+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 1 2 SonuncuSonuncu
Toplam 14 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

  1. #1
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    Hale Caneroğlu/mavi yeşil light röportajı



    İlk konuğumuz, sürekli Ülker Mavi-Yeşil Light ürünleri kullanan ve sağlıklı yaşam parolası ile hayatına şekil veren bir dizi oyuncusu:
    Randevu yerimiz, sanatçının bağlı olduğu Etiler?deki Yüzdeyüz adlı ajansın bürosu. Akşam saatlerinde ajansa vardığımızda bir mangal partisi ile karşılaşıyoruz. Şişler gidiyor, tavuklar geliyor...


    Hale yoğun bir gün geçirmiş ve biz ajansa vardığımızda henüz hazırlanıyor. Lobide bizi çok sıcak bir hanımefendi karşılıyor ve kendisiyle sohbet ediyoruz. Çok içten ve samimi olan bu hanımefendinin Hale'nin annesi olduğunu öğreniyoruz. Sohbet arasında nihayet Hale de hazırlanıp geliyor. Aynen dizideki gibi cıvıl cıvıl ve güleryüzlü. Güneş batmak üzere olduğu için ilk olarak ajansın bahçesinde fotoğraf çekimini yapıyoruz. Söyleşimiz içinse ajansın üst katındaki Hale'nin odasını tercih ediyoruz.
    Her ne kadar reklamlardan tanısak da, birçok ünlü gibi sizin de yıldızınız Avrupa Yakası'ndaki Yaprak karakteri ile parladı. Hale Caneroğlu nasıl Yaprak oldu?

    Avrupa Yakası öncesinde 1,5 yıllık reklam oyunculuğu deneyimim vardı, bu sayede yüzüm bir hayli tanınmıştı. Yani bir isim olmamıştım ama yolda görenler "Acaba bu kız kim, bir yerlerden tanıyoruz?" diye bakıyorlardı. Bu bana bir yapımcının dizide rol verebilme şansını artırdı. Bu arada Doritos reklamlarından Gülse Birsel beni izlemiş zaten ve Yaprak karakteri için zaten hep beni düşünmüş. "Yaprak Doritos'taki kız" diye yönetmenin başını yemiş. Yönetmen benimle daha önce çalışmasına rağmen, "Allah Allah bu kız kimdi?" diye bir türlü çıkaramıyormuş. O sırada, ben bu dizinin görüşmesini başka bir arkadaşımdan öğrendim. Yönetmeni de tanıdığım için direk yönetmeni aradım. "Bana göre bir rol var mı, ben görüşmeye geliyorum" dedim. Ben öyle deyince, birden yönetmen "İnanmıyorum, o sendin" dedi. Hemen anladım bana cuk oturan bir şey var orada. "Hemen yarın gel" dedi. Plato Film'de Sinan Çetin'in ofisine gittim. Birçok kişiyle görüşmeler yapılıyor ve Gülse Birsel de görüşmelerde bizzat bulunuyordu. İçeri girdim ve elimi sallayarak yine deli dolu halimle "Merhabaaaaa!" dedim.



    Ama şu var kafamda; nasıl olsa olmayacak, nasıl olsa yine başka birine verecekler, ünlü birine verecekler. Tanıdığım da yok! İlk defa çok vurdum duymaz bir şekilde görüşmeye girdim. "Olursa olur, olmazsa olmaz" düşüncesiyle çılgın bir şekilde girince Gülse Birsel bana şöyle bir baktı, önüne döndü ve tekrar bana baktı. Tekrar bakınca anladım. "Tamam, rol benim" dedim içimden. Çünkü, Gülse'nin o karakteri gördüğünü gördüm yüzünde.

    Belki de bu rahatlığın sayesinde rolü almışsındır. Gerçi, daha öncesinden Gülse Birsel'in bu rol için seni düşündüğünü söylemiştin.

    Yaprak karakteri benim ilk oynayabileceğimi düşündüğüm karakterlerden biridir. Tam cici, sevimli, tatlı kız bana ilk verilebilecek rollerden biriydi. Çok şanslıyım ki, o da Avrupa Yakası gibi bir projede nasip oldu. Çok iyi bir ilk adım attım.

    Peki. Yaprak ne kadar Hale? Veya tersten sorarsak, Hale ne kadar Yaprak?

    Oynadığınız her karakter aslında birazcık sizden izler taşıyor. Siz de o koşullarda yaşıyor olsaydınız ve o ilkelere sahip olsaydınız; nasıl biri olurdunuz? Ben bu ilke ile oynamaya, canlandırmaya çalışıyorum o karakteri. Hale ile Yaprak'ın bir çok ortak yanı var; Hale de rengarenk, pozitif birisi. Yani sevimli, samimi olduğumu düşünür herkes. Sanırım bu yanımız çok ortak. Böyle bıcır bıcır, yerinde duramayan enerjik bir insanım. Çılgın derler, deli kız derler. Benim de tersim çok pistir.

    Yaprak gibi şeçimim yoktur. Yani, özel hayatımda Volkan gibi seçimim... İlişkilere bakışım Yaprak gibi değildir.

    Yaprak, salak denilecek derecede saftır. Ben öyle olmadığımı düşünüyorum. Öyle olsa zaten buralara gelemezdim. Yaprak kadar takıntılı bir insan değilim. O takıntılı inançlarıyla yaşayıp, her şeye bunlarla yaklaşıyor. Ben daha esnek yaşıyorum. Sahip olduğum her ilkeyi, her şeye rağmen daha esnek tutmaya çalışıyorum.

    Dizide Yaprak karakterine sizin katkınız oluyor mu? Giyim tarzı farklı, saçları çok ilginç.

    Bununla ilgili çok soru geliyor. Bunda benim el emeğim çok var. Ben çok iyi bir moda editörü olurmuşum. Gülse bunu hep söyler bana. Kendim çok iyi kombinasyonlar yaratıyorum. Kuaförüm ve kostümcüm çok iyi, her şeye birlikte karar veriyoruz.

    İnsanlar beni televizyonda izleyip, resmimi çekiyor ve kuaföre "Benim saçımı böyle kes" diyorlarmış. Mesela bu saçımın adı Yaprak Saçı. Benim giydiklerimi gidip satın alıyorlarmış, benim yaptıklarımı yapıyorlarmış. Bunlar hoşuma gidiyor, çok gurur verici bir şey.

    Çok duygulandığım bir şey oldu. Bir baba, Plato'da bir tanıdığı varmış ve benim numaramı bulmuş. Beni aradı ve "Benim kızım oyuncu olmak istiyor ve sizi örnek alıyor. Sizinle ilgili her şeyi biliyoruz. Kızım sizin gibi birini örnek aldığı için çok mutluyum, içim çok rahat" dedi. Bizim gelenek göreneklerimizde artist olmayı istemek, çok aykırı bir istek. Anne babaya zor kabul ettirilir ama kız beni örnek aldığı için babası kabul etmiş. Bu çok güzel, çünkü Türk aile yapısında babalar kızının oyuncu olmasını pek istemez.

    Sosyal yaşamında seni Yaprak olarak görüp, ona göre davrananlar çıkıyor mu?

    Çok sıkça karşılaştığım şey, restoranlarda vejetaryen mönüsü vermeye çalışmaları. Ben de ısrarla vejetaryen olmadığımı söylüyor ve "Bana et balık mönülerini getirin" diyorum. Onun dışında, dizide Volkan ile birlikte olduğum dönemde beni dışarıda gören biri "Yaprak! Volkan nerede?" diye beni azarlamaya kalktı. Espriyle karışıktı muhtemelen. Ciddi olmadığını düşündüm ve "Evde çocuklara bakıyor" diye cevap verdim.

    Sesinin çok güzel olduğunu ve müzikle ilgilendiğini biliyoruz. İleride albüm yapmak gibi bir projen, bir düşüncen var mı?

    İstanbul Gelişim Orkestrası projesindeyim zaten. Büyük bir proje. Onun altından kalkabilmek ve onlara layık olabilmek zaten yeterince zamanımı alıyor. Sürekli kendimi yetiştirmek zorundayım. Onun dışında, inşallah 1-1,5 yıl içinde Atilla Özdemiroğlu ile beraber düşündüğümüz bir proje var. Şu an konsepti tam belli değil. Daha çok müzikalimsi, şov ağırlıklı ve albümü de olacak bu projenin. Yani, bu bir pop albümü değil.

  2. #2
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    Röportajın devamı

    Son hedef olarak müzikal tarzı bir şey mi düşünüyorsun?

    Benim en çok zevk aldığım şey sahnede şarkı söyleyip, oyun oynamak. Orada tamam diyorum.Hiç bir şeyde aklım kalmıyor.

    Avrupa Yakası'na başvururken "Yine bana vermezler bu rolü, ünlü birine verirler" dedin. Daha önce böyle bir tecrüben oldu sanırım? Üstelik de bunun için Amerika'dan Türkiye'ye döndüğünü ve okulunun mezuniyet törenine katılamadığını duyduk.

    Amerika'daki hocalarım "Sakın kaçırma. Boş ver, mezuniyet törenini görmene gerek yok. Bu rol, senin için çok uygun bir rol" dediler. Ben hocalarıma "Burası Türkiye. Ben ünlü değilim, bu rolü bana vermezler" dedimse de onlar, "Bu bir kumar, oyna" diye ısrar ettiler. Yalnız iyi ki olmamış. Çünkü yabancı versiyonundan çok farklı oldu. Karakteri de çok farklı hale döndürdüler. O yüzden, olmadığına çok sevindim.

    Hedeflerini önceden koymuşsun ancak Radyo-Televizyon ve Sinema bölümünden önce İşletme okumuşsun. İşletme'yi niye tercih etmiştin?

    Lisede herkesin hazırlandığı gibi üniversiteye hazırlandım. İşletme makbuldür deyip yazdım ve Galatasaray Üniversitesi İşletme bölümüne girdim. Aslında televizyoncu olacağım diyordum ama bize sürekli "İşletme en iyi bölüm. İşletme'den mezun olun, her işi yaparsınız" dediler.

    Yani bilinçsiz bir seçimdi?

    Aynen öyle, bilinçsiz bir şekilde İşletme'ye girdim. Okul içinde İşletme'yi istemediğimi hemen anladım ve biraz araştırma yapıp bilinçlenince dikey geçiş yaptım. Notları tutturmak çok zor oldu tabii. Radyo Televizyon okudum ve son sınıfta yönetmen olmaya karar verdim.



    Oyunculuğa geçişin nasıl oldu? Başından beri konservatuvarda okumak istediğini biliyoruz.

    Lisede bir ara oyunculuk çok istedim, ailem izin vermedi. Müziğe tamam dediler ama oyunculuğa hayır dediler. Şimdi hala şaşırıyor annem, "Nasıl oldu da biz izin vermedik" diye. Ama o dönemde benim geleceğim adına kaygılandılar; kadın olarak çok zor, yapamam diye o zaman hayır dediler. Ben de haldır haldır ÖYS'ye hazırlandım. Daha sonra, kendi yolunu kendi belirleyen bir çocuk olmaya başladıktan sonra annem tüm desteğini verdi. Yani yönetmen değil, oyuncu olmaya karar verdim.

    Üniversiteyi bitirdiğimde 25 yaşımdaydım. Konservatuvarlar 25 yaşından sonra almıyorlar. Burada özel okula para vereceğime gider yurtdışında veririm dedim. Annem de destek oldu ve dünyada en iyi eğitim alabileceğim şekilde Amerika'da eğitim aldım.

    Oyunculuğun sırasında Radyo-Televizyon ve Sinema okumanın faydalarını gördün mü? Kamera arkasını bilmen oyunculuğuna nasıl etki etti?

    Bir kere ekiple uyum açısından önemli. Işığı nasıl alabileceğimi biliyorum, çekimler uzadığında veya reji grubu, yönetmen bizden bir şey istediğinde, beklememiz gerektiğinde şikayet etmiyorum. Çünkü ben de okurken 2,5 yıl reji asistanlığı yaptım. Kamera arkasında olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum, kameraları kontrol edebiliyorum. Böyle çok avantajı var tabii ki.

    Almanya'da dünyaya geldin. Ortaöğrenimini Samsun Anadolu Lisesi'nde tamamladın. Ne zaman Türkiye'ye dönüş yaptın? İlkokulu orada mı bitirdin?

    İlkokulda Almanya'daydım. İlkokul 4.sınıfta Türkiye'ye döndüm.

    Ailen hep sanatçı bireylerden oluşuyor. Ağabeyin de müzisyen. Sanatçılığının genlerinizde olduğunu düşünüyor musun?

    Düşüncesi değil, ispatı var. Anne de baba da resim yapar, anne-baba da şarkı söyler, anne-baba da zaten sahnede tanışmış. Baba yönetiyormuş oyunu, anne başrol oynuyormuş. Yani hiç tartışılmaz bir şey, anne ile babanın yapamadığını çocukları yapıyor şu anda. Yani annem de müzisyen olmak istemiş. Babam zamanında burada akademiye birincilikle kabul edilmiş. Dedem izin vermediği için katılamamış. En büyük hayali oyunculuk okumakmış. Yani bunların genetik olduğu tartışılmaz.

    İnternette sizin için yazılan yazılarda "güzellik abidesi", "yüce insan", "dikkate değer ellere sahip", "inanılmaz güzel masaj yapan", "şirinlik muskası" gibi ifadeler kullanılmış. Bunları okuyunca neler hissediyorsunuz?

    Gülüyorum. Aslında bunlara çok fazla değer vermemeye çalışıyorum. Çünkü bunlara çok değer verdiğinizde kötü yazılanlara da çok değer vermiş oluyorsunuz. Sadece bunlara "İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor? Nasıl fikirleri var?" gözüyle bakmaya çalışıyorum. Kimi zaman gülüyorum, kimi zaman çok hoş şeyler oluyor, hoşuma gidiyor. Çok ilginç, benimle alakası olmayan şeyler de yazılıyor. Muhtemelen beni sevmeyen, benden hoşlanmayan biri bunu yazdırmış diyorum. Ben mümkün olduğu kadar insanların benim hakkımda ne düşündüğünü umursamadan ve önemsemeden yaşamaya çalışan bir insanım. Yani kendi doğrularımla kendim için her şeyi yapıyorum. İnsanlar benim hakkımda iyi ya da kötü, negatif ya da pozitif her şeyi düşünmekte serbestler. O yüzden de kimseyi yargılamamaya çalışıyorum.

    Etkilendiğiniz veya yazılanlara göre hareket ettikleriniz oluyor mu?

    Saçma sapan şeyler de yazılıyor bazen, onlar etkilemiyor. Gerçekten iyi bir eleştiri, yapıcı bir eleştiri gelmişse o eksik yanımın üzerine gidip onu tamamlamaya çalışıyorum. Tabii, tamamen kasıtlı, kendi egosal sorunlarını tatmin etmek adına orada negatif bir şey yazılmışsa onu hiç umursamıyorum.

    Diyetle, daha doğrusu sağlıklı yaşamla aranız iyi...

    Evet, sağlıklı yaşamla aram iyi. Genelde beslenme biçimim insanların diyetine giriyor.

    Bu anlamda yaptığınız bir diyet programı var mı? Şunu yemeliyim, bunu yapmalıyım gibi.

    Ben o süreci atlattım. Bunu yapmamalıyım, şunu yapmalıyımlar artık doğal yaşamımın bir parçası haline geldi. Ben çok iştahlı ve yemeyi çok seven bir insanım. Yaşım itibariyle de yediğim her şey yaramaya başladı artık. O yüzden bir şekilde kontrol etmeye çalışıyorum. Mesela, doğal olarak yapmayı sevdiğim sabah kahvaltım, doktorların diyette verdiği kahvaltılar; bir dilim kızarmış kepek ekmeği, üzerine ne arzu edersem ve bir bardak gerçek yeşil çay. Bu benim fiks sabah kahvaltımdır.

    Onun dışında bol su içerim. Karbonhidratla proteini karıştırmamaya çalışırım. Elimden geldiğince haftada bir-iki kez kendimi ödüllendiririm. Yağlı ve ağır yiyecekler yememeye çalışırım. Çünkü göze hitap eden bir iş yapıyoruz. Bu şekilde kendimi kontrol etmek zorundayım.

    İnternet ile çok iç içesiniz ve diyet ürünlerle aranız çok iyi. Ülker Mavi-Yeşil Light Web Sitesi ziyaretçilerine neler söylemek istersiniz?

    Ülker Mavi-Yeşil Light ürünleri, diyet yapan insanların hayatın kolaylaştıran ürünler diye düşünüyorum. Şu bisküvinin tarçınlısı elmalısı var. (Getirdiğimiz Ülker Mavi-Yeşil Light Hediye Paketi'nde söz konusu ürünü arıyor ve buluyor) İşte burada! Onu çok seviyorum.

    Bunlar sürekli kullandığım şeyler. Zaten sürekli diyet reyonlarından alışveriş yapıyorum. Siz benim alışveriş sepetimi görseniz çok gülersiniz. Her şey 'light'tır. Kasiyerler görünce, "Şimdi anlaşılıyor, niye böyle zayıf ve zinde olduğunuz" diyorlar.

    Bu tür ürünler ilk zamanlar insanlara tatsız tuzsuz gelebilir ancak bir müddet sonra bunlar lezzetli, diğer ürünler ağır gelmeye başlıyor.

    Çok teşekkürler. Başarılar diliyoruz.

    Ben teşekkür ederim

  3. #3
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    "Sevdiğim parçaları söylemek için grup kurdum"

    "Avrupa Yakası"nın Yaprak'ı Hale Caneroğlu dizide Hande Yener şarkıları söylese de yeni kurduğu grubuyla sahnede müzikal parçalarını seslendiriyor

    ELİF BERKÖZ


    Hale Caneroğlu "Henüz caz şarkıcısı adayıyım. Haşa, Sibel Köse varken 'Ben çok iyi caz söylerim' demek ayıp olur" diyor. "Avrupa Yakası"nda Yaprak'ı canlandıran oyuncu kendi sevdiği parçaları söylemek için kurduğu Hale Caneroğlu Cover Project ile ilk konserini geçen ay Jazz Cafe'de verdi. Şimdi sıra 7 Nisan'dakinde. Oyuncu sahnede jazzy (cazı andıran) ve 1980'lerin disko parçalarını söylüyor. "Bu iş kilometre işi. Sahnede kilometre yaptıkca ustalaşacağım. Ekipçe 10 üzerinden 10 almayız ama iyi bir performans sergileyeceğiz" diyor.
    Çekimler elverdiğince ayda bir Jazz Cafe'de sahneye çıkmayı planlayan oyuncu İstanbul Gelişim Orkestrası'nın da solisti. Onlar kendisini kovuncaya kadar gruptan vazgeçmeyeceğini söylüyor ve ekliyor: "İstanbul Gelişim'le şarkı söylemek büyük bir ayrıcalık."
    Hale Caneroğlu röportaja mini eteğiyle geldi. Sorulara geçmeden önce kepekli tost siparişi verdi. Yani kıyafetiyle ve sağlıklı yemek seçimiyle tıpkı Yaprak. Güler yüzü ve sempatikliğiyle de öyle.

    Sinema okumuşsunuz. Müzik hayatınıza nasıl girdi?
    Galatasaray Üniversitesi Sinema TV Bölümü'nü bitirdikten sonra yönetmen olmak istemediğime karar verdim. "Kamera arkasında durdukça önündekileri hep kıskanacağım" dedim ve au-pair olarak New York'a gittim. Bir yıl çalıştıktan sonra The Neighborhood Playhouse tiyatro okuluna girdim. Okulda çok iyi bir müzikal hocasıyla çalışma imkanı buldum. Ama ne nota ne de solfej eğitimi aldım.Yalnızca şan eğitimi gördüm. Orada rol aldığım iki oyun sayesinde müzikal oyunculuğuyla ilgili ciddi tecrübelerim oldu. Türkiye'ye dönünce rahmetli Melih babamla (Kibar) tanıştım. Onun yardımlarıyla İstanbul Gelişim'le çalışmaya başladım.

    "Dizide sesimi değiştiriyorum"

    Neden kendi grubunuzu kurdunuz? İstanbul Gelişim Orkestrası'nın repertuvarının dışına mı çıkmak istediniz?
    Evet. Çünkü İstanbul Gelişim'in repertuvarı yabancı popüler parçalar ağırlıklı. Hale Caneroğlu Cover Project orkestranın tarzına uygun olmayan ama benim çok sevdiğim parçaları söylemek için kuruldu. Grubun repertuvarı jazzy (caz havalı) müzikal parçalarla dolu. 1980'lerin yabancı disko parçalarına da yer veriyoruz.

    Grubu nasıl topladınız?
    Şanslı bir kızım çünkü abim müzik piyasasında saygı gören bir müzisyen: Hakan Caneroğlu. Şu anda da Sibel Tüzün'ün Eurovision parçası üzerinde çalışıyor. Onun sayesinde müzisyen toplamam kolay oldu. "Abisi gibiyse bu kızda iş vardır" diyerek bana sahip çıktılar.

    "Avrupa Yakası"nda Hande Yener'den şarkı söylediğiniz de oluyor. Jazz Cafe'deki programınızın repertuvarına bir Hande Yener parçasının girme ihtimali nedir?
    Jazz Cafe sahnesinde Türkçe parça söylemeyeceğim. Pek fazla Türkçe pop müzik dinlemiyorum. Hande Yener'in parçasını dizi için ezberlemiştim. Söylerken parçayı katlettim ne yazık ki. Yaprak çocuk gibi konuşan bir tip. O yüzden dizideki şarkıları onun sesine uydurmaya çalışıyorum. Benim sesim daha kadife ve esli bir ses.

    "Şimdi sıra müzikalde"

    Siz Jazz Cafe'den önce Hayal Kahvesi'nde de sahneye çıktınız. Rock bar solistliğini neden bıraktınız? Sevmediniz mi?
    Rock bar solistliği bana göre değildi. Çünkü sahneye geç çıkıp geç iniyorsunuz. Jazz Cafe çok daha bana göre bir mekan. Gelenler içkileri ellerinde, sakin sakin masalarda oturuyor. Bağırmanıza gerek kalmadan, müziğin tadını çıkararak şarkı söyleyebiliyorsunuz.

    Birini seçmeniz gerekse bu hangisi olurdu? Dizi oyunculuğu mu, şarkıcılık mı yoksa müzikal mi?
    Müzikalde aldığım heyecanı ne kamera karşısında ne de bir bar sahnesinde alabiliyorum. Başka hiçbir şey için iyiyim demem ama ben iyi bir müzikal oyuncusuyum. Her hafta çok önemli bir kadroyla "Avrupa Yakası"nda oynuyorum. Bunun şımarıklığıyla bazen "En çok müziği seviyorum" diyebiliyorum. Ama oyunculuk yapmazsam çok özlerim seti. Oyunculuk yanımı tatmin ediyorum. Müzik yanımı tatmin etmek içinse İstanbul Gelişim Orkestrası ve grubum var. Şimdi sıra müzikal yapmakta.

    "Atilla Özdemiroğlu ile üzerinde çalıştığınız proje müzikaldir" sonucunu çıkarabilir miyim buradan?
    Melih baba ile temellerini attığım, müzik babam dediğim Atilla Özdemiroğlu ile devam ettiğim projenin bitimine az kaldı. İçeriğini onun izni olmadığı için anlatmıyorum. Atilla Özdemiroğlu'nun yer aldığı bir projenin ne olacağını tahmin etmek güç değil aslında.

    "Vejetaryen mönümüz yok diye özür diliyorlar"


    Yaprak ile Hale birbirine benziyor mu?
    Yaprak kadar takıntılı olmasam da Doğu felsefesine ilgim var, yoga yapıyorum. Vejetaryen değilim. Yaprak da ben de sinirlenince çekilmez oluyoruz. İkimiz de deli doluyuz. En komiği, beni günlük yaşamda görünce "Hiç öyle saf salak biri değilmiş, cin gibi kızmış" demeleri. Karakterle beni öyle özdeşleştiriyorlar ki bir restorana gittiğimde utana sıkıla "Kusura bakmayın vejetaryen mönümüz yok" diyorlar.

    Dizide bir moda editörünü canlandırıyorsunuz. Pek çok kişi kıyafetlerinizi takip ediyor. Çekimlerde ne giyeceğinize ne kadar müdahale ediyorsunuz?
    Kıyafet hayattaki en büyük zaafım. Bütçemin büyük bölümünü kıyafetlere harcıyorum. Setteki arkadaşlarım bana engel olmaya çalışıyor ama nafile. Küçükken de modacı olmak istiyordum. Dizinin kostüm sorumlusu Kerem Bozok, Yaprak karakterinin kostüm sponsoru ise Top Shop. Ayakkabılar Hotiç ve Puma'dan geliyor. Ne giyeceğime müdahale ediyorum ve kombinasyonlara kendim karar veriyorum. Ben de Yaprak gibi mini etekle rengarenk çoraplar giymeyi severim.

    Sizin fotoğrafınızla kuaföre gidip saçlarını Yaprak gibi boyatmak ve kestirmek isteyenler var...
    Ekrandan fotoğrafımı çekip "Yaprak kızılı istiyorum" diyenler varmış. Kariyerimin akışını değiştiren adam Tarabya Essential'dan Özgür Ataş'tır. Üç-dört yıl önce reklamlarda oynamak için ajanslara kayıt olmuştum ama bir türlü teklif almıyordum. O dönem saçlarım sarıydı. Özgür'ün saçımı kızıla boyamasından sonra 13 tane reklam çektim. Ve Yaprak'ı oynama teklifini aldım.

  4. #4
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    ABD'de dadılık bile yaptım





    Ekranın ilgiyle izlenen dizisi ‘Avrupa Yakası'nda ‘Yaprak' karakteriyle sevilen Hale Caneroğlu, aynı zamanda şarkıcılık da yapıyor. Oyuncu olmadan önce dadılık bile yaptığını söyleyen Caneroğlu, kendisini şöyle anlattı.

    ‘Galatasaray Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümü'nde okurken cep harçlığım için reklam filmlerinde minik roller aldım sonra bazı reklamlarda ön planda oynadım. 1992'de ABD'ye gittim. Biri yedi, diğeri onbir yaşındaki iki çocuğa bir sene dadılık yaptım. Konservatuvarda oyunculuk bölümünde okudum. İngilizcemi geliştirdim. Orada çocuklarına baktığım aile bana destek oldu. Master yaptım. 2002'de İstanbul'a döndüm. 1.5 yıl dizilerde oynamak için çabaladım. Avrupa Yakası'nın kadrosuna kendi çabalarımla girdim.'

    Gülse Birsel'in kendisini keşfettiğini ifade eden Caneroğlu, ‘Ben Türk insanının fiziksel yapısına uygun bir tip değilim. Diziye Batılı, uç bir karakter gerekliydi. Yaprak rolü böyle ortaya çıktı. Gülse Birsel benim hayatımı değiştirdi. Ona çok şey borçluyum. Maddi olarak da rahata çıktım' diye konuştu. İki yıldır istanbul Gelişim Orkestrası'nın solistliğini yapan Caneroğlu, yakında bir albüm çıkaracak.

  5. #5
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    Seçtiği kıyafetler kişiliğinin yansıması. Rahat, rengarenk, enerjik ve cıvıl cıvıl...
    Seksi ama sevimli!
    Hale Caneroğlu, Avrupa Yakası'nda canlandırdığı uçarı kız Yaprak'ın giyim tarzını, uyumsuz ya da çok iddialı kıyafetleri ve aksesuvarları bir araya getirmek olarak özetliyor. Benzer karakterde olmasına karşın kendi tarzını daha sade olarak nitelendiriyor

    HAZIRLAYAN: Müjgan KULLE

    Kısa kızıl saçları, çakmak çakmak bakan gözleri, sevimli gülüşü, deli dolu tavırları ve tabii ki kendine özgü giyim tarzıyla dikkat çeken Hale Caneroğlu ile birlikteyiz bu hafta da... Avrupa Yakası'nda "Moda Editörü Yaprak" karakteriyle karşımıza çıkan Caneroğlu ile televizyon dünyasına girişinden çılgınlıklarına, projelerinden özel yaşamına ve tabii hem kendisinin hem de Yaprak'ın modaya bakışına uzanan birçok konuyu gündeme getirdik:
    * Sizi Avrupa Yakası'ndaki deli dolu Yaprak karakteri ile tanıdık... Ya ondan öncesi?
    - Ondan öncesi de, deli dolu Hale aslında! İçinden geldiği gibi yaşamaya çalışan, hayallerinin peşinde hiçbir engel tanımadan koşan bir deli kız. Annem bile yüzünde memnun bir ifade ile "deli kız" der bana. Ama benim deliliğimi çılgınlıkla karıştırmamak lazım.

    MACERALI YAŞAM
    * Oyunculuk nerden esti?
    - Galatasaray Üniversitesi STV Bölümü son sınıf öğrencisi iken yönetmen değil oyuncu olmaya karar verdim. 6 yıllık eğitimi çöpe atmamak ve anneme kalp krizi geçirtmemek adına okulu bitirip diplomamı aldım. Ama bu arada Amerika'ya gitmeye karar vermiştim. Yeni mezun birisine gelebilecek en iyi 3 iş teklifini de arkadaşlarıma yönlendirerek geri çevirdim ve "Dadı" olarak New York'a gittim. O zaman da "deli bu" dediler, "artiiiz olacakmış" diye de güldüler. Şimdi ben gülüyorum.
    * Sonra?
    - Sonrası... Çok büyük maddi ve manevi zorluklarla 2 yıllık oyunculuk master'ını dadılık yaparak tamamladım ve bir dizinin başrol teklifiyle İstanbul'a döndüm. Rolü tabii ki meşhur birine kaptırdım. Mücadele yorgunu olduğumdan ve yalnızlıktan da çok sıkıldığım için Amerika'ya da dönmedim.

    REKLAMLARDAN
    * Sanırım reklam sektörüne girdiniz...
    - Evet. İstanbul'da kendimi çok daha büyük bir mücadelenin içinde buldum. Maddeten ve manen çok zor bir yıl geçirdikten sonra yavaş yavaş işlerim reklam sektöründe açıldı. Takip eden yıl içinde rekor kırdım, 16 reklam filmi çektim. Hatta reklam yıldızı ilan edildim. O reklamlar da beni Avrupa Yakası'na götürdü.
    * Diziye Gülse Birsel tarafından önerilen isil olmuşsunuz.
    - İsim demiyelim. Yanlış olur. O zamanlar henüz isim değildim. Gülse beni Doritos reklamlarında izlemiş ve ''Yaprak, doritos reklamlarındaki kız'' demiş. Ama yönetmen tanımasına rağmen çıkaramamış. Avrupa Yakası'nın görüşmelerini ben tesadüfen bir arkadaşımdan öğrendim. Ve yönetmen Hakan Algül'ü aradım. 'İnanmıyorum! Hemen gel görüşmeye.' dedi. Böylelikle onlar beni ararken, ben onları bulmuş oldum. Çok da iyi oldu. Böyle bir ekibin içinde olmak çok büyük bir şans.
    * Bu işin üstadlarıyla çalışmak nasıl bir duygu gerçekten?
    - Gazanfer Bey ve Hümeyra gibi ustalarla aynı seti paylaşmak 10 konservatuar diplomasına bedel. Kendimi hiç çalışıyor gibi hissetmiyorum. Çünkü çok eğleniyoruz.

    YAPRAK VE HALE
    * Yaprak karakteri Hale Caneroğlu'ndan neler taşıyor?

    - Yaprak karakteri tabii ki bana çok uygundu çünkü aynı enerji boyutundayız. Ben de deli dolu, enerjik, cıvıl cıvıl ve pozitif bir insanım. Ama Yaprak bana göre daha çocuksu ve aptallığa varan bir saflığı var. Çünkü çok temiz kalpli. Tabii bu kadar ortak noktamız olunca Hale'den de Yaprak'a çok şeyler kattık.
    * Neler mesela?
    - Mesela benim tersim, sinirli halim çok pistir. Bunu Yaprak'a da taşıdık. Rengarenk giyinmeyi severim. Siyahtan nefret ederim. İkimiz de Uzakdoğu kültürüne meraklıyız. Yalnız ben reiki yahut enerji alma işlerine inanırım ama bilmem.

    KOSTÜM SEÇİMİ
    * Dizideki kıyafetlerinizi kendiniz mi seçiyorsunuz?
    - Kostüm sorumlumuz Kerem Bozok'la beraber yapıyoruz o işi aslında. Kerem benim neleri sevip neleri sevmediğimi çok iyi anladı. O yüzden işim çok kolay. Ve son 5 bölümdür 'TOPSHOP' Yaprak'ın sponsoru olunca işimiz iyice keyiflendi. Aslında bazen gayet sade kıyafetler seçiyoruz ama altına pek kimsenin giymeyeceği çok renkli ve cafcaflı bir çorapla bunu Yaprak'a uyduruyoruz. Çok sevildi kıyafetler. İnsanlar Topshop'a girip Yaprak'ın giydiği şu tişört ya da etek diye alışveriş yapıyormuş.

    MODAYA BAKIŞ
    * Hale ve Yaprak'ın modaya bakışları nasıl? Hangi tarzdan ve hangi renklerden hoşlanıyorlar?

    - Yaprak'ın herkesten farkı, aslında uyumsuz ya da çok iddialı dediğiniz kıyafetleri ya da aksesuvarları bir araya getirmesi. Ona çok yakışıyor böyle çılgınlıklar bence. Ben de eskiden bu kadar abartırdım aslında.
    * Ya şimdi?
    - Şimdi daha sadeyim. Tabii başkalarıyla karşılaştırılırsa yine de çok renkli ve canlı giyinirim. Koyu renkleri sevmem. Giyersem de mutlaka renkli bir aksesuvarla süslerim. Arkadaşlarım biraz deli dolu giyindiğimi, ama çok da güzel taşıdığımı söylerler. Eee takdir onların.
    * Peki Hale'nin gardırobunda en dikkat çeken eşya nedir?
    - Rengarenk ayakkabılar.
    * Alışveriş çılgınlığınız var mı?
    - Sizce var mı?(Gülüyor)
    * Peki kişiliğiniz giyiminizi ne derece etkiliyor?
    - Bence seçtiğim kıyafetler kişiliğimin bir yansıması. Rahat, rengarenk, enerjik ve cıvıl cıvıl. Seksi ama sevimli (gülüyor)!!!

    MÜZİK VE OYUNCULUK
    * Aynı zamanda İstanbul Gelişim Orkestrası'nda solistsiniz... Oyunculuk mu, müzik mi desem?
    - Evet, İstanbul Gelişim Orkestrasındayım. Hatta İzmir'de üç konserimiz oldu. 2 yıldır yeni yıla İzmir'de Crown Plaza'da giriyoruz. Ve çok da keyif alıyoruz. Bence İzmir dinleyicisi eğlenmeyi en iyi bilenlerden. Seçim yapmaya gelince. Böyle bir seçim yapamam çünkü her ikisini de çok seviyorum. Ama zorunda kalsaydım sanırım müziği seçerdim. Çünkü müziğin içinde zaten oyunculuk da var. Ve ben de aslında bir müzikal oyuncusuyum. Herhangi bir şarkıyı da hep bu formatta ele alırım. Her bir şarkı kendi içinde bir TİRAD bence. Ben şarkıcı olarak her şarkıyı böyle yorumlamaya çalışıyorum.

    SAHNE HEYECANI
    * Ufukta yeni projeler var mı?
    - İstanbul Gelişim Orkestrası'ndaki solistliğime ek olarak kendi orkestramı da kurdum. 28 Nisan'da ilk defa Arnavutköy'de Eylülist Bar'da sahneye çıkacağım. Çok heyecanlıyım. Repertuar İstanbul Gelişim Orkestrası'ndaki repertuardan farklı. Benim için büyük bir yenilik. Kendi sahnem olacak. Çok şey öğreneceğimi düşünüyorum. İstanbul Gelişim'deki büyüklerim de sağolsun destek verdiler. Bir sonraki adım da üniversitelerde konser vermek olacak inşallah!

  6. #6
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    Gıpta edilecek bir düzene sahip

    Hale Caneroğlu (Oyuncu) (Boy: 1.68 m. Yaş: 30 Kilo: 48 kg.)



    Sabah: Taze meyve suyu içine bir kase yulaf ezmesi, bir dilim yulaflı çavdarlı ekmek, üzerine light beyaz peynir.
    Ara: Mevsime uygun çeşitli meyveler
    Öğle: Spor yapacaksa, öğlen karbonhidrat ve salata yiyor. Kepekli ekmek tüketiyor. Ağır yemekleri öğlen yemeye çalışıyor. Izgara balık ve tavuk tercihi. Haftada en az iki kez balık yemeye dikkat ediyor
    Ara: Meyve ya da salatalık.
    Akşam: Kışın çorba ya da salata yiyor. Akşamları mümkün olduğu kadar az yemeye çalışıyor. Yeşil çay ve bitki çaylarını çok seviyor. Haftada bir kendine izin vererek, sevdiği yemekleri tüketiyor. Diyetisyenin yorumu: Hale Caneroğlu, beslenmede çeşitliliği ve yüksek diyet lifi içeren yaşam tarzı ile gıpta edilecek bir düzene sahip. Ancak düşük Beden Kitle İndeksine sahip Caneroğlu'nun osteoporoz riskinden kurtulması için 50 kiloya çıkmasını tavsiye ederim. Öğün düzeni de mükemmel. Bütün besin gruplarını bir arada tüketiyor. Buna karşın süt-yoğurt ve sebze tüketimini artırmasını öneririm. Haftada bir gün sevdiği yemeği yemesi çok önemli bir motivasyon. Düzenli spor yapmak kemik sağlığı, kalp sağlığı, fiziki kondisyon ve insülin salınımının kontrolü açısından önemli. Yeşil çay, içerisindeki isoflavanoid denilen kalbi koruyucu maddeyi içermesi nedeniyle de çok uygun bir tercih.
    __________________

  7. #7
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    Avrupa Yakası`nda moda editörü rolünde izlediğimiz Hale Caneroğlu aynı zamanda İstanbul Gelişim Orkestra`sında solist. Oyuncu 30 yıla çok şey sığdırmış, meyvelerini ise yeni yeni topluyor.

    Hale Caneroğlu`nu Avrupa Yakası`nın deli dolu moda editörü olarak tanıdık. Ama onunla karşılaşınca ben seni bir yerden tanıyorum ama nereden hissine kapılmamak imkansız. Çünkü Hale, şimdiye kadar defalarca reklam filmlerinde oynamış. Örneğin Doritos reklamında cipsleri sosa batırıp hapır hüpür yiyen kız desem, hııııı! diyeceksiniz. Dolmabahçe Sarayı`nın önündeki parkta çekim yapıyoruz. Malum millet Saray`ı gezerek kültürel aktivitede bulunmanın verdiği gönül rahatlığıyla biraz da magazin diyerek çekimin başından sonuna kadar bizi izledi. Herkes o muydu, bu muydu, Avrupa Yakası`ydı filan derken Hale`yi tanıdı.

    İstanbul?a dönünce neler yaptınız? Dizi görüşmeleri çok oldu ama ünlü bir yüz olmadığım için bir türlü istedğim projede yer alamadım. Reklam filmlerinde oynamaya devam ettim. 1.5 yılda 14 adet reklam filmi çektim. Sonra bir gün Avrupa Yakası projesini duydum ve kendim aradım. Gülse Birsel de Doritos reklamlarındaki kız diye beni arıyormuş zaten. Çok iyi denk geldi ve rolü aldım.

    Görüşmelerden olumsuz cevaplar almak sizi demoralize etti mi ya da döndüğünüze pişman oldunuz mu? Döndüğüme hiç pişman olmadım. Altı-yedi ay alışma dönemi geçirdim. New York ve İstanbul çok farklı. Oradaki ve buradaki iş ve disiplin anlayışları çok farklı. Orada bir barda çalışabilirsiniz, garsonluk yapabilirsiniz. Bütün oyuncular bunu yapar. Burda bunu yaptığınız takdirde imajınız zedelenir ve size iyi rolleri bile vermezler.

    O günlerde burada nasıl geçindiniz?

    Süründüm. Aylarca arkadaşlarımın salonlarındaki koltuklarda yattım. Bavullarım, eşyalarım üç ayrı yerdeydi. Sonra reklam filmi çekmeye başladım. Yedi-sekiz ay hiçbir şey çekemedim. Perişan oldum, kredi kartının canına okudum. Aileme de yüklenmek istemedim. Çok ağır geldi o yaştan sonra. Yine anneciğim sağ olsun elinden geleni yaptı, telefonumu yeniledi, faturalarımı ödedi. Bir süre sonra çocukluk arkadaşımın yanına taşındım. Kira ödemeden kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalıştım. Geçen aralık ayına kadar çok zor bir süreç geçiriyordum. Ama hiç pes etmedim, Oturup ağladığım ve ``Allahım ben bir gün başaracak mıyım, olacak mı?`` dediğim günler çok oldu. Yirmi beş yaşından sonra oyuncu olmaya karar verdim ve bu işi başaracağıma inandım. Zengin bir ailem olmadığı halde Amerika`ya gittim, herkes benimle dalga geçerken ben hepsini başardım. Birgün Türkiye`de tanınacağım, iyi bir dizide iyi bir rol oynayacağım, şarkı söyleyeceğim dedim ve oldu.

    Şu an Türkiye`nin en popüler dizisinde çok cici, sevimli bir rolüm var. Türkiye`nin en saygın orkestrası olan Gelişim Orkestrası`nda bir yıldır solistim ve yetişiyorum. Sabrettim ve başardım.

    İstanbul Gelişim Orkestrası`na girmeniz nasıl oldu?

    Bundan bir buçuk yıl önce Melih Kibar yeni sesler ve yetenekler arayışı içindeymiş. O dönemde beni birisi Melih Kibar`a götürdü. O günden sonra Melih Kibar benim ``Melih Babam`` oldu. Beni yetiştirdi, eksiklerimi gidermeye çalıştı. Gelişim Orkestrası`nda o sırada yeni solist arayışı varmış. O da bunu duymuş ve beni önermiş. Ben de Garo Mafyan`ın evine gittim. Melih Babam, Atilla Abi (Özdemiroğlu) hepsi oraya geldi ve ben de onlara şarkı söyledim. O gece bir nevi eleme yaptılar. Sesimi beğendiler ve orkestraya girdim. Şu anda süper bir solist değilim ama yetişiyorum. Onların önünde şarkı söyleyebilmek onlarla yetişmek çok büyük bir ayrıcalık.

  8. #8
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    HALE CANEROĞLU (Yaprak)
    Hale'nin tarzını Yaprak'a taşıdık
    * 1974'de Almanya'da doğdum. Annem öğretmen, babam ressamdı. 1993'te Galatasaray Üniversitesi Sinema-TV Bölümü'nü kazandım. Okulun son iki yılında reklam filmlerinde oynarken, yönetmen yardımcılığı da yapmaya başladım. Bu bana kamera arkası ve önünü karşılaştırma fırsatı verdi. Kamera önünüdekileri hep kıskandım ve oyuncu olmaya karar verdim.

    * Türkiye'deki konservatuvarlar 25 yaşından sonra almıyor. 'Au-pair' olarak Amerika'ya gittim. Bir yıl sonra New York'ta konservatuvara başladım ve çok iyi bir şan eğitimi aldım.

    * Yeni dizi çekildiğini duydum ve yönetmeni tanıyordum. "Bana göre bir rol var mı" diye aradım. Gülse de beni arıyormuş. Doritos reklamında görmüş ve 'İşte Yaprak bu kız' demiş. Çevrem, kendimi oynadığımı söylüyor. Uzakdoğu kültürü merakı benim de hep ilgi duyduğum konular. Yaprak'ın giyim tarzı da benim tarzım. Hale'nin tarzını Yaprak'a taşıdık.

  9. #9
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    Hale Caneroğlu Röportajı 07.09.2006

    Avrupa Yakası`nın deli dolu Yaprak`ı, Hale Caneroğlu ile her daldan sıcacık bir röportaj...
    Mutlaka Broadway!

    Hale Caneroğlu. Biz onu Avrupa Yakası ile beraber ‘Yaprak’ olarak tanıdık. Çoğu zaman saf, bir o kadar da deli dolu bir karakter… Peki, gerçek Hale? Bol çalkantılı dönemlerden sonra şimdi nefes alıyor ve gelecek projelerinin planlarını yapıyor. Ölmeden önce mutlaka Broadway’de oynayacak!

    Nişantaşı Planet’in eşsiz misafirperverliği ve kalbimizi eriten kızıl kadın ile dondurmalı bir öğleden sonra söyleşisi…


    GEÇMİŞ VE KARİYER

    B.C: Klasik sorularla başlamamızda bir sakınca yoktur umarım. Kariyer ve eğitiminden söz eder misin?

    H.C: Samsun Anadolu Lisesi mezunuyum. 1993’te üniversiteyi kazanarak İstanbul’a geldim. Galatasaray Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okumaya başladım. Daha birinci senemde, uygun bir bölümde olmadığıma karar vererek İletişim Dekanı ile bölüm değiştirmek için görüştüm. Birinci yıl derslerinin çoğu zaten ortak dersti. İkinci yıl İletişim Fakültesi’ne geçiş yaptım ve eksik derslerimi de tamamlayarak, bu bölümden mezun oldum.

    Ben aslında işletmeyi moda diye yazmıştım. Çalışkan bir öğrenci olduğum için de iyi bir üniversitenin işletme bölüme girdim. Yani, ben işletmeye girerken de televizyoncu olmak isterdim. 17-18 yaşındasın ve ne yapacağını bilmiyorsun! "Televizyoncu olacağım." derdim. Ondan sonra işletmeye bir girdim ki televizyonculukla hiçbir alakası yok! Ekonomi, iktisat, muhasebe derslerini almaya başlayınca "Kardeşim, bunlar ne? Bunların benimle alakası yok!" Nefret ettim hepsinden. İkinci ayında gidip iletişim dekanıyla konuşmaya başladım.


    Gittim dekana "Yok ben istemiyorum işletmeyi. Dikey geçiş olarak alın." dedim. Dönem çoktan başladığı için alamayacağını söyledi. "Sen ikinci yılı bitir bütünlemesiz; ben seni ikinci yıl doğrudan iletişimden başlatacağım. Eksik derslerini alttan alırsın." dedi. Sekiz tane ortak dersimiz vardı Allahtan! Nefret ederek o işletmeyi bitirdim! Bütünlemelerimi de verdim ve dikey geçiş yaptım.

    B.C: Lise veya üniversite eğitimin süresince, hiç müzik veya tiyatro ile ilgilendin mi?

    H.C: Lisede müzik grubunun vokalistiydim. Daha doğrusu back vokaldeydim; solisti değildim. O zamanlar şarkı söyleyebileceğimi hiç bilmiyordum. Çok zıpır bir tiptim. Fırlamaydım daha doğrusu; tabiri caizse. Hani böyle keyiften solistliğe soyundum. Çok eğlenceli ve çok havalı birşeydi tabi okulun orkestrasında olmak! Üniversitede de tiyatro kulübünü kurmuştuk. Daha sonra çok yoğun bir çalışma temposuna girmek zorunda kaldım; zor bir hayat vardı. Babam rahatsızlanmıştı ve maddi sıkıntılar başlamıştı. Bir yandan okuyup bir yandan da çalıştığım için tiyatro kulübünü bırakmak zorunda kalmıştım.

    B.C: Üniversiteyi bitirdiğin zaman hemen New York’a mı gittin? Yoksa Türkiye’deki projelere katılmak istedin mi?

    H.C: Üçüncü sınıfta Atlantik Film’e girmiştim yönetmen yardımcısı olarak. Üniversiteyi bitirme aşamasında, iki yıl da reji asistanlığı yapmıştım.

    B.C: İlk çalıştığın çekim neydi? Hatırlıyor musun?

    H.C: Reklam, hep reklam! Atlantik Film reklam prodüksiyon şirketidir.

    B.C: Sonra New York'ta konservatuar eğitimi aldın. Eğitim bittiği zaman hocaların tavsiye edip bir yerde başlatmayı düşündüler mi?

    H.C: O işler öyle yürümüyor. "Ben tavsiye edeyim de bir yerde başlasın." gibi bir durum yok. New York’ta rekabet inanılmaz.

    B.C: Oradaki seçmelerde cebelleşip mi Türkiye’ye döndün?

    H.C: Yoo hayır. Siz iyi okumamışsınız röportajlarımı demek ki! Bunların hepsi yazıyor. (gülüşmeler)

    B.C: Hay Allah! Battık biz... (gülüşmeler)

    H.C: Yok yok. Ben mezuniyet törenimi bile yakalayamadım. Üç gün vardı. Artık final oyunumuzu oynuyorduk her akşam. Telefon geldi bana Türk bir yapım şirketinden. Yabancı bir sit-com'un Türk versiyonunu yapacaklardı. Onun başrolü için beni Türkiye’ye çağırdılar.

    B.C: Burayı okumuştuk! (gülüşmeler)

    H.C: O yüzden Cuma günü sahneyi kapadım. Cumartesi günü de zaten uçaktaydım. Salı günü mezuniyet törenim vardı; ona bile kalamadım. Bizim okuldan mezun bir Broadway yıldızı diplomalarımızı dağıtacaktı; katılamadım işte.

    B.C: Ama sit-com olmadı.

    H.C: Sitcom olmadı tabi; yine ünlü birine verdiler.

    B.C: Kime verdiler?

    H.C: Söylemem. Hangi sit-com olduğunu da söylemem.

    B.C: Peki, Amerika'da iken Aupair'lik yaptın. Çocuklarla aran nasıl?

    H.C: Çok iyi. Dizide de zaten çocuklar çok seviyor. Kızıl saçı görünce çığlık atan birini tanıyorum ben! Beni görünce çığlıklar atıyormuş; çok seviyormuş çizgi film kahramanı gibi geliyor karakter. Çok seviyorum çocukları... İleride kendim de en az üç tane istiyorum.

    B.C: Peki çocuk için kariyerini değiştirir misin?

    H.C: Zamanı var. Şu an değil; kariyerimde yapmak istediğim şeyler var. Şunu biliyorum ki bir çocuk sahibi olduktan sonra hayat artık sizin hayatınız olmaktan çıkıyor ve başkasının hayatı olmaya başlıyor. O yüzden, daha yapmak istediğim şeyler var; onları tamamladıktan sonra evlilik ve çocuk düşünebilirim.

    B.C: Türkiye’ye döndün, zorlukların başladı. Yedi ay mıydı? Ne kadar sürdü?

    H.C: Yani, aslında bir buçuk yıl sürdü. Çok zor bir dönemdi; yani 7-8 ay hiçbir iş yapamadım. Ondan sonra reklam filmleri çekmeye başladım. Bir buçuk yıl içinde 16 tane çektim. Bayağı bir rahatladım. Maddi olarak en azından, ufak tefek bir şeyler gelmeye başladı elime. Bu sırada yüzümü tanıttım, ondan sonra İstanbul Gelişim Orkestrası'na girdim. İstanbul Gelişim Orkestrası'na girdikten 6 ay sonra da Avrupa Yakası oldu zaten. Toplam 2 yıl sürdü bu süreç.

    AVRUPA YAKASI VE YAPRAK

    Bu soru Bağdat Caddesi’nden geldi. Demiş ki arkadaşımız; Yaprak rolü ile kendi karakteri arasında bir benzerlik var mı? Mesela doğa tutkusu veya ilişkilerde aşırı detaycılık gibi. Caner Hergün - Bağdat Caddesi.

    H.C: Sevgili Caner; Yaprak karakteri ile... Yaprak yanlarım var. Doğa veya ilişkilerdeki detay değil. İlişkiler konusunda Yaprak'la hiç alakam yok, Yaprak gibi seçimlerde yapmıyorum. Yaprak gibi de bakmıyorum. Yaprak aşırı saf ve aşırı salak bence! (gülüşmeler) Hale kesinlikle öyle biri değil ilişkilerde. Hale daha az romantik ve daha gerçekçi. Birinden ayrıldıktan sonra iki hafta sonra başka bir ilişkiye başlayabilir ve geriye bakmaz. O noktada Yaprak'la hiç alakası yok.

    B.C: Burcun neydi?

    H.C: Yay.

    B.C: Özgürlükçü arkadaşımız!

    H.C: Aynen öyle, aynen... Çapkın ve özgürlükçü! (gülüşmeler) Yaprak'la ortak yanımıza gelince; Yaprak da renk renk, cıvıl cıvıl ve pozitif bir insan. Hale de rengarenk, cıvıl cıvıl ve pozitif. Uzakdoğu kültürüne ben de az çok meraklıyım; ben de yoga yapıyorum. Ama Yaprak çok abartılı, takık kafaya!

    B.C: Zaten sit-com karakteri olduğu için öyle...

    H.C: Evet, çoğu öyle. Birçok konuda uzmanlığı var zaten. Yok enerji almalar, yok enerji vermeler.... Bende öyle şeyler yok. Başka ortak yanımız... Aaa, ikimizin de tersi çok pis! Gülse'yle çok güldük biz, çok iyi teşhis koydum diye. Ben normalde çok uysal biriyim, çok uyumluyumdur, çok pozitifimdir. Ama düğmeye bir basarsanız..... Sandalyeyi aldılar bir kere benim elimden! Sandalyeyi aldım, havaya kaldırdım ve benim arkamdan sandalyeyi aldılar. Tersim o derece pis olabiliyor. Ama çok zor, çok zor... 30 yaşındayım; böyle bir şey üç ya da dört kere olmuştur hayatım boyunca.

    B.C: Annem de şunu sordu: "İki tane minyon kız ne diye bir şişkonun peşinden koşup duruyorlar?" (gülüşmeler)

    H.C: Onu Gülse’ye sorsalar! (gülüşmeler)

    B.C: Sonra dedi ki "Yazık ya çocuğa 'şişko' dedim. Şimdi alınırlar. Sorma bunu..." (gülüşmeler) Ata Demirer'i çok sevdiği için devamlı "Ah şu çocuk bir zayıflasa..." der!

    H.C: Orda aslında Yaprak'ın Volkan’ın peşinden koşması da çok gerçek dışı bir olay değil; çok öyle kız var. Modern erkek ararken, "Sıkıldım kardeşim modern erkekten! Beni sahiplenen, beni seven, beni kıskanan, beni kadın gibi hissettiren bir erkek olsun!" diyenler... Ben buna baktım; çevremde çok görüyorum. Ben bile bu ikilemi yaşıyorum. "Modern, tamam modern de kardeşim; modernliğinde bir sınırı var! Bu ne?" diyorsunuz bazen. Türküz sonuçta.

    B.C: Hepimizin genlerinde var.

    H.C: Yaprak da onun abartılı versiyonu bence.

    SOSYAL HAYAT

    B.C: Dışarıya çıktığında tercih ettiğin mekanlar nereleri? Bağdat Caddesi'ne gider misin?

    H.C: Ben karşıya hiç gitmiyorum. Bu kötü mü oldu? İptal mi edelim bunu?

    B.C: Yoo... Hayır...

    H.C: Karşıda oturdum Acıbadem’de; hem de buna rağmen... İstanbul’a bu yakada alıştım; (Avrupa Yakası) hep bu yakada oturdum. Bir ara karşıda oturduk iki yıl, yine de arabaya atlayıp hep bu tarafa geçtim. Karşıda hiçbir alışkanlığım yok. CarpeDiem diye bir yer var; Cadde'de bir orayı çok severim; oraya giderdim eski erkek arkadaşımla. O karşıda oturuyordu çünkü. (gülüşmeler) Onun dışında hiçbir Cadde alışkanlığım yok. Bütün hayatım bu tarafta geçiyor; bu tarafta bir ev alma derdinde ve hayalindeyim.

    B.C: Avrupa Yakası'nda nereleri tercih ediyorsun?

    H.C: Döneme göre değişiyor. Ben Taksim’i çok severim. Mütevazi... En sevdiğim mekanlardan biri de Roxy; yaz kış giderim. Birlikte gezdiğim çok sevgili arkadaş grubum Reina ve Sortie'yi çok seviyorlar. Şimdi onlar yüzünden oralara da gitmek zorundayım ve çok sık gidiyorum ama tercihim daha rahat hissettiğim yerler... Mütevazi, basın derdi olmayan, rahat ve hep bizim gibi insanların olduğu yerler...

  10. #10
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Hale Caneroğlu (Yaprak) Röportajları

    devamı..

    B.C: Zaten Taksim ve Beyoğlu çevresinde basın derdi yok!

    H.C: Aynen öyle, katılıyorum. Ama diğer taraftan da; hem nezih olsun, hem kaliteli bir yer olsun, hem açık hava olsun, hem de iyi bir yemek olsun dediğinizde zaten İstanbul’da gidebileceğiniz mekanların sayısı çok az! Açıkçası bir Reina’da veya bir Sortie’de yemek yemenin keyfi bambaşka! Boğaz'a karşı, çok iyi bir hizmet ile çok kaliteli bir yemek yiyorsunuz. Ama akşam eğlencesi için ben Taksimciyim! Nişantaşı da fena değil hani...

    B.C: Ne zamandan beri araba kullanıyorsun peki?

    H.C: Şu an araba kullanmıyorum. İstanbul’da dört yıl kullandım; şu an arabam yok. Üç yıldır taksiyle dolaşıyorum.

    B.C: Araba olsa ne olurdu?

    H.C: Araba olsa ne olurdu? Yaa o bütçeye göre! (gülüşmeler) Araba olsa ne olurdu dediğiniz zaman o gerçekten bütçeye göre değişiyor. Siz bana bütçeyi verin, ben size nasıl araba tercih ettiğimi söyleyeyim!

    B.C: O zaman şöyle diyelim: Spor bir model veya, jip mi tercih ederdin?

    H.C: Ben de şöyle söyleyeyim: Evlenip çocuk sahibi olmadan kesinlikle bir spor araba istiyorum! Şöyle üstünü açacağım; havalı havalı dolaşacağım... (gülüşmeler) Ama ilerde en az iki veya üç çocuklu çok büyük bir aileye sahip olmak isterim; o zaman geniş bir araba isterim. Ama şimdi, havalı havalı güzel spor bir araba yakışırdı!

    B.C: Saç rengine, kıyafetine uygun...

    H.C: Yani havalı havalı... Güzel olur ya vallahi! (gülüşmeler)

    B.C: Peki trafikte nasılsın? Normalde sinirli bir insan olmadığını söyledin ama trafikte sinirlenir misin? Çok ünlü bir pilotumuz diyor ki; "Beni bir sürücünün yan koltuğuna oturtun, o zaman ben onun kişiliğini size a'dan z'ye anlatabilirim." Sen de trafikteki kişiliğinden bahset biraz.

    H.C: Üç yıldır araba kullanmıyorum.

    B.C: Küfür eder misin mesela?

    H.C: Ben yani eskiden ederdim. El kol bile yapardım yani. Çok sinirleniyorsun! Mesela çok sıkıştırıyorsa veya yanlış bir şey yapıyorsa karşıdaki... Yani değil mi? Cüsseni bil, kendini bil! Sus ya da hiçbir şey yapma ve yoluna devam et... Yok öyle birşey!

    B.C: "Karadeniz kadını!" diyorum ben. (gülüşmeler)

    H.C: Yaaa öyle. Var mı Karadenizli?

    B.C: Var.

    H.C: Tabi canım. Gözümün döndüğünü bilirim ben. Annem çok korkar o yüzden mesela.

    B.C: Annen çok sessiz sakin bir hanım gibi duruyor zaten.

    H.C: Yok yok! (gülüşmeler) Şimdi beni rahatsız etmemek için "Aman kızım rahatsız olmasın, rahat rahat röportajını yapsın." diye. Yoksa ona bir soru sormaya başlasanız, benden çok konuşur yani...

    B.C: Hay Allah! Bak yanlış kişiyi almışız! Bundan sonra herkesin annesiyle röportaj yapacağız!

    H.C: Tabi canım. Çok mutlu, çok keyifli, çok gurur duyuyor. Çok şey sarfetti. Annem olmasaydı Amerika’daki okulu okuyamazdım. Evini sattı. Hangi anne kızı Galatasaray Üniversitesi'ni bitirecek, eşini kaybetmiş tek başına yaşıyor, kızını Amerika’ya oyunculuk okumak için yollamayı kabul edecek ve ev satacak bunun için? Bilmiyorum yani, çok az anne yapar diye düşünüyorum ben. O yüzden... O çok büyük çaba sarfetti, çok büyük emekler verdi ve şu anda karşılığını alıyor.

    B.C: Beraber yaşıyorsunuz o zaman?

    H.C: Yok, annem Samsun’da yaşıyor. Şimdi tatile geldi buraya; alışveriş, gezme tozma... Abim var bir tane Almanya’da yaşıyor; onun yanına yollayacağım.

    HAYATA DAİR

    B.C: Piyano dersleri var, yazarlık var, İstanbul Gelişim Orkestrası... Bu arada kendine vakit ayırabiliyor musun? Ne kadar düzenli bir hayatın var ya da?

    H.C: Çok düzenli bir hayatım var.

    B.C: Akşamları saat kaçta yatarsın?

    H.C: Onun bir düzeni yok. Yazla birlikte düzen biraz değişmeye başlıyor. Ben normalde gece dışarı çıkan bir insan değilim ama yaz olunca dışarı çıkarım. Çünkü ben sigara içmesem de müziği ve dans etmeyi seviyorum. O yüzden kışın çıkamıyorum hiçbir yere. Sigara dumanı rahatsız ediyor. Ama yazın açık havada dans etmeyi ve arkadaşlarımla eğlenmeyi çok seviyorum. Ben çok güzel dans ederim. Elimden geldiği kadar haftalık disipline etmeye çalışıyorum kendimi ama şöyle söyleyeyim; piyano ve şan dersi zaten kendime ayırdığım vakitler. Yoga yapmam da, spor yapmam da, hepsi kendim için. Ben çok keyif alıyorum bunlardan! İleride profesyonel hayatımda etkisi olacak.

    B.C: O zaman ev hayatına geri dönelim mi? Mutfakla aran nasıl evde?

    H.C: (gülüşmeler) Mutfakla aram çok iyi. Benim mutfakla aram çok çok iyi! Çok meraklıyım. Ama şöyle birşey var ki canım isteyince yapmayı seviyorum. Konuştuğumuz gibi, ben Karadeniz kızıyım; Karadeniz ailesi kızıyım da diyebiliriz. Ben öyle yetiştirildim; benim elime oklavayı ver açarım. Oklavayı ver mantıyı da açarım...

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. Hale caneroğlu frame'de.
    Konuyu Açan: handan, Forum: Magazin Haberleri.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04-01-2009, 11:06 AM
  2. Hale Caneroğlu (Yaprak) Resimleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:55 AM
  3. Hale Caneroğlu Biyografi...
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:53 AM
  4. Levent Üzümcü (Cem) Röportajları
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:07 AM
  5. Hümeyra Akbay Röportajları
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj : 10-31-2008, 11:49 PM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.