattaki ideallerinizi, amaçlarınızı kendinize sık sık hatırlatmanız gerekiyor. Sürekli dürüst müyüm, iyi bir insan olmayı başarıyor muyum diye kendi kendime sorarken buluyorum kendimi…

    *Önce reklâmcılıktan mezun olmuşsunuz ama tiyatroda hep bir ısrar var. Tiyatrodaki bu kadar ısrarınız neden?

    Çünkü en mutlu olduğum, kendimi en iyi ifade ettiğim alanın bu olduğunu hissediyordum. O yüzden ısrar ettim. Oyunculuğun meslek olarak görülmediği bir ailede yetiştim. Hem onlara hem kendime bir şeyleri ispat etmem gerekiyordu. Önüme yasakların konulması beni daha da mücadeleci kılıyordu.

    *Tiyatronun miadını doldurduğu tartışmaları var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Boşuna bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Tüm sanat dallarında değişimler yaşanıyor, yeni akımlar doğuyor. Tiyatro da bundan nasibini alıyor. Yeni anlatım biçimleri ve oyunculuk stilleri doğuyor. Kendini yenileyen ve devinen bir sanat dalının miadını doldurması söz konusu olamaz.

    *Normal hayatta nasıl birisiniz?

    Bilmem, buna cevap vermek çok zor. Bir şekilde hayatını sürdüren, mutlu olmaya ve etmeye çalışan gariban bir tiyatrocuyum galiba…

    *Özellikle 2000 yılından sonra, doğulu feodal aşiret ağaları TV dizilerinde epey yer verildi. Bölge gerçekleri biraz da çarpıtılarak yansıtıldı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Aynen dediğiniz gibi çarpıtılarak yansıtıldığını düşünüyorum. İstanbul’da evinin bir köşesinde hiç yerinden kalkmadan haftada 90 dakikalık bir senaryoyu tek başına yazmak zorunda olan ve TV dünyasının reyting kaygılarını taşıyan bir senaristin ben oraların gerçeğini anlatıyorum gibi bir iddia taşımaması gerektiğini düşünüyorum. Hadiseyi görmek istediği gibi görür, seyirci bunu görmek istiyor deyip yazar, kadın gerçeğinden bir haber kaleme alırsa sonuç bu kadar sahte olur.


    Hasibe Eren kimdir?

    Baba tarafı Maraş, anne tarafı Sivas Alevilerinden olan Hasibe Eren kendini şöyle tanımlıyor:
    “Tesadüfen ünlü olmuş gariban bir tiyatrocudur. ‘75 yılında Almanya’da doğdum. İstanbul Üniversitesi’nde Piyasa Araştırmaları ve Reklâmcılık Bölümü’nü bitirdim. Daha sonra Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturgi Bölümü’nü bitirdim. 96’dan beri Şehir Tiyatrosu’nda Çocuk-Genç Eğitim Birimi’nde çalışıyorum. Dizilerde oyunculuk yapıyorum. Çeşitli dizi ve sinema filmlerinde çocuk ve genç oyuncu çalıştırıyorum.”
    __________________

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 05-07-2009, 03:10 PM
  2. Hasibe Mazıoğlu Biyografisi
    Konuyu Açan: Biyografi, Forum: Biyografiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12-20-2008, 03:44 PM
  3. Hasibe Eren (Makbule) Resimleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:16 AM
  4. Hasibe Eren Biyografi...(Makbule)
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:15 AM
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 10-17-2008, 11:13 PM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.