+ Konuyu Cevapla
Toplam 10 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

  1. #1
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    Kelebek

    28 September 2004
    Cilveli Fatoş’tan çarpıcı hikayeler

    Dilek DALLIAĞ

    Avrupa Yakası’nın cilveli Fatoş’u Şenay Gürler, geçtiğimiz hafta başladığı Sen Olsaydın adlı programda yaşanmış çarpıcı hikayeleri masaya yatırıyor. Ünlü isimlere ‘Sen olsaydın ne yapardın’ diye soran Gürler, kendi yaptıklarını anlattı...

    - Tiyatro ve dizi oyunculuğundan sonra ‘Sen Olsaydın’ isimli programa başladın...

    Daha önce de TRT için kültür-sanat programları sunmuştum aslında. Değişik şeyler yapmak, kendimi aşmak, geliştirmek istiyorum. Bu canlı yayın bana ürkütücü geldi önce. Hafta içi her gün ve bir yandan da Avrupa Yakası’nın çekimi vardı. Gerçekten sunum açısından zor. Biz bir öyküyü alıp yazıyoruz, en ufak detaylarını atlamamam gerekiyor. Ardından bir ünlü konuğumuz geliyor ve ona ben bir öykü anlatmaya başlıyorum. Öyle bir noktaya geliyoruz ki ‘Sen olsaydın ne yapardın’ diyorum.

    - Ağırlıklı olarak kadın ünlüler katılıyor programına...

    Genellikle kadınlar var ama erkek konuklarım da olacak. Genelde ilişkilerden ve ilişkilerdeki çıkmazlardan konuşuyoruz. Aslında radikal bir program ve elimizden geldiğince her konuya değineceğiz. Konuşulmayan şeyleri gündeme getirmeye çalışıyoruz.

    - Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer’le birlikte oynadığınız Oyun Atölyesi’yle tiyatro devam ediyor mu?

    Geçen yıl Ermişler ve Günahkarlar’ı oynamıştık. Bu yıl çok yoğun bir dönem. Ben bu yıl oyunda yer almasam da bizim yüreklerimiz hep birlikte. Tiyatronun açılışını birlikte yaptık, üç sezon birlikte oynadık.

    - İzmir’den geldin. Kaç yıl oldu istanbul’daki yaşamına başlayalı?

    Çok oldu, 1992 sonunda geldim. İstanbul’da ciddi bir mücadele verdim. Hele hiç unutmuyorum ev arıyordum, ekim ayı lapa lapa kar yağıyordu. Paramın yeteceği bir ev bulmam gerekiyordu, suratım donmuştu, bütün evler kümes gibiydi, kalınabilecek gibi değildi. Sokakta hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım.

    - Geçmişte bir evlilik yaşadın ve bir kız çocuğun var bu evlilikten...

    Çok erken yaşta oldu bu evlilik. Kızım Duygu, 19 yaşında. Şimdi Paris’e dil okumak için gitti. İnşallah dil sorununu çözdükten sonra orada sanat okuyacak. Yeğenim de benimle yaşıyor. İki tane çocuğum var diyorum.

    - Sen yalnız kadın olarak mı devam ediyorsun hayatına peki?

    Ben valla yalnızım ve zamanım da olmuyor. Yalnız kadın olarak da keyifli devam ediyorum hayatıma. Evlilik yaşamadım bir daha. Bakalım hayat neyi getirir ya da götürür.

  2. #2
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    Şen şakrak, şuh ve flörtöz... Avrupa Yakası?nın Fatoş?unu bu kelimelerle tanımlayabilirsiniz fakat, ŞENAY GÜRLER?i asla...

    Çünkü o, sakin, doğal ve çekingen. Kendisiyle tanıştım ve hakkında çok şey öğrendim. Meğer, başarılı oyunculuğunun arkasına bir dolu gerçek saklamış. İzmirli Şenay Hanım, 20?sinde nikah masasına oturmuş, bir yıl içinde boşanmış ve bu evlilikten bir kız çocuğu dünyaya getirmiş. Kızı Duygu; şimdi 21 yaşında. Devamı mı, buyrun okuyun, ve benim gibi hayretler içinde kalın!



    Konservatuar mezunu musunuz?
    Ben Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi mezunuyum. 1987 yılında İzmir Sanat Tiyatrosu?nda çalışmaya başladım. Ondan önce de bir amatör tiyatroda oynuyordum. n İlk göz ağrınız tiyatro yani?
    Evet, oyuncu olmak çok istiyordum.

    İstanbul?a geliş maceranız nasıl oldu?
    1992 yılı sonunda İstanbul?daydım. Orada tiyatro yapıyordum, TRT?de dublaj yapıyordum. Fakat İzmir benim için bitmişti. Ve bir gün ?Gitmem gerekiyor, yepyeni bir sayfa açmam gerekiyor? diye düşündüm ve dayımdan borç alarak İstanbul?a geldim. Ama tabii ki İstanbul?da yaşamak öyle kolay değil. Bu arada para kazanmak için dublaj yapmaya başladım. Bir başladım, bayağı uzun bir süre dublajla hayatımı idame ettirdim.

    Bir fırsat yakalamak sizin çok zor olmuş anladığım kadarıyla?
    Yani buraya bağlantılarla gelmediysen zor tabii ki. İstanbul?da hayat zor.

    Maddi anlamda sıkıntı da çektiniz mi?
    Çekmez olur muyum, çok çektim. Geldiğim yıl hiçbir şey şimdiki gibi değildi. Televizyon kanalları bu kadar çok değil, bir tek dublaj vardı daha çok yapılan. Yönetmenlik yapmak istesem de yapamazdım. Öyle bir şansım yoktu. Şimdi dizi çekiliyor, bir sürü kanallar var.

    Siz hiç evlendiniz mi?
    Evet. Evlilik çok eski. Öğrencilikten öncelerde oldu.

    Anne değilsiniz değil mi?
    Anneyim, kocaman bir kızım var benim. Duygu. 21 yaşında.

    Dul ve çocuklu kadın sendromunu yaşadınız mı? Kadın olmak çok güç Türkiye?de. Dul bir kadınsanız elbette daha zor, bir çocuğunuz varsa çok çok daha zor. Bir takım şeyleri bir erkek daha kolay yaşarken ya da dul olmayan bir kadın daha kolay yaşarken siz çok farklı yaşıyorsunuz.

    Erkeklerin iştahı mı size zor anlar yaşattı? Maalesef sadece erkekler değil, kadınlar çok kıskanç bizim toplumumuzda. Yani kadınlar birbirlerine daha çok zarar veriyorlar. Erkeklerin vereceği zararlar belli. Onlar en fazla beğenir, onların saflarını daha net görebilirsiniz ama kadınlar bambaşka. Kadınlar birbirlerine daha çok çamur atıyorlar, birbirlerinin hayatını daha çok takip ediyorlar.

    Siz küçücük bir kız çocuğuyla İstanbul?da nasıl ayakta kaldınız?
    O, 6 yaşına kadar benimleydi, daha sonra babası onu aldı. 4-5 yıl sonra Duygu benimle yaşamak istedi ve yanıma geldi. 13 yaşındayken benim yanıma geldi ve sonra hep birlikte olduk. Çok zordu. Tek başına büyütmek ve tek başına bir çocuğun her şeyiyle ilgilenmek çok zor ama o bir yandan da keyifli. Çünkü benim hayattaki tek varlığım o. Beni hayatta tutan odur.

    Sizin gibi hoş bir kadını erkekler pek rahat bırakmaz, yanılıyor muyum?
    İltifatınız için teşekkür ederim. Tabii ki insan hayatında bu tarz şeyler yaşıyor.

    Mesela?
    istanbul?a geldiğim zamanlarda çok korkunç bir olay yaşadım, o aklıma geldi şimdi. Bir kadının uğrayabileceği büyük bir korku. Hiç unutmam, doğum günümdü o gün. Çok geç saate kadar dublaj yapmıştım. Eve gidip yattım. Telefon çaldı gecenin bir saati. Beni de kimse aramaz. Açtım, ?Alo? dedim, kapattı biri. Yanlış numara diye düşündüm, o kadar yorgunum ki. Sonra ?Tak tak? adım sesleri duyuldu apartmanda. Sonra bir kapı kapandı. Ürperdim. Sonra tekrar uykuya daldım. Tekrar telefon çaldı. Açtım, buz gibi bir erkek sesi ?Bu geldiğimde kurtuldun, komşun sayesinde, bir daha geldiğimde sağ kalmayacaksın? dedi ve kapattı. Ben korkan biri değilimdir, çok korktum. Ciddi korktum. Gecenin bir saatinde kimi arayabilirim diye düşünüp bir arkadaşımı aradım, o da İzmir?den tanıdığım, çocuk çıktı geldi sabahın köründe. Bunlar gece 4 civarında oluyor. O olayı kim yaptı, nedir hiç bilmiyorum. Sonra bir daha aramadı.

    Yeni dönemde diziye devam mı; yoksa tamam mı? Devam ediyoruz. Yeni katılan arkadaşlarımız var aramıza. Aslında ?Avrupa Yakası? bu yeni sezonda olmayacaktı, o yüzden ben bir başka işe ?evet? dedim. Arada tiyatro yapacağım.

    Diziye yeni katılan oyunculara adapte olabildiniz mi?
    Peker Açıkalın?la benim sahnem hiç yoktu. Tolga?yla vardı. Bir de Sarp Bey ofis grubuna katıldı. Anadolu Rockçı. Çok sevimli. Daha sonra ilerleyen bölümlerde bir bayan arkadaşımız daha katılacak. Sonra Hasibe var. Açıkçası biz ilk bölümlerin tatsız geçeceğini zannediyorduk, ama çok eğlendik.

    Kimler gitti?
    Ata Demirer, Evrim Akın, Bülent Polat gitti. Volkan gitti, Selin gitti, Şeşu gitti yani.

    Acaba bu durum dizinin izlenme oranını etkiler mi?
    Şimdi hiç bilmiyoruz. Ama tabii ki etkiler. Ne olursa olsun Volkan oturmuş bir karakter, Şesu karakteri ve Selin karakteri... Bir süre belki izleyici onları arayacaktır. Ama gelen arkadaşlar da çok yetenekli. Senaryoyu da Gülse yazıyor, gayet iyi Ata Demirer ve

    Hümeyra?nın birlikte çekilmesi gereken sahnelerin ayrı ayrı çekip montajlandığı doğru mudur?
    Maalesef, öyle oldu. Bunlar son derece stresli şeyler.Aldığım duyuma göre bu dizideki oyuncular arasında ücret dağılımında ciddi bir uçurum varmış ve bu bazı oyuncuların canını çok sıkmış.

    Siz bu konuda hiç sesinizi çıkarmadınız mı?
    Tabii ki problemler yaşıyorsunuz. Ben hiç merak etmedim kimsenin aldığı parayı. Avrupa Yakası?nın şöyle bir şeyi var; biz bu zamana kadar birlikte yürüdük ama aynı zamanda da bu işi para kazanmak için yapıyoruz. Bir yerde ?haydi hoşça kal? dersin. Benim tarzım değil kavga. Konuşmanın yöntemleri vardır.?

    Tiyatro da yapacağım bu arada? dediniz, ne zaman, hangi arada? Var bir proje. Üç kişilik bir oyun olacak. Çok iyi bir yönetmenle çalışacağım. Ekim sonuna yetiştirmeye çalışacağız.


    Gerçek anlamda tanınmanız ?Avrupa Yakası?yla oldu değil mi?
    Evet, ?Biz size aşık olduk? adlı dizi vardı ondan önce orada da benzer bir karakteri canlandırıyordum. Daha öncesinde de bir sürü dizide oynadım.

    Teklif size nasıl geldi?
    Bir gün Atilla Bey aradı beni. ?Şenay Hanım görüşebilir miyiz?? dedi. Gittim, görüştüm; bana senaryoyu verdiler. Baktım, tam zıt karakter Güzin Abla?yla. Gülse Hanım?la konuştuk, ?Neden olmasın? dedim ve o gün hemen anlaştık.

    Aşk kadını Fatoş?sunuz siz orada, ne kadar örtüştü sizinle?
    Ben normalde canlıyımdır, elimi kolumu fazla kullanırım ama Fatoş?tan çok farklıyımdır. Spor giyinen bir insanım, o kadar gezmem. Hayatım çalışmakla geçer. Evde oturmayı çok severim, dizilerim var onları seyrederim. Kitabımı okurum, bilgisayarın başında vakit geçiririm.

    Karşı cinsle aranız nasıl?
    Uzun süredir yok, Fatoş gibi değilim. Herkes öyle bir karakter olduğumu düşünüyor ama değilim. Herkes o Fatoş?u seyrediyor ama dışarıda beni ona benzetemiyorlar. Çünkü farklı giyiniyorum. Fatoş aslında avam bir tip değil. O yüzden insanlar dışarıda o anlamda yanıma yaklaşamıyorlar. Aynı zamanda çapkın bir karakter olmasına rağmen kadınlar çok seviyor onu. Ona benzemeye çalışan çok kadın var. Ya da öyle olduğunu düşünen çok kadın var etrafımızda. Yani Fatoş?u reddetmedi Türk halkı. Yoksa bakarsan ?Aa? diyebileceğin bir kadın. Ama bire bir yaşadığım saçma bir olay olmadı.

    Röportaj: Şebnem ÖZUZCAN

  3. #3
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    Bade'nin röportajı



    Telefonla kendisini aradığım o akşam, kısaca röportaj yapmak istediğimizi anlatınca, çok şaşırdı ama yine de hiç kırmadan dinledi. Tanımadığı bir insanın ona belki de saçma sapan gelecek soruları için bir tatil gününde görüşmeyi kabul etti.
    Geldiğinde o kadar heyecanlıydı ki,onunla ilgili notlarımı görünce meraklı gözlerle cevaplamaya başladı.
    Ben, kendi ifadesi ile "duru" bir insanla tanıştım, sizin de tanışmanız için anlatmaya başlıyorum…
    İşte daha çok seveceğiniz Şenay Gürler..

    Çok yaramaz bir çocuk muşsunuz? Mahallede Karagöz ve Hacivat oynatır mışsınız, oyunculuk böyle başladı galiba ?
    Erkek kardeşime göre daha yaramazdım doğru. Mahallede onunla birlikte, perde çakıp, mumları yakıp, Karagöz-Hacivat oynardık. Oyunculuk , perde aşkı buradan gelmiş olabilir

    Sinema dalı mezunusunuz, bir röportajınızda "yönetmen olmak istiyordum, oyuncu oldum"demişsiniz, nasıl başladınız?
    Okuldayken Oktay hocamız bizden bir tez filmi çekmemizi istedi. Filmin konusunu rüyalardan yola çıkarak oluşturdum ve kendimde filmde oyuncu olarak oynadım. Okuldaki kısıtlı olanaklarla, kendi ışığınız, kendi kameranızı taşıdığınız gibi filmde de kendiniz oynuyorsunuz. Oktay hoca filmi izledikten sonra, bana İstanbul da çok tanıdığı olduğunu ve benim oyunculukta başarılı olacağıma inandığını söylediğinde, "yönetmenliğimi" beğenmediğini düşünmüş ve üzülmüştüm. Bir kaç gün önce bir arkadaşımdan, benim bile saklamadığım bu "gölgeler"isimli tez filmimin kısa film festivalinde gösterildiğini duydum ve çok şaşırdım.

    Sizin de bu işe başlarken bir tesadüf hikayeniz var mı?
    Ben çok şanslıyım ki, oyunculuk, beni ayakta, diri tutan, kendimi hayata karşı her zaman acemi hissettiren,severek yaptığım bir iş. Liseyi bitirdiğimde, ne olmak istediğimi söylediğimde, ailem aydın kişiler olmasına rağmen karşı çıktı. Bir kaç yıl sonra annemi ve babamı kaybettim, erkek kardeşimle yalnız kalmıştık. Onu,Güzel Sanatlar Fakültesi ne kayıt için götürdüğümde, "ben neden kayıt yaptırmıyorum" dedim. Sınava o girmedi ben girdim ve kazandım. Artık o, İzmir de elektrik teknisyeni, ben ise tesadüf eseri bir oyuncuyum. Aslında sinema değil de tiyatroyu çok istemiştim ama, o yıl getirilen 21 yaş sınırı sebebiyle sinemaya başladım. Şimdi ise, iyi ki sinema olmuş diyorum, hayatımın akışını değiştirdi.

    Okul döneminden sizin gibi tanınan başka isimler var mı?
    Hatırladığım kadarı ile, "Çocuklar Duymasın"dizisinden tanıdığınız Özgür var.

    İzmir ile İstanbul un tiyatro seyircisini kıyaslayabilir miniz?
    İzmir insanı çok modern olmasına karşın çok fazla tiyatroya ilgi göstermiyor. İstanbul un seyircisi daha iyi ama ben Ankara seyircisini daha meraklı buluyorum. Oyun Atölyesi oyuncuları ile "Ermişler ve Günahkarlar" oyunu için turneye, Ankara ya gittiğimizde aldığımız tepkiler çok güzeldi. Haluk Bilginer ve Bülent Emin Yarar gibi 2 iyi aktörle aynı oyunda olmak benim için çok keyifliydi. Konusu akıl hastanesinde geçen ve rollerin sürekli değiştiği enterasan bir oyun , benim için de zor bir roldü. Oyun atölyesi dışında, "Yeni Tiyatro" da Nazım Hikmet in "yaşamak güzel şey be kardeşim" oyununda rol aldım. Özel tiyatrolar dışında devlet ya da şehir tiyatrolarından da teklif gelse tabi ki çalışırım, henüz böyle bir proje olmadı.

    Catherine Zeta Jones, Julia Roberts, Sharon Stone gibi oyuncuların, Köpekbalığı Hikayesi ve Kelebeğin hikayesi gibi çizgi filmlerdeki karakterlerin dublajlarını siz yapmışsınız. Yüzünüzden önce sesinizle tanıdık sizi, bu ses en çok hangi ismi sever dersek?

    Bir yerlerde yönetmen yardımcısı olarak başlamayı düşünmüştüm ama bu arada da geçinebilmek için İzmir TRT de belgesellerde dublaj yapmaya başladım. İlk dublajımı İstanbul a geldikten sonra hair isimli müzikal dizide coco ile yaptım. İşe başladığımda ben de herkes gibi hem ekranı hem teksi takip etmekte zorlanmıştım. Dublaj yaptıkça, sesinizle o duyguyu hissetmeyi ve yaşatmayı öğreniyorsunuz. Çok önceden sesim için, Jacqueline Bisset ile çok örtüştü demişlerdi. "Kim korkar hain kurttan" isimli bir film vardı, orada Elizabeth Taylor ı konuşmuştum. O zamanlar sesim çok gençti, ve karakter orta yaşlı alkolik bir kadındı, en çok zorlandığım ama en keyif aldığım seslendirmeydi diyebilirim. Onun dışında Julia Roberts, Nicole Kidman ı hem güzel hem de iyi oyuncular olduğu için söyleyebilirim.
    Seslendirme yanında sunuculuk da var, Show Tv de Sen Olsaydın, Çok farklı bir format, sanki size biraz uzaktı ?
    Yapımcısı Şafak Bakkalbaşıoğlu beni proje için aradığında, canlı yayın olması sebebi ile çok heyecanlandım. Canlı yayın,bambaşka bir adrenalin, hem çok hızlı karar veriyorsun hem de düzeltme şansın yok. O dönemde yayınlanan bir çok kadın programı vardı. Bu program, empati gerektiren, insanların özel hayatlarına girdiğiniz ince bir çizgiydi. Konuk olan kadınlarla birlikte ağladım, çözümler üretmeye çabaladım hatta sivil toplum örgütlerine yönlendirdiğimde de, bazen o kurumlardan tepkiler aldım.

    O dönemde konuşulan zorlandığınız bir yayın olmuştu, o anda neler hissettiniz? Telefonda empati kurmak zor mu ?
    O gün, diğer programlarda olduğu gibi aslında reyting getiren ama benim hiç hoşlanmadığım bir durum olmuştu. Ben telefon bağlantısındayken, oradaki kadın çok karmaşık bir konuyu anlatıyordu ve o sırada birileri, ya alkol ya da uyuşturucu almış bir vaziyette evi elinde bıçakla basıyordu. Yayında ne olduğunu bilmediğin sadece sesler duyduğun korkunç bir olay var ve sen suç duyurusunda bulunuyorsun, bunlar benim hayatımda ilk defa karşılaştığım bir şey. Toplumun sorunlarının konuşulması evet gerekli ama ben, kendimi o savaşta istemediğim bir çizgiye yaklaşırken gördüm. Doğrusu, arkadaşlarımdan da eleştiriler aldım ama programa başlarken Şafak a çok güvenerek girmiştim. Bu konunun dışında, reytingi yüksek olmasa da, organ nakli ile ilgili ciddi, faydalı programlar da yaptık.

    Aynı kanalda Türkiye’nin Yıldızları yarışmasında koçluk yaptınız ?Neler yaşadınız ?
    Yarışmada ben öğretirken öğrendim de. Kızmamayı, kendimde öfke kontrolünü öğrendiğim gibi, oyunu 10 dakika gibi kısa bir sürede her ayrıntısına karar vererek sahnelemek çok geliştirici oldu. Benim için yönetmenliğe ısınma da diyebilirim.

  4. #4
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    Röportajın devamı

    Yönetmen olarak kimleri beğeniyorsunuz ?
    Reha Erdem, Yavuz Turgul, Metin Erksan, Lütfü Akat ve Çağan Irmak ı sayabilirim.

    Çağan Irmak diyince son dönemde konuşulan Babam ve Oğlum u ya da Organize İşler i izlediniz mi?
    Filmden çok etkilendim, hepimizin çocukluğuna dokunduğu, ağlattığı yerler var. Çok beğendiğimi söyleyebilirim. Organize İşler filmine henüz gidemedim ama içinde Cem Yılmaz olan bir film mutlaka iyidir. Herkese gülmeyen biri olarak onun kesinlikle oyuncu olması gerektiğini düşünüyorum, ince bize zekası var. Ama Gora için aynı şeyi düşünmüyorum, açıkçası çok eğlenemedim.

    Şenay Gürler bu filmin yönetmeni olsa neyi değiştirirdi?
    O kadar uğraşılmış, hazırlıklar yapılmış bir film için sadece oyunculuk işinde olan biri olarak saygısızlık etmek istemem. Soruna belki bir izleyici olarak cevaplayabilirim, hani finalden sonra bir final daha vardı, ben olsam, tek finalle bitirebilirdim.

    Kızınız Duygu da sizin gibi oyunculuk düşünüyor mu ?
    O kamera önünü çok sevmiyor ama sanata yatkın, heykel ve resim yapıyor. Ben ise iyi resim yapamam, şiir hiç yazmadım.

    Şimdiye kadar oyunculukla ilgili konuştuk, biraz da ev halinizle ilgili merak ettiklerim var, yemek yapar mısınız ?
    Deniz ürünleri ve İzmir in meşhur "enginar dolması"nı çok severim, taze fasülye ve dolmayı da güzel yemek yaparım.

    Biraz da dizileri konuşalım, "Kara Melek, İkinci Bahar, Şansa Bak, Kaygısızlar, Eyvah Kızım Büyüdü ve derken sevilen dizi Avrupa Yakası…Kim Bu fatoş ?
    Gürse Birsel bana senaryoyu getirdiğinde Fatoş u çok sevdim ve hemen kabul ettim. Fatoş; gösterişi seven, mücevher meraklısı, çapkın, flörtöz bir aşk kadını. Diziye başlayana kadar düz, topuksuz ayakkabılar giyerken yaklaşık 2 yıldır Fatoş gibi topuklu giymeye başladım. Senarist ile birlikte bir karakter yaratıyorsun ama bir zaman sonra, sen ona, o sana yeni bir şeyler ekliyor.
    "Şekerim" demesi senaryoya, el hareketleri, duruşu, o şapşal bakışları bana ait.
    Dizi bu yılın Haziran sonuna kadar devam edecek, ama seneye ne olacak ben de bilmiyorum.

    Senaryo önünüze Fatoş olarak gelmese hangisini oynardınız ? Yaprak ya da Selin?
    Patronun kızı olamayacak kadar büyüğüm bu yüzden Selin olmazdı Yaprak çok renkli, eğlenceli, yaratılabilir bir karakter olduğu için olabilirdi diyebilirim. Dizide Engin, Hümeyra, Gazanfer Bey, Ata, Rutkay Bey, ile oynamak çok keyifli,şanslıyım..

    İlk filminiz "Korkuyorum Anne" den bahsedelim biraz..
    Benim ilk filmim, gösterime girmedi 17 Martta bekliyoruz vizyona girmesini. İstanbul, Ankara, Antalya ve Adana Film Festivalinde ödül aldı.
    Sinemayla dizi ve tiyatronun havası çok farklı.. Dizi de bir süre sonra aynı şeyleri yapmaya başlıyorsun, tiyatroda ise prova süresi çok uzun, sinemada da, yönetmen seni hangi kadrajdan hangi ışıktan görmek istiyorsa öyle yaratıyor, kostümüne saçına o karar veriyor. Filmi o dev ekranında izlerken bazen kendinden nefret ediyorsun. Montajdan sonra ise, artık değiştirebileceğin, bir kez daha oynayabileceğin bir şansın olmuyor. Son halini yönetmenler gibi ben de genelde galada izlemeyi tercih ediyorum, bu filmi vizyona girmediği için festivalde izlemiştim. İzledikten sonra insanlar beni tebrik ederken ben, ağlamak istedim, o kadar nefret ettim ki kendimden, hiç beğenmedim. İlk seferde yüzümü, sesimi her şeyimi eleştirdim, 2.sefer izlediğimde biraz daha artı bir şeyler fark ettim. Önce insan kendi oyunculuğunu yorumlarken bir süre sonra, setteki herkesi ve emeği düşünüp başka türlü bakmaya başlıyorsun.

    Hayat oyununda evde ve sokaktaki rolünüz ne ?
    Sade bir hayatım ve 2 köpeğim var.. Dizimax, CNBC-e dizilerini ve film seyretmeyi seviyorum. Arada bir arkadaşlarımla dışarı çıkarım, Nevizade ye gideriz. Her gece dışarı çıkmak sıkıcı gelir bana ama, dışarıda balık yemek bazen de ocakbaşına gitmek hoşuma gider. Sezgilerime güvenirim, insanlara çok güvenmem. Affetmek haddim değil diye düşünürüm, önemli olan benim kendimi affedip affetmememdir. Bir sürü kazık yemişimdir ama yaptığım sadece, o insanlarla hayatıma mesafe koymak olmuştur
    Fatoş’u anlatmak kolay da Şenay Gürler’i oynamak zor mu ?
    Şenay, katı gibi görünse de, hassas ve kırılgan ama bazen de biraz fazla sert olabiliyor. Bir konu üzerinde çok fazla detaya takılıp kendini üzer, özellikle ikili ilişkilerde bunu karşı tarafa da yansıtır.
    Şenay, her konuşmasında hatta kendini eleştirmekte samimi, bu piyasada kendini temiz koruduğuna inanan ,yalan söylemeyi beceremeyen bir kadın.

    Ben ona; "Ben olsaydım Bade, sen Şenay la ilgili neler düşünüyorsun "diye bir soru yöneltince, bir kaç saniye şaşırıp, "tamam o zaman Bade, sen de bana söyle iyileri kötüleri" dedi..
    Sadece telefonda sesini duyduğum, ekranda izlediğim ve yaklaşık yüz yüze 1 saat boyunca gülen gözlerle anlatan bir Şenay Gürler i dinleyince kendi soruma cevap vermekte zorlandım.
    Ve samimiyetle, "iyi çok şey söyleyecek kadar dinledim sizi ama kötü hiçbir şey bulamadım" dedim.

    Şenay Gürler Notu:
    Çok açık bir şeyler söylemek istiyorum… Bir çok röportaj yaptım, bir kere benimle ilgili iyi hazırlanmışsın. Katıldığım programlarda yanlış bilgilerle bana sorular soruyorlar, araştırmışsın çok şaşırdım, seni sorularınla çok cesur buldum,.. hep böyle bak..
    Röportajımı kendisine gönderdiğimdeki yorumu :
    Her şeyden önce benimle ilgili yazdıkların için çok teşekkür ederim. Çok naziksin.
    Bade ciğim kendine iyi bak. Seni tanıdığıma çok sevindim.
    Yazdıkların için çok teeşekkür ederim. Öpüyorum.

    Editör Notu:
    Karşımda sürekli gülümseyerek konuşan, iyi niyetli, samimi, mesleğine aşık, hem tanıdık hem yeni bir hayatın dublajını dinledim. Hani çok beğendiğinizde ayağa kalkıp alkışlarsınız ya, ben de yazabildiğim kadarı ile bu röportajın oyuncusu Şenay Gürler i kendi adıma alkışlamak istiyorum.
    Sahne size çok yakışmış, oyunculuğunuza sağlık..
    Bade..

  5. #5
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    Pazar Magazin ekibiyle yaptığı bir röportaj, fazlaca magazinsel yinede ekliyorum önemli olan paylaşım okumak isteyen merak edenler olabilir.

    Dizideki gibi bir aşk yaşayıp yaşamayacağını ve bu konudaki düşüncelerini sormuşlar ve Şenay Gürler cevaplamış..


    Yaş farkı önemli sorunlardan fakat gönlünüz ve ruhunuz uyuşuyorsa bunun ne önemi var ki yılların. Hayatın ne getireceği hiç belli değil, hayatın ne kadar süreceği hiç belli değil, yarın beklide yokuz, o anda o duyguları hissedersen o insanla birlikte olurum yaş farkını çok fazla düşünmem.

    Erkekler için bir sorun olmuyor da yani erkekler kendilerinden 20- 25yaş 30yaş gençlerle birlikte olabiliyorlar ama kadınlar söz konu olduğunda hep birlikte tepkiyle karşılaşıyoruz, herkes ne yaşamak istiyorsa nasıl mutluysa öyle yaşasın, herkesin kendi hayatı acısını da kendi çeker keyfini de kendi yaşar o yüzden bu tür şeyleri önemsemiyorum önemli olan ruhun bedenin kafanın anlaşması.

    Fatoş’un bir misyonu oldu insanlar artık daha cesur oluyorlar bu konuda. Eğer aşık oluyorsan zaten ne kadar az rastlanan çok zor bir şey aşık olmak eğer bunu genç biriyle bulduysan yada yaşlı biriyle bulduysan bunu yakaladıysan yaşaman gerekiyor. Hayat çok kısa yarın ne olacağı bilmiyoruz yada beş dakika sonra.

  6. #6
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    Kadın da erkek de yalnız
    "Hayatı kendi başına ayakta durabilecek şekilde kurgulamak zorunda olduğum için güçlü kaldım"

    Onu en çok televizyondan Avrupa Yakası'nın Fatoş'u, Acemi Cadı'nın Selda'sı olarak tanıyoruz. Sesini de birçok reklam filminde duyuyoruz. Dizi çekimlerinden, dublajlara, oradan da oyun provalarına koşturduğu bu yoğun tempoda boş vaktini yakalayıp kısacık da olsa bir söyleşi gerçekleştirdik Şenay Gürler'le. Bu temponun onu yorduğunu itiraf ediyor ama hiç de şikayetçi değil. Hatta bu yorgunluğun ilacı olarak tatil yapmak yerine onu heyecanlandıracak uzun soluklu bir sinema filmini tercih ettiğini söylüyor. Çünkü yaptığı işi çok seviyor.

    Şu aralar çok yoğun olduğunu biliyorum. Hangi projelerin içinde olduğunu biraz anlatır mısın? İki tane televizyon dizisi devam ediyor. Bu arada bir de tiyatro oyununda oynadım. Bu oyun kısa bir süre önce bitmişti. Şimdi tekrar gündeme geldi. Onun dışında reklam dublajları devam ediyor. Yaz boyunca da iki tane film vardı. Ama onlarda çok yoğun ve uzun süreli çalışmadım. Aslında uzun soluklu iyi bir sinema filminde oynamayı çok istiyorum. Tüm bu yorgunluğu alırmış gibi geliyor.

    "Durmak yerine ruhumu tatmin edecek işler beni daha çok dinlendiriyor."

    Sen mi çok çalışıyorsun yoksa mesleğin gerektirdiği normal bir tempo mu bu? Aslında bizim meslekte bu normal bir tempo ama sadece iki dizinin çakışması biraz daha yorucu oldu benim için. Özellikle şu son bir aydır artık yorulduğumu hissediyorum. Fiziksel olarak değil de ruhsal olarak yorulmaya başlıyorsun. Artık hatlar karışmaya başlıyor o koşuşturmaca içerisinde. Ben de çalışmayı çok seviyorum aslında. Durmak yerine ruhumu tatmin edecek işler beni daha çok dinlendiriyor. Gerçekten değdiğine inandığın şeyler yaptığın zaman o yorgunluğu çok hissetmiyorsun çünkü.

    Hırslı bir insan mısın? Başarı, para gibi hırsların var mı?
    Yaptığım işi en iyi yapmak konusunda hırslıyım. Ama parayla ilgili maalesef hiç bağım yok. Çok takip edemiyorum parayı, nerden geliyor, nereye gidiyor ama işle ilgili kendimi geliştirmek çok önemli çünkü bence her an acemiyim. Daha öğreneceğim o kadar çok şey var ki.

    Hayatta istediğin yolu seçtiğine inanıyor musun? Şu anda bulunduğun yer seni memnun ediyor mu? Çocukluktan beri oyuncu olmak istiyordum. Çok küçükken bir metni alıp ben bir de bunu ağlayarak okusam, gülerek okusam diye kendi kendime çalışmalar yapıyordum. O anlamda şanslıyım. Yaptığım işi gerçekten çok seviyorum ama bir de yönetmen olmayı çok isterdim. Hala da isterim ama sadece bakışıma güveniyorum. Bunun için deneyim gerekiyor, üzerine yoğunlaşmak gerekiyor. Fotoğraf çekmek de istiyorum mesela. Ama şu anda sadece bir hayal, bir istek. Bir gün gerçekleşir belki kim bilir.

    Oyuncu olduğun için işin gereği rolden role giriyorsun. Peki, normal hayatta da kendini rol yaparken yakaladığın oldu mu hiç? Toplumun geneline baktığında çoğu insanın rol yaptığı söylenir. Bu doğru mu sence? Ben olduğum gibi davrandığımı düşünüyorum. Ama şunu itiraf edebilirim. Kalabalık bir ortama girdiğimde o ortamda pek de tanıdığım insan yoksa tabii ki başka bir duruş içine girerim. Mesela biraz utangaç biri olduğum için çok konuşmaya başlayabilirim. O anda beni hiç ilgilendirmeyen bir konudan söz edebilirim. Onun dışında normal hayatta yapmacık olmak, rol yapmak bana göre şeyler değil zaten. Ve aslında oyuncu arkadaşlara baktığımda bazen görüyorum hayatında da oynayan çok insan var.
    "Hayatta oynayan insanlar sahnede başarılı olmuyorlar."

    Bu, mesleğin getirdiği bir alışkanlık olabilir mi?
    Hayatta oynayan insanlar sahnede çok başarılı olmuyorlar bence. Benim gördüğüm örnekler öyle en azından. Hayatta da oynuyorsan niye sahneye çıkıyorsun ki? Kendini daha saf, temiz olarak korumak gerekiyor o tip bir şeyden. Aslında oyunculuğun keyifli bir yanıdır farklı rollere girip kısa bir süreliğine de olsa farklı hayatlar yaşamak.

    Evet, değişik tipleri oynamak, farklı zamanlara gidip bugün hiç giyemeyeceğin kıyafetleri giymek, saç ve makyajları yapmak çok keyifli. Bunlar çok güzel, çok renkli yanı işin.

    Girdiğin rolün etkisinden kurtulamamak gibi bir şey oluyor mu?
    Bazı oyuncular vardır, role girdim çıkamıyorum derler. Öyle bir şey yok aslında. Orda şizofrenik bir durum var bence. Tiyatro sahnesinde, özellikle de canlı performans olduğu için böyle bir duyguya girebilirsin. Çünkü o an her şey canlı ve birebir yaşanıyor. Sen o anda gerçekten yaşıyorsun ama daha perde indiği anda o duygudan çıkıyorsun. Yoksa bir katili oynuyorsan bir katil ruh haliyle dolaşman gerekiyor. O bulduğun şey senden bir parça, üzerine bir şey ekliyorsun ve onu o sahnede oynuyorsun o kadar.
    "Aslında hepimiz yalnızız. Bunu kabul edip yaşamayı öğrenmek gerek."

    Hayatında erkeklerin yeri nedir?
    Hayatı daha çok şimdiye kadar tek başıma kurgulamışım ben. Tek başıma yaşamışım. Tabii ki hayatımda bir takım erkekler oldu. Ama küçüklüğümden itibaren düşündüğümde hep hayatı kendi başıma ayakta durabilecek şekilde kurgulamışım. Hayat şartlarının getirdiği bir şey bu. Hep benim güçlü olmam gerekti. Bu saatten sonra da çok böyle birine yaslanıp yaşamayı düşünemiyorum.

    Sen güçlü olduğun için hayatına giren erkekler mi sana yaslanıyorlar peki?
    Yok, galiba öyle bir şey de olmuyor. Ben biraz uzak duruyorum, yanaştırmıyorum. Benim hayatımın içinde gibi olsalar da aslında olmuyorlar. Orada belki önceden yaşadığın şeyler yüzünden biraz kendini korumaya alıyorsun. Ben insanların yalnız olduğuna inanıyorum bir kere. Kadın ya da erkek olsun, aslında yalnızız hepimiz. Bunu kabul etmek gerekiyor, bununla yaşamayı öğrenmek gerekiyor.

    Bu meslekte sen bir kadın olarak nasıl var oldun ve kadın olmanın avantajlarını ve dezavantajlarını yaşadın mı?
    Bu meslekle ilgili değil sadece yani hayatta kadın olarak yaşadığım bir sürü sorun var zaten. Kadın olduğum için, dul bir kadın olduğum için çok kötü şeylerle, yıpratan şeylerle karşılaştım. O kadar şey yaşadıktan sonra meslekte de yaşanan şeyler artık beni çok fazla etkilemiyor.

  7. #7
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    Eski Roportajlardan...
    Kendimi aşka açacak cesareti bulamıyorum

    Şenay Gürler, 'Avrupa Yakası'ndan sonra 'İlk Aşk' ve 'Çinliler Geliyor' isimli sinema filmleriyle gündemde: 'Fatoş'un aksine ben çok sade bir kadınım. Dizide peruk taktığım için insanlar beni tanımakta zorlanıyor!.

    Bugüne kadar aralarında 'Çılgın Bediş', 'İkinci Bahar' ve 'Eyvah Kızım Büyüdü'nün de bulunduğu birçok dizide ve sayısız tiyatro oyununda rol alan 'Avrupa Yakası'nın 'Fatoş'u Şenay Gürler, bu sezon iki ayrı sinema filmiyle birden beyazperdede boy gösteriyor. Kendisiyle özdeşleştirilen Fatoş karakterinden çok farklı bir kadın olduğunu belirten Gürler, "Ben ondan çok daha mütevazı ve sadeyim. Kesinlikle onun kadar şuh değilim" dedi. 18 Aralık'ta Kenter Tiyatrosu'nda galası yapılacak 'Kocasını Pişiren Kadın' adlı oyunla da hayranlarının karşısına çıkmaya hazırlanan Şenay Gürler, "Bana göre oyunculuğun er meydanı tiyatrodur. İleride bir gün sahnede ya da ekranda bir şizofreni ya da dedektifi canlandırmayı çok isterim" şeklinde konuştu. "Oyunculuk çocukluk hayalimdi. Buralara tırnaklarımla geldiğim için çok mutluyum" diyen Gürler'le filmleri ve aşk üzerine konuştuk:

    ÜLKEMİZ ÇOK DEĞERLİ

    * Önce 'Çinliler Geliyor'dan bahsedelim... Neydi sizi bu projede rol almaya iten neden? Her şeyden önce Zeki Ökten faktöründen etkilendim. Sinema mezunu biri olarak yaptığı teklif beni çok heyecanlandırdı. Ayrıca senaryonun Türkiye'nin şu anki durumuna tekamül etmesi de ilgimi çekti.

    * Filmde Türkçe yer isimlerinin Çince olarak değiştirilmesi, Ceza'nın 'İstanbul Bizim Kalacak' şarkısına yer verilmesi gibi milli değerlere vurgu yapan sahneler de var... Filmin milliyetçi bir mesajı olduğunu söyleyemem ama bence toplumumuzda Osmanlı döneminden beri süregelen bir yabancı hayranlığı var. AB'ye girmeye çalışıyoruz, oraya girince başka bir şey olacağımızı sanıyoruz. Oysa bu ülke; kendi değerleri içinde dostluğuyla, toprağıyla o kadar değerli ki! Çok değerli bir ülkemiz var, onu niye satalım ki? Filmin afişinde bile bir mesaj var; afişteki çay misafirperverliğimizi simgeliyor ama üzerine tabağı kapatınca şapkalı bir Çinli'ye dönüşüyor.

    AMAÇ PARA KAZANMAK

    * Siz filmde 'Bankacı Ayşe'yi canlandırıyorsunuz Ayşe gözünü para hırsı bürümüş, hırsları doğrultusunda insanları her şeyi yapabilecek bir kadın. Film, küçücük bir kasabada geçmesine rağmen insanların hırslarını, para için herkesi satabileceklerini gözler önüne seriyor. Maalesef bizim halkımızın böyle bir yanı da var!

    * Böyle şeyler biraz da özendiriliyor bence... Kesinlikle. Özellikle televizyonlar bu konuda olumsuz etki yaratıyor. İnsanlar için artık hayatın amacı sadece para kazanmak oldu. Bu ülkede bankalar hortumlanıyor, töre cinayetleri oluyor. Tinerci çocuklar, hırsızlıklar var. Ama ben bir gün her şeyin düzeleceğine inanıyorum.

    * Diğer filminiz 'İlk Aşk'a geçelim... İlk aşk hiç unutulmaz derler. Siz hatırlıyor musunuz ilk aşkınızı? Tabii ki. Benim ilk aşkım çok uzun süreliydi. Hiçbir zaman yüzleşmedik, sadece telefonla konuştuk. Henüz 12 yaşındaydım. Bir daha hiçbir zaman kalbim o kadar güçlü atmadı, elim ayağıma o şekilde dolanmadı. Onu hiç unutmadım.

    HOŞUMA GİTSİN YETER

    * 'İlk Aşk'ta ilk aşkı başka bir kadınla evlenen ama gizliden gizliye onunla da görüşen 'Kısmet'i canlandırıyorsunuz. Kısmet'in yerinde olsaydınız ne yapardınız? Büyük konuşmayayım ama ben evli bir insanla ilişkiye girmekten kaçınırdım. Ne kadar aşık olursam olayım başkasının mutluluğu üzerine mutluluk kurmayı denemezdim. İkinci kadın olmak da istemezdim. Sevdiğim adamı başkasıyla paylaşmak bana çok acı verir. Ama etrafımda evli insanlarla birlikte olan çok arkadaşım var.

    * Peki aşk hakkında neler düşünüyorsunuz? Aşk; çok zor rastlanan ve bir kez bulduktan sonra sahip çıkılması, mücadele verilmesi gereken bir duygu.

    * Hayatınızda biri var mı peki? Benim hayatımda şu sıralar yalnızca iş var. Hayatta zaman ve kesişmeler çok önemli. Birine rastlamak ve tak diye kalabilmek gerekiyor. Biraz da cesur olmak lazım ama o bende biraz eksik. Ben aşkı yakalamak için kendimi açamıyorum.

    * Nasıl biri olmasını isterdiniz? Samimi olsun. Bence aşk iki insanın korkmadan, birbirlerine güvenerek el ele tutuşup yürüyebilmesidir. Zorluklara birlikte göğüs gerebilmek, güzellikleri birlikte görebilmek çok önemli. Zeki olsun, yakışıklılıkta çok gözüm yok. Benim hoşuma gitsin yeter.

    Deniz Akkaya sesimi yaşlı buldu

    * Siz aynı zamanda bir dublaj sanatçısınız. Bir oyuncunun kendi sesiyle oynaması şart mıdır sizce? Kesinlikle gerçek bir oyuncu kendi sesiyle oynamalıdır. Ben beni başkasının seslendirmesini istemezdim. Ses, tonlama, vurgular bir oyuncuyla birebir örtüşen şeylerdir. Ama maalesef televizyonda kendi sesini kullanamayan arkadaşlarımız olduğu için dublaj sanatçıları devreye giriyor ve bu sayede o isimler çok iyi oynuyor gibi gözüküyor. Ben de bugüne kadar birçok ünlü ismin dublajını yaptım. Aralarında iyi oynayanlar da vardı, kötü oynayanlar da!

    ÖZCAN KENDİNİ GELİŞTİRDİ

    * Ünlülerden kimleri seslendirdiniz? Demet Sağıroğlu, Yeşim Salkım, Ebru Şallı... Sesim benimle örtüştüğü için artık yerli dublaj yapmıyorum. Dublaj sanatçıları, yeterli oyunculuk güçleri olmayan insanlara sesleriyle çok şey katar. Ama sesini kullanamasa da oyunculuğu iyi olan isimler de var. Mesela Özcan Deniz kendini çok geliştirdi, mutlaka kendi sesiyle de konuşmalı. Bir de Deniz Akkaya gibi nasıl konuşurlarsa konuşsunlar ekranda çok güzel duran kadınlar var. Ben kendisini bir dizide bir bölüm konuştum ama sesim uyuşmadı onunla. Sonra bir yerde karşılaştık, bana "Senin sesin bana yaşlı kaçtı" dedi. "Haklısın" deyip çok güldüm bu yorumuna...

    Herkes beni şuh sanıyor

    * 'Avrupa Yakası'ndan önce de birçok dizide yer aldınız ama esas çıkışınızı 'Fatoş' karakteriyle yakaladınız. Dizide perukla oynuyorsunuz. Şu andaki görüntünüzle Fatoş'un alakası bile yok... Dizide peruk takmam ilk yönetmenimiz Hakan Algün'ün fikriydi. İnsanlar özellikle de kadınlar Fatoş'u çok sevdi. İnsanlar günlük hayatta beni gördüklerinde tanımakta zorlanıyor. Karşılarında uzun boylu ve şuh bir kadın göreceklerini umarken, benimle karşılaşınca şaşırıyorlar. Ben Fatoş kadar süslü değilim; daha mütevazıyım. Çok nadir makyaj yaparım ve spor giyinirim. Onun duruşu, saçını atışı ise benden.
    Ata Demirer, Evrim Akın ve Bülent Polat diziden ayrıldığında 'dizi artık izlenmez' denmişti ama tam tersi bir durum oluştu Ben de dahil, yeri doldurulamayacak bir oyuncu yoktur! Şu anda 'Avrupa Yakası' ilk başladığı zamandan biraz daha farklı ama yeni karakterler çok sevildi. Geçen yıllarda almadığımız reytinglere çıkıyoruz. Giden arkadaşlarımız son derece değerli oyunculardı ama gelenler de bir o kadar değerli.

    * 'Avrupa Yakası' herkesi çok güldüren bir dizi. Peki siz en çok kime gülüyorsunuz? Cem Yılmaz'a gülüyorum. Çok farklı ve zeka ürünü esprileri var. Aslında 'G.O.R.A'ya ve 'Hokkabaz'a çok fazla gülmedim. En sevdiğim filmi 'Her Şey Çok Güzel Olacak'tır. Stand-upları ise gerçekten harika.

    ECE SARUHAN

  8. #8
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    ŞENAY GÜRLER

    Ben Selda Hala'yı oynuyorum. Cadılar ama aynı zamanda çok da tatlılar. Benim canlandırdığım Selda karakteri biraz çılgın, aşık, romantik, çok canlı bir karakter. Ben küçükken hep görünmez olmak, insanların düşüncelerini okumak ve uçmak isterdim. Elimde sihir olsa bütün dünyayı ve kendimi değiştirmek isterdim.
    ŞENAY GÜRLER (Fatoş)

    Fatoş'tan daha güçlüyüm ben
    * İzmir'de doğdum ama doğum yılım sır! Çok haşarı bir çocuktum. Erkek kardeşimle para karşılığı Hacivat-Karagöz oynatırdık.

    * Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunuyum. Sinema-Televizyon- Fotoğrafçılık okudum, bir yandan da dışarıdan tiyatro yaptım. Ardından TRT'de sunuculuk... İzmir'de yapabileceğim her şeyi yaptığıma inandığımda (evlilik, boşanma ve dünyalar güzeli bir kız çocuğu dahil), kendimi aşmam gerektiğine karar verdim ve kimseyi tanımadığım koca şehir İstanbul'a geldim; yıl 1992... Yönetmenlik yapmak istiyordum, oyuncu oldum. İyi ki de olmuşum!

    * Geçen yaz Reha Erdem'le "İnsan Nedir Ki?" diye bir film çektim, ekimde vizyona girecek. Sonra Gülse Birsel'le tanıştım ve rolümü anlattığında çok etkilendim. Ama ben kesinlikle Fatoş'tan daha güçlü bir tipim. Çünkü hayatta yalnızsın ve ayakta durman gerekiyor. Ancak Fatoş'un erkeklerle zaman geçirmesi gerekiyor.


    İzmir'den İstanbul’a gelirken yönetmenlik idealiniz varmış. Ama oyunculukta karar kılmış gibisiniz. Bu süreç nasıl gelişti?

    İzmir'de yaşarken, hem okuyup hem de oyunculuk yapıyordum. İstanbul'a gelince hayat şartların nedeniyle para kazanmam gerekiyordu. Önce, seslendirme yapmaya başladım, onu benim için her zaman ayrı bir önemi olan oyunculuk takip etti. Bu durum yönetmenliğe karşı aşkımı bitmedi elbette. Zaman zaman "keşke hayatımın bir döneminde yönetmenlik yapabilsem" diye düşündüğüm oluyor. Bir gün mutlaka bu arzumu gerçekleştireceğime, en azından kısa metrajlı filmler çekebileceğime inanıyorum.

    Oyuncu olarak, şöyle arkanıza baktığınızda neler görüyorsunuz? Durumunuzdan memnun musunuz?

    Aslına bakarsanız, oyunculuk bitmeyecek bir serüven. Tıpkı, hayat gibi. Her oyunda, her başladığım işte acemi olarak hissediyorum kendimi. Acemiyim zaten. Oyuncuların içinde inanılmaz bir tutku bulunur. Oyunculuk yaptıkça keyif alıyorum. Özellikle tiyatro söz konusuysa bir yandan acı çekiyorsunuz, bir yandan yeni bir şeyler keşfediyorsunuz.

    "Döngel Karhanesi" ve "Korkuyorum Anne"de rol aldınız. Son filminizde gerçekten çok iyi bir performans sergiliyorsunuz. Diziler dahi bu yüzünüzü göremiyoruz. Bunun sırrı nedir?

    "Döngel Karhanesi" Hakan'ın (Algül) ilk filmiydi. Bence ilk film için başarılıydı. Sette her şeye hâkimdi. Ama filmi izlediğim zaman, en azından kendi açımdan- kendimi eleştirdiğim birçok yön oldu. Bu nedenle de "Korkuyorum Anne"yi ilk filmim olarak kabul ediyorum. Bir şeyi çok istersiniz ve gün gelir isteğiniz gerçekleşir, "Korkuyorum Anne" biraz bu duruma uygun bir film. Reha Erdem’le çalışmak benim için çok önemliydi. Filmde rol almamı teklif ettiğinde, gerçekten çok heyecanlandım. Bir süre İpek’le (filmdeki karakterin adı) yatıp kalkmaya başladım. Ayrıca Reha, sette hem çok disiplinli hem çok samimi bir yönetmen hem de çok iyi bir arkadaş. Filmin senaryosu da çok sağlam. Senaryo insanı heyecanlandırıyor. Çalışmaya başladığımda elim ayağım titriyordu. Işıl (Yücesoy), Bülent (Emin Yarar), Ali (Düşenkalkar), Köksal (Engür) başta olmak üzere filmin tüm kadrosu Reha’ya inandı. Hepimiz yönetmene inanmasının sağladığı motivasyon, işe de yansıdı sanırım. Ayrıca Reha, bizlere güvendiğini sürekli hissettirdi. Güvensizlik içinde bulunulan bir anda öyle bir açılım getirdi ki, "evet burdan da bakabilirim" diye düşünmeden edemedik.

    Dizide gördüğümüz oyuncuyu sinemada izlediğimizde, oyunculuk açısından büyük farklar olduğunu gözlemliyoruz. Dizilerde, oyuncular oyunculuklarını, yönetmenler ise geniş bakış açılarını sergilemekte neden bu derece cimri davranıyor?

    Filmde çalışırken bir sahne için bir gün ayırabiliyorsunuz. Belki bu çekilen sahne filmin iki dakikasına tekabül ediyor ama bıkmadan usanmadan en iyisini yakalamak amacıyla çalışıyorsunuz. Televizyon dizileri daha çok tüketime yönelik. Zaten dizilerde, seyircinin hoşuna gidecek bir şey yakaladığınızda sürekli onu tekrarlıyorsunuz. Yeni bir şey katmaya ya da aramaya ihtiyaç duymuyorsunuz. Sinema ışığıyla, kostümüyle yönetmeniyle çok daha farklı bir alan. Her şeyden önce bir sanat. Yönetmenler de öyle bakıyorlar. Sinema söz konusu olunca daha fazla özen gösteriyorlar. Sonuç olarak sinema, hem oyuncuya hem de yönetmene çok daha heyecan veriyor.

    Diziler ekonomik getirinin dışında, oyuncuya ne kazandırıyor?

    Öncelikle popülarite sağlıyor. Eğer tiyatroda oynuyorsanız, televizyondan kazandığınız popülerlik sayesinde insanlar sizin yüzünüzü tanıyor ve oyununuza geliyor. Ayrıca artık film cast'ları da dizilerden seçiliyor. "Bu oyuncu geniş kitleler tarafından izlenir"diye düşündükleri için böyle davranıyorlar galiba. Tabii, bir handikapı da göz önünde bulundurmak gerek, yeteneği olmayan insanlara hak etmediği roller veriliyor. Benim bir sürü yetenekli arkadaşım var, ama işsiz, güçsüz evde oturuyor.

    Oyunculuk açısından bir getirisi var mı?

    Elbette, sürekli kamera karşısındasınız. Ayrıca kendinizi sürekli izleme şansına sahipsiniz. Bu da kendinizi eleştirme imkânı veriyor.

    Üç tane kısa film çektiğinizi öğrendik. Bu filmlerin temaları neler?

    Bu filmleri öğrencilik dönemimde çektiğim için, çoğu öğrencinin yaptığı gibi deneysel işler. Sembollerden yola çıkarak bir şeyler anlattım. İlk filmim rüyalarla ilgiliydi. O filmimi hâlâ seviyorum. Ama ikincisi kötüydü (gülüyor). Bitmeyen bir kısa film çekmişim. Aslında hocalarımızın "zor olan basit anlatabilmektir" derdi. Şimdi bir film çeksem aynı konuları seçmezdim, daha basit konuları anlatmayı yeğlerdim.

    Sinema eğitimi almış kameranın önünde ve arkasında bulunmuş bir kişi olarak Türk sinemasına nasıl bakıyorsunuz? Favorileriniz hangi film ve sinemacılar?

    Metin Erksan'ın "Sevmek Zamanı"nı beğeniyorum. Zeki Demirkubuz'un "Masumiyet"ini etkileyici buluyorum. Son zamanlarda ise Ahmet Uluçay’ın yönettiği "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" adlı filmi çok samimi buldum ve çok sevdim. Yönetmenlere gelince, Reha Erdem ile ilgili görüşlerimi bir önceki soruda açıkladım zaten, bence onun sineması bambaşka. Halit Refiğ ve Yavuz Turgul’un sinemasını beğenirim. Daha doğrusu, kendi sinema dilini yaratan yönetmenlerin filmleri ilgimi çekiyor diyebilirim.

    İstanbul'a geldikten sonra tiyatroyla bağlarınızı da kopartmadınız. Bunun için özel bir çaba sarf ettiniz mi?

    Tiyatro aşkım hiç bitmeyecek. Çünkü o bambaşka bir sanat dalı. Sinema aslında yönetmenindir. Onun dünyasının bir parçasısınızdır. Tiyatro ise oyuncunun er meydanı; kişi oyunculuğunu orada gösterir. Canlı canlı çıkıp oynuyorsunuz. Ayrıca oyuncuyu çok dinamik tutan bir tarafı var. Bir buçuk yıldır tiyatroda oynamadım, kendimi çok yarım hissediyorum. Benim için önemli olan ruhumun doyması. Ruhumun doyduğu yer, daha çok kendimle kavga edebildiğim yer oluyor. Benim için de tiyatro böyle bir yer de duruyor.

    Audi A3 kullanıyorsunuz. Audi'yi tercih etme sebebiniz nedir?

    Audi'yi her zaman çok beğeniyordum. Çünkü çok sağlam bir marka olduğunu ve otomobillerinde buna uygun üretildiğini düşünüyorum. Tasarımı beni her zaman etkiledi. Yeni bir otomobil alacağım zaman oldukça geniş bir araştırmaya girdim. Birkaç markaya odaklandım. Deneme sürüşleri yaptım. Audi'de çok rahat ettim. Çok doğru bir tercih yaptığımı düşünüyorum. Yolu güzel kavrıyor. Yola hâkim oluyor.

    Tiyatro ve dizi oyunculuğundan sonra ‘Sen Olsaydın’ isimli programa başladın...

    Daha önce de TRT için kültür-sanat programları sunmuştum aslında. Değişik şeyler yapmak, kendimi aşmak, geliştirmek istiyorum. Bu canlı yayın bana ürkütücü geldi önce. Hafta içi her gün ve bir yandan da Avrupa Yakası’nın çekimi vardı. Gerçekten sunum açısından zor. Biz bir öyküyü alıp yazıyoruz, en ufak detaylarını atlamamam gerekiyor. Ardından bir ünlü konuğumuz geliyor ve ona ben bir öykü anlatmaya başlıyorum. Öyle bir noktaya geliyoruz ki 'Sen olsaydın ne yapardın' diyorum.

    - Ağırlıklı olarak kadın ünlüler katılıyor programına...

    Genellikle kadınlar var ama erkek konuklarım da olacak. Genelde ilişkilerden ve ilişkilerdeki çıkmazlardan konuşuyoruz. Aslında radikal bir program ve elimizden geldiğince her konuya değineceğiz. Konuşulmayan şeyleri gündeme getirmeye çalışıyoruz.

    - Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer'le birlikte oynadığınız Oyun Atölyesi'yle tiyatro devam ediyor mu?

    Geçen yıl Ermişler ve Günahkarlar'ı oynamıştık. Bu yıl çok yoğun bir dönem. Ben bu yıl oyunda yer almasam da bizim yüreklerimiz hep birlikte. Tiyatronun açılışını birlikte yaptık, üç sezon birlikte oynadık.

    - İzmir’den geldin. Kaç yıl oldu İstanbul'daki yaşamına başlayalı?

    Çok oldu, 1992 sonunda geldim. İstanbul’da ciddi bir mücadele verdim. Hele hiç unutmuyorum ev arıyordum, ekim ayı lapa lapa kar yağıyordu. Paramın yeteceği bir ev bulmam gerekiyordu, suratım donmuştu, bütün evler kümes gibiydi, kalınabilecek gibi değildi. Sokakta hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım.

    - Geçmişte bir evlilik yaşadın ve bir kız çocuğun var bu evlilikten...

    Çok erken yaşta oldu bu evlilik. Kızım Duygu, 19 yaşında. Şimdi Paris’e dil okumak için gitti. İnşallah dil sorununu çözdükten sonra orada sanat okuyacak. Yeğenim de benimle yaşıyor. İki tane çocuğum var diyorum.

    - Sen yalnız kadın olarak mı devam ediyorsun hayatına peki?

    Ben valla yalnızım ve zamanım da olmuyor. Yalnız kadın olarak da keyifli devam ediyorum hayatıma. Evlilik yaşamadım bir daha. Bakalım hayat neyi getirir ya da götürür.

  9. #9
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    Ekranların en çok reyting alan iki dizisinde o var. Avrupa Yakası’nın Fatoş’u, Acemi Cadı’nın Seldası... Oyuncuğuyla insan ruhuna, dişiliğiyle göze hitap ediyor.

    “Her iki dizide de peruk takıyorum. Buna makyaj ve kirpikler de eklenince Şenay olmaktan çıkıyorum. Dişi bir kadın kimliğine bürünüyorum. Bu gerçekten de çok heyevan verici” diyor.

    Biz Şenay Gürler’i Avrupa Yakası’nın Fatoş’u olarak tanıdık. Taktığı peruk ve yaptığı makyajla bir anda “ekranların en seksi kadını unvanının” sahibi oldu. Oysa, Gürler televizyona ilk olarak görüntüsüyle değil, sesiyle girdi. Sinema Televizyon Fotoğrafçılık bölümünü bitirdikten sonra, yönetmen olmak hayaliyle 1992 yılında İzmir’den İstanbul’a geldi. Para kazanmak için seslendirme yapmaya başladı. Filmlerde Julia Roberts, Meg Ryan ve Sharon Stone’a “ses verdi”. Saç boyasından GSM operatörlerine, bankalardan gıda sektörüne kadar birçok reklamın da seslendirmesini yaptı. Ve daha sonra bir anda kendini kamera önünde buldu. Eyvah Kızım Büyüdü, Biz Size Aşık Olduk gibi çok seyredilen dizilerde rol aldı. Avrupa Yakası’yla en çok aranılan oyuncular listesine girdi. Dizilerin yanı sıra sinema ve tiyatroya da transfer oldu. Gürler’i, 17 Kasım’da İlk Aşk filmiyle sinemada, Kocasını Pişiren Kadın oyunuyla ise tiyatro sahnesinde izleyebilirsiniz.

    • Avrupa Yakası’nda da, Acemi Cadı da peruk takıyorsunuz. Sizi peruksuz tanımakta güçlük çektim...
    Birçok kişiden bazen aynı şeyi duyuyorum. Rolüm için bambaşka bir kimliğe bürünüyorum. Saçlar, takma kirpikler takılıyor, makyaj yapılıyor. Şenay olmaktan çıkıyorum. Aynaya bakıp “Hadi Şenay, şimdi çok dişi bir kadınsın. Onun ruhuna bürün” diyorum. Bir anda şuh bir kadın oluyorum. Bu heyecan verici.

    • Gerçekten çok dişi bir kadınsınız. Fatoş yüzünden sokakta hiç tacize uğradınız mı?
    İnsanlar yanıma gelip “Çok beğeniyoruz” diyorlar. Açıkçası Fatoş gibi dişi bir karakter yüzünden ben de tacize uğrayacağımı düşünüyordum. Fakat hiç “kaza” yaşamadım.

    • Peki siz de canlandırdığınız Fatoş karakteri gibi aşk kadını mısınız?
    Evet, aşık olmak duygusunu çok seviyorum. Şu an yalnızım. Çünkü birine vakit ayırmak gerekiyor. Benim ise hiç vaktim yok.

    • Hep güzelliğine düşkün aşk kadınını canlandırıyorsunuz. Bu rolün üstünüze yapışması ürkütmüyor mu sizi?
    Fatoş çok dişi bir karakter. Bazı kadınlar için idol olabilecek bir kadın. Bu karakter yapışabilir. Selda daha farklı bir çılgınlıkta. Aslında iki karakteri de ben farklı yorumluyorum. Genelde Fatoş karakteri gibi teklifler alıyorum. Asıl derdim ağır bir dramada oynamak. Aynı çizgide kalınca sıkışmışlık hissediyorum.

    • Nasıl bir drama olmalı?
    Kendimi bazen çok aç hissediyorum. Gerilim işinde oynamak isterim. Bir katili, şizofreni ya da özürlüyü oynamayı çok isterim.

    • Siz yılların oyuncususunuz. Ama biz sizi sesinizle tanıyoruz. Seyircinin sizi tanıma süreci ise Avrupa Yakası dizisiyle oldu...
    Avrupa Yakası çok iyi bir işti. Ama ben Biz Size Aşık Olduk ve Eyvah Kızım Büyüdü dizilerinde de oynadım ki orada alkolik bir anneyi oynamıştım ve benim en keyif aldığım rollerden biriydi. Avrupa Yakası çok daha uzun sürdü. İnsanların tanıması açısından bazı şeylerin çok uzun soluklu olması gerekiyor galiba.

    • Tanınıyor olmak hayatınızda neleri değiştirdi?
    Şöhret, ün çok ciddi bir tehlike. Hayatınızdaki sınavlardan biri gibi bir şey. Ben şimdi daha çok tanınıyorum ama ben hiç değişmediğimi düşünüyorum. Neysem oyum. Hayat standardım biraz daha yükseldi. Daha fazla para kazanıyorum. O kadar. Şöhret ego şişmesine neden olur. Ben ise sadece sevdiğim şeylere zaman ayıramıyorum.

    • Avrupa Yakası devam kararı mı aldı, yoksa iddia edildiği gibi 100. bölümde bitiyor mu?
    Açıkçası 3 arkadaşımız ayrılınca nasıl dolduracağız yerlerini diye düşündük. Ama yerine gelen arkadaşlar o kadar iyi oynuyorlar ki, sonucu reytingler gösteriyor. O nedenle dizide devam kararı alındı.

    Tiyatro yapmadığım için içim yanıyordu
    • Bu yıl sizin yılınız galiba... 2 dizi, 2 sinema filmi ve bir tiyatro oyunu. 17 Kasım’da vizyona girecek İlk Aşk filmindeki Kısmet nasıl bir karakter?
    Küçük bir kasabada, tuhafiye dükkanı olan bir kadın. Kemal (Halit Ergenç) karakteriyle birbirlerini çok sevmişler ama Kemal başkasıyla evlenmiş. Kısmet’in hayatı evli bir adamı bekleyerek geçiriyor. Kasabanın bütün dedikodularına göğüs gerip aşkının arkasında duruyor. Ama en sonunda aşkın başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulamayacağını fark ediyor. Ah aşk ahh!

    • Ya tiyatro oyunu...
    2 yıldır tiyatro yapmıyordum ve içim yanıyordu. Çok güzel bir teklif aldım. Oyunun adı “Kocasını Pişiren Kadın.” Erdem Akakçe, Devrim Yakut’la oynayacağız. Oyunda iki kadın arasında kalan bir adam ve kadınların durumu anlatılıyor. Kenter Tiyatrosu’nda Kasım’ın üçüncü haftasında başlayacak. Çok heyecanlıyım.

    Güzelliğim genetik galiba!
    • Acemi Cadı’da da sihir gücü olan Selda’yı oynuyorsunuz. Şenay’ın elinde o sihirler olsa ne için kullanırdı?
    Töre, namus cinayetleriyle ilgili bir şey yapmak isterdim. Bunu tam yüreğimden söylüyorum. Ama sadece bireysel bir cevap vermem gerekiyorsa beni çok heyecanlandıran bir projede başrol oynamak isterdim.

    • Kendinize nasıl bakıyorsunuz?
    Cildimi temiz tutmaya çalışırım. Eve gider gitmez yıkarım. Temizleme sütü, tonik ve nemlendirici sürerim. Bence en önemli şey bu. Yağlı şeyleri yemem. Kızartma sevmem. Meyve ve sebze severim. Bol su içerim. Spor bile yapamıyorum. Irsi herhalde.

  10. #10
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri

    KİMSE BENİ YARGILAYAMAZ !!



    * Dizide Fatoş'un kendinden küçük Tanrıverdi ile yaşadığı aşkın benzerini gerçekte sizden 15 yaş küçük Güvenç Güneş ile yaşıyorsunuz...

    Evet ama özel hayatımla ilgili konuşmayı sevmiyorum. Maalesef son bir aydır hep bunlarla konuşuluyorum magazin basınında. Fazıl Say benim arkadaşım. Onunla Q Jazz Bar'da görüntülenmem nedeniyle inanılmaz yazılar yazıldı. Özel hayatım kimseyi ilgilendirmez. Ben kimsenin özel hayatını merak edip sormuyorum. Benim hayatım işle ev arasında geçiyor genellikle. Arada da ne yaşıyorsam yaşıyorum.

    YAŞIN ÖNEMİ YOK

    * Dizinin bir bölümünde oğlu kendinden yaşça büyük Yaprak'a aşık olunca Fatoş dünyayı ayağa kaldırıyordu. Siz bu durumda kalsanız Fatoş'un verdiği tepkiyi verir miydiniz?

    Hayatın ne kadar süreceğini, yarın var olup olmayacağınızı bilmiyorsunuz. Yaşıtınız ya da çok olgun insanlarla çok iyi başlıyorsunuz ilişkilere ama gitmiyor. Ben kimseyi yargılayamam. Kimsenin beni yargılamasına da izin vermiyorum. İsteyen istediği kadar konuşabilir. Benim ne yaşadığımı kim bilebilir ki? Benim özelimde ne hissettiğimi, hayatımı hiçbir şekilde bilemezler. Yaş çok önemli değil. Fatoş'un tavrını gösterir miydim bilmiyorum. Tabiki insan çocuğuna korumacı davranır ama çok da saygı da duyardım. Ve o ilişkinin samimimiyetine de inanıyorsam sonuna kadar desteklerdim.



    'Avrupa Yakası'nın senaryosunu okuduğu andan itibaren gülmeye başladığını belirten Gürler, Burhan'ın 'efenim' ve 'bebişim' gibi repliklerinin günlük hayatta diline yerleştiğini söylüyor ve ekliyor: "Fatoş rolünden memnunum ama Makbule karakterini de canlandırmak isterdim. Çok eğlenceli, dişi ve güzel bir rol. Gerçi Hasibe Eren o role çok güzel oturuyor. Ben onun kadar başarılı olamazdım. Erkek olsaydım da kesinlikle Burhan'ı oynamak isterdim."

    sabah gazetesinden alıntı

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. Faruk Gürler Biyografisi
    Konuyu Açan: Biyografi, Forum: Biyografiler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12-20-2008, 03:58 PM
  2. Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj : 11-01-2008, 01:24 AM
  3. Şenay Gürler (Fatoş) Resimleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:49 AM
  4. ŞENAY GÜRLER özgeçmiş
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:48 AM
  5. Sarp Apak (Tanrıverdi) Röportajları , Haberleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:48 AM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.