+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 1 2 SonuncuSonuncu
Toplam 15 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

  1. #1
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    Kuliste komiklik yaparken keşfedildim"

    Engin Günaydın "Otogargara" oyununun kulisinde komiklikler yaparken "Bir Demet Tiyatro"ya dahil olmuş. Günaydın, Zabıta İrfan rolü için "Aldığım ilk profesyonel teklifti" diyor

    YAPRAK ARAS


    Onu yıllar evvel üçkağıtçı Zabıta İrfan olarak tanıdık. 24 yaşında genç bir delikanlıyken 45 yaşında bir adamı canlandırıyordu. Daha sonra "Aşkım Aşkım"ın Tarık ustası, Zeki Demirkubuz'un "Yazgı" filmindeki komşu ve "G.O.R.A."da "Goralı sandviç" ısmarlayan bir UFO dergisi editörü olarak çıktı karşımıza. Engin Günaydın "Zaga" üniversitesindeki performansıyla da çok söz ettirdi adından. Şu sıralarsa herkes "Avrupa Yakası"ndaki Burhan karakterini ve NTV'nin "yeni transferi" Ali Talat Durmaz'ı konuşuyor. Tabii bir de "O Hikayedeki Mal Benim" adlı stand-up şovunu...
    Günaydın'la röportaja gitmeden önce kendisiyle ilgili araştırma yaparken tek bir olumsuz eleştiriye rastlamadım. Günaydın'a bunun nedenini sorunca da şöyle bir yanıt aldım: "Hayatımda hiç hoşlanmadığım konu, tekrardır. Hep yeni peşinde olduğum için büyük bir enerjiyle çalışırım, çok yorulurum. İzleyiciler de onu görüyorlar ve kendilerini kıymetli hissediyorlar bence."

    "Yılın bomba transferi" Talat Ali Durmaz'dan başlayalım. Nereden çıktı bu tip?
    Haber okumayı çok seviyorum. Böyle saçma bir şeyim var, garip bir haz veriyor. Bununla ilgili birkaç deneme yaptım, çok komiğime gitti. Talat Ali Durmaz da olayları değerlendiren bir kişilik olacak. Doğaçlama olacak, kafama göre takılacağım.

    Zor değil mi doğaçlama yapmak?
    Doğaçlamada zihnin bütününe ihtiyacınız var. Bir teknik işletemiyorsunuz. O yüzden çok yoruyor. Mesela bir-iki saatten uzun doğaçlama çalışamazsınız. Beyni dinlendirmeniz lazım. Ben mesela doğaçlamanın üzerine çok fazla alkol alıyorum, salaklaştırıyorum zihnimi.

    "Sıra senaryolarıma geldi"
    Burhan karakteri "Avrupa Yakası"na renk kattı...
    Ben de çok memnunum. Aslında her sezon popüler dizi ve filmlerin hepsinden teklif alırım ama kabul etmem. Çünkü yaptığım iş görünmüyor. Oynadığım dizi yayından kaldırılıyor mesela. Ama "Avrupa Yakası" çok izlenen bir dizi. Orada bir şey yaparsam izleyiciyle buluşabilirim diye düşündüm.

    Tiplemeleriniz genelde yan roller oluyor. Sizi ne zaman başrolde göreceğiz?
    Bunu kesinlikle istemiyorum çünkü ekip işlerini daha çok seviyorum. Ekibin içinde kaybolmak daha güzel. Bir adama hizmet eden film istemiyorum.

    Stand-up gösterileriniz nasıl gidiyor?
    İyi. Oyunun bir kimliği, tarzı var. Ve o dünyayı bilen, algılayan insanlar geliyor. Sağlam bir izleyicim var. Çok utangaçlar. Sahneden laf atma hikayeleri vardır ya stand-up'çıların, hiç istemem onu. Sahneden seyirciyi rahatsız etmeyi sevmiyorum. Seyircide çok büyük bir nezaket var bana karşı. Geçenlerde doktor bir kadın "Çok yetenekli bir adamsın sen" dedi ve sırtımı sıvazladı.

    "Stand-up'çı olarak anılmak istemiyorum" demişsiniz. Ne olarak anılmak istiyorsunuz?
    10 yıldır senaryo yazıyorum. Onları bazı nedenlerle gerçekleştiremedim ve hep beklettim. Bunaldım ve artık onlarla ilgileneceğim. Sinema, tiyatro... Zaten onları yapmak için bu hikayelerin peşindeyim, para kazanmak için. Benim için zevkli tarafı geçti oyunculuğun, artık seyirciye iyi bir iş sunabilmek ve paramı hak etmek istiyorum.

    "Saç ve kıyafetle yaşlandım"

    Zabıta rolünü nasıl almşıtınız?
    Konservatuvardan mezun olduğumda Beşiktaş Kültür Merkezi de yeni kurulmuştu ve oyuncu arıyorlardı. Biri beni önermiş ve böylece "Otogargara"da oynamaya başladım. Kuliste komiklikler yaparken "Bir Demet Tiyatro" kadrosuna girmemi istediler. Zabıta İrfan bana televizyondan gelen ilk profesyonel teklifti.

    24 yaşındayken koca bir adamı canlandırmak zor olmadı mı?
    O zamanlar biraz topluydum. Bıyığı da takınca öyle oldum. Kılık kıyafet insanın görünüşünü çok değiştiriyor. Kösele ayakkabılar falan... Saçı da yana yatırınca otomatikman yaşım büyüdü.

    Sizi hâlâ Zabıta İrfan olarak tanıyorlar. Bu rolün üzerinize yapışmasından korkmuyor musunuz?
    O benim ilk işim olduğu için Zabıta İrfan olarak tanındım. Ama yeni projelerde yer aldıkça bu değişiyor.

    Tarz olarak da Zabıta İrfan'dan farklısınız! Nerelerden giyiniyorsunuz?
    Pantolonlarımı Diesel'den alıyorum çünkü vücuda uyumlu kotlar yapıyorlar ve çok rahat ediyorum. Gömlek giymeyi seviyorum, onları da daha çok Zara'dan alıyorum. Spor ayakkabı giymeyi tercih ediyorum.

    Yemeklerinizi nerede yersiniz?
    Öğlen kebapçıya gitmem mesela. Dışarıya ya içki içmek için, ya da balık yemek için çıkarız. Hayatımda en güzel balığı Fishmekan'da yedim. Bir de Cibalikapı Balıkçısı'nı çok severim.

    Gece hayatınız var mı?
    Geceleri canlı müzik olan yerlere giderim. Çünkü canlı müzik olan yerlerin ruhu, enerjisi yüksek oluyor. Beyoğlu Hayal Kahvesi'ne gideriz. Oradan karşıya Mojo'ya geçeriz. Belki bir Line'a bakıp gece yemek yememeye çalışarak eve döneriz.

    Edebiyatla aranız nasıl?
    Kitap okumuyorum. Çünkü ilgimi çekmiyor. Vaktimin çoğunu insanlarla sohbet ederek geçirmeyi tercih ediyorum.

    "Zapçıyım ama 'Seinfeld'i kaçırmam"

    Nasıl geçiyor günleriniz?
    Şu sıralar çalışarak geçiyor ama genelde geç uyanırım çünkü geceyi severim. Ağır ağır kahvaltı yapar, gazeteleri okurum. Arkadaşlarıma giderim, onlarla geyik çeviririz. PlayStation oynarız birlikte. Futbol izlemem normalde ama PlayStation'dan takip eder oldum.

    Televizyon izler misiniz?
    Dizi izlemem hiç. Filmleri de sinemada veya DVD'den izliyorum. Zapçıyım yani. Çünkü bir tarzı olan program yok izleyebileceğim. Hayatımda izlediğim tek yabancı dizi de "Seinfeld" oldu. Fanatik derecede bütün bölümlerini izledim.

    Beğendiğiniz oyuncular mutlaka vardır ama...
    Oyunculukta "Çok yetenekli adam" lafından çok hoşlanmıyorum. Kendini değil, rolü önemli hale getiren çalışkan oyuncuları beğenirim. Ondan dolayı Sean Penn'i, Nicole Kidman'ı çok severim. Türklerden de değerli bulduğum oyuncular Settar Tanrıöğen, Erkan Can, Olgun Şimşek, Binnur Kaya'dır... Bu isimler çok ilginç olacaklar ileride. Çünkü duygularını tam yansıtmadılar daha. Gelecek dönemde çok ilginç şeyler olacak.

    Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?
    Yeni bir dönem bekliyor Türkiye'yi. Bir grup genç çok ciddi bir şekilde tıkandı. Ruh dünyalarını tarif edemiyorlar. Bunaldılar ve artık neredeyse renkleri kızarıyor. Onlar kafalarını gösterecek ve bu yeni bir dönem olacak. Daha rahat edeceğiz. Ben kendimi de öyle görüyorum. Sırada "Hücreler" isimli tiyatro oyunum var. Settar Tanrıöğen ve Erkan Can oynayacak. "Sırlar ve Kararlar" isimli sinema filmimi de gelecek yıl çekeceğim.

  2. #2
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    Engin Günaydın: "Ünlü olmak o kadar kolay ki... Ben de beceriksizi oynayarak ünlü olacağım"



    * Stand up'çı diye anılıp da, bu kuyrukta ön sıraya geçenler kimler?
    Önde olan zaten yeterince "fırlamadır." Onlar kendisini bilir. Benim söylememe gerek yok

    * Anlaşılan o kadar da beceriksiz bir insan değilsin. Çünkü her şeyi planlamışsın.
    Plan yapmaktan nefret ederim. Ama mecbur kaldım. Hayat geçip gidiyor ve her şeyi bazı kurallara bağlamışlar. Ve bu benim hiç hoşuma gitmiyor.

    * Bu kuralların dışına çıkabilecek misin?
    Tiyatro ile çıkabileceğimi düşünüyorum. Tiyatroda istediğim oyunu oynayabilirim..

    * Seyirci gelmezse oynayamazsın...
    Seyirci bana gelir.

    * Seyircinin nabzına göre bir oyun oynayacaksın ki gelsin. Gelse de, şartlanmış bir seyirci gelecek. Onun beğeni düzeyi senin istemediğin sınırlar, kurallar koyuyor. Bu bir kısır döngü değil mi?
    Ben seyirciye enerjisi çok yüksek bir gösteri sunacağım. Fark burada. Zaga'da da on dakikalık bir performans sergiliyorum ama sonra yorgunluktan uyuyup kalıyorum. O gerçeğin içine girmek insanı inanılmaz şekilde yoruyor. Gelenler bu enerjiyi hissedecek

    Espri yok ama herkes gülecek
    * Gösterinin ismi "O Hikâyedeki Mal Benim" adını taşıyor. Hangi hikâyedeki, hangi mal sensin?
    Demin anlattığım, kuyruğun en arkasındaki adamın hikayesi bu. Bir kahramanın değil, ahmak durumuna düşen adamın hikayesi. Aslında hedeflediğim, iç dünyamı, nasıl bir insan olduğumu, neye gülüp neye gülmediğimi seyirciye tarif etmek. Onlarla sohbet edeceğim. O hikâyedeki mal, benim gerçekten. Bu farklı bir oyun. Bu oyunda hiç espri yok. Ama çok gülecekler..

    * Hiç espri yok mu? O zaman neye gülsün insanlar?
    Biraz seyirci ile birlikte gerçekleşen bir oyun bu. Bir performans aslında. Gerçekten bir oyuncunun yüksek bir performansını görecekler. Bu konuda iddialıyım.

    * Tekst yok, köşe taşların belli... Oyun sırasında seyirci ile kurduğun diyaloglarla oyunu yönlendireceksin. Doğru anlamış mıyım?
    Evet... Her seans farklı olabilir. Bir oyuncunun sahne üzerinde performansını görecekler.

    * Peki komikliği nerede bunun? "Komik değil ama çok gülecekler" dedin..
    Aslında bu benim, Zaga'da, Zabıta İrfan'da, Size Baba Diyebilir miyim'de yaptıklarımdan farklı bir şey değil. Oralarda da hiç espri yapmadım. Her şey benim dünyamla alakalıydı ama herkes güldü. Çünkü ortada bir gerçeklik duygusu vardı ve bu insanlara geçiyordu. Bu sefer de öyle olacak. Bir on yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti zaten... 10 yıl sonra da hiç bir şey yapamamaktan şikayet etmek istemiyorum..

    * Ama 10 yılda sağlam bir temel atmışsın!
    Bütün güvencem geçmişle ilgili. Geçmişimde yaptıklarımdan dolayı garanti verebiliyorum kendime. Yeni çıkmış genç birisi olsam işim zor ve tehlikeli olurdu. Benim için rolü üzerime giymek hiç zor değildir... Samimi olup olmadığını seyirci hemen anlar.

    Babam memurdu, annem çarşaflı
    * Nasıl bir çocuktu Engin Günaydın? Bugünlere nasıl bir altyapıyla geldi?
    Tokat'ın Turhal'ında doğdum. Babam Babam Devlet Demir Yolları'nda memurdu. Annem çarşaf giyerdi. Kalabalık bir aileydik, kahkaha eksik olmazdı. Yer sofrasında yemek yiyerek geçen bir çocukluğum var.

    * Peki tiyatro nasıl başladı?
    Ankara Hacettepe Devlet Konservatuarı'na girdim. Yatay geçişle İstanbul'a geldim... Başarım, herhalde çok fazla yer değişitirmemden kaynaklanıyor. Değişik yerler görünce, insan kendinden daha emin oluyor. Çünkü artık herkes birbirine benziyor...

    Kız arkadaşımı da oyuncu yapacağım
    * Evli misin?
    Kız arkadaşımla birlikte yaşıyorum. Ekonomi mezunu ama güçlü bir oyuncu olacağını düşünüyorum. Filmimde de var.

    * Nasrettin Hoca'nın ipe un serme fıkrasındaki gibi. Önce sahneye çıkacaksın, tiyatronu kuracaksın, sonra filmini çekip sevgilini oynatacaksın, o da çok iyi bir oyuncu olacak...
    Aynen. Koyunları telden geçirelim hele.

    * Sevgilinin ünlü olma tarihi aşağı yukarı ne zaman?
    Ünlü değil de iyi bir oyuncu olacak gerçekten. Filmi seneye çekmeyi düşünüyorum. İki üç milyon seyirci gelsin diye bir derdim yok. 200-300 bin kişi gelsin ama "iyi film" desinler. Küçük bakıyorum işe.

    * Allah aşkına bu nasıl küçük bakmak? Stand up'ını yaptın, tiyatronu kurdun, filmini çektin..
    Yaptığım işi herkes beğensin diye bir derdim yok benim. Küçük bir lokantam var diyelim. Sadece kuru fasulye yapıyorum. İyi kuru fasulye yemek isteyenler gelsin yeter bana.

  3. #3
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    Başrol ona göre hamallık



    "Bir Demet Tiyatro"nun "Zabıta İrfan"ı ile başladı Engin Günaydın'ın "Gıcık olunarak sevilecek" karakterleri... "Avrupa Yakası"nın Burhan Altıntop'u ile devam ediyor. Hayali ise tiyatro kurup kendi yazdığı 'Hücreler'i oynamak

    BİR PORTRE / ASU MARO

    Ailesi üniversite sınavlarına hazırlansın diye İzmit'e ablasının yanına yollar 'Erbaalı çocuğu'. Doktor ya da mühendis olsun isterler. Ama o tutar tiyatroyu, daha doğrusu kızların sahneye çıkan çocuklarla daha çok ilgilendiğini keşfeder. Liselerarası yarışmada ödül alınca, jüri üyeleri de "Konservatuvara girmesini" önerince, bu kez Ankara yolu görünür Engin Günaydın'a. Ama, Erbaa'yı da yanında götürür nereye gitse...
    1972'de Tokat Turhal'da beş çocuklu bir ailenin dört oğlundan biri olarak dünyaya gözlerini açar Engin Günaydın. Ama Erbaa'da okur, oradaki 'basit hayat'la şekillenir. Babası Devlet Demiryolları'nda hareket memuru, tek kişilik gösterisine giden herkesin komik hikâyeleriyle tanımış kadar olduğu kara çarşaflı annesi ise ev kadınıdır. 18 nüfuslu bir evde geçer çocukluğu. "Bir evden kahkahalar yükseliyorsa o ev mutlu bir evdir" der annesi, demek ki onlar da mutludur...


    'Kendini düzeltemedi'

    Hacettepe Üniversitesi Konservatuvarı'na girişi ailede pek memnuniyet yaratmaz. O gün bugündür 'Kendini düzeltemedi' diye üzülür annesi. Kendisi de tiyatro aşkıyla yanıp tutuşmaz aslında. Moliere'in, Shakespeare'in, Çehov'un karakterlerine ısınamaz, çünkü tanımadığı, bilmediği insanlardır onlar. 1992 yılında, mezun olduğunda Devlet Tiyatrosu'na mahkûm olmasın diye Mimar Sinan Üniversitesi'ne geçiş yapar. Yeni bir şehir, yeni bir hayat demektir, üstelik "İlham veren, hareket ettiren 20'lik bir genç gibidir" İstanbul onun için. Ama yalnızdır da, evde duvarlara bakarak günler geçirir. O dönem elektrikli süpürge pazarlamacılığı bile yapar ama "Çok pahalı" diyen kadınlara hak verdiği için pek uzun sürmez bu iş.
    O sıralar yeni kurulan BKM'ye bir arkadaşı aracılığıyla gider ve "Otogargara" ile sahneye adımını atar. Ekiple kanları uyuşur ve "Bir Demet Tiyatro"nun unutulmaz. Zabıta İrfan'ı çıkar ortaya. Bildiği, tanıdığı, o nedenle de severek geliştirdiği bir karakter. Engin Günaydın'ın "gıcık olunarak sevilecek" karakterler serisinin de ilk ayağı...
    "Bir Demet Tiyatro"dan sonra BKM ile yolları ayrılır, Mehmet Ali Erbil ve Emel Sayın'la "Aşkım Aşkım" dizisinde Tarık Usta'yı oynar, aynı yıl Zeki Demirkubuz'un "Yazgı"sıyla Ankara Film Festivali'nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'nü alır. Başroller hamallıktır ona göre, yardımcı rolleri hep daha çok sever.


    Dönüm noktası: Zaga

    Yazmaya da başlamıştır bu arada. Bu alandaki ilk işi, 23 yaşındayken yazdığı "Dış Kapının Mandalları" dizisinin senaryosudur. Derken hayatının dönüm noktası gelir: "Zaga". Kendisinin de dediği gibi Okan Bayülgen kimseyi durduk yerde şöhret yapamaz belki ama, "Zaga" ona ilk kez kendisini olduğu gibi ortaya koyma şansı verir. Ve öyle de kabul görür.
    Bunu "Yazı Tura" ve "G.O.R.A." filmleri, "Alacakaranlık" dizisi izler. "Faturalarını ödemek için bazı işler içine sinmese de yapmalısın" diyenlere kulak asmadığı için dönem dönem çok parasızlık çeker. Ona göre "oyuncu bir kimliktir", bundan taviz vermek istemez. Yüksek ve düşük gelir düzeyinden insanları bir araya getirdiği için kendine yakıştırdığı Cihangir'in Firuzağa kahvesinde çay parası bile olmadan oturduğu günler olur. Ama hayalleri vardır, hem de gerçekleşmesi paraya bağlı hayalleri. Tiyatro kurmak, film çekmek ister... Sonunda arkadaşlarının sponsorluğunda 'para toparlamak için' yola çıkar, bir tek kişilik gösteri hazırlar kendine. Adını da "O Hikâyedeki Mal Benim" koyar. "Herkes öne geçerken kuyruğun arkasında durup bekleyen adamın hikâyesidir" bu, yani kendisinin. Üstüne basa basa söyler, "Bu gösteri kuyruğun en arkasındakiler içindir."


    Kronik çıraklık hali

    "Mallığı", bir tür hayat acemiliği, hiçbir yere, hiçbir şeye alışamamanın getirdiği bir kronik çıraklık hali diye tanımlayan Günaydın, farklı bir 'stand up'çı olarak çıkar seyirci karşısına. Hazırcevap değildir, 'fırlama' değildir, daha 'efendi' durmak ister hayatta. Kendisini, ailesini, o bildiği 'basit' hayatı süslemeden, olduğu gibi anlatır... Oyunculukta 'iddialı olmayı' 'teknik biriktirmek' olarak görür, onun tek iddiası her oyunda her şeyi yeniden yaşamasıdır. Bu yüzden de çok sıcaktır, seyirci defteri, sahnede adeta kendini görenlerin sevgi dolu mesajlarıyla dolup taşar.
    Bu aralar "Avrupa Yakası'nı dirilten adam" olarak yine hayatımızın orta yerinde Engin Günaydın. Orada oynadığı Burhan Altıntop, gelmiş geçmiş en meşhur dizi karakterleri arasına girdi bile. Gene son derece antipatik, ama bir o kadar da sevilen bir karakter. Sırf "Burhan Abi" adına açılmış hayran siteleri var, diziden ünlü sahneleri internette dolaşıyor. Artık onu herkes tanıyor ve 'Erbaalı çocuk' ilk kez kendini evinde hissediyor. Çünkü orada da herkes birbirini tanır...
    Şimdiki hayali bir tiyatro kurup kendi yazdığı "Hücreler"i sahnelemek. Yol arkadaşları Erkan Can ve Settar Tanrıöğen ile birlikte 'hayatı olduğu gibi göstermeye' devam etmek niyeti. Kendileri gibi art niyetsiz, 'basit', doğal insanlar da gelir izlerse daha ne ister?

  4. #4
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    Engin Günaydın Röportajı 18.09.2006


    Farklı tarzıyla hepimizi gülmekten kırıp geçiren, Avrupa Yakası`nın Burhan Abi`si...
    Son yıllarda ortaya çıkan, alanının en yetenekli isimlerinden biri o bizce... Espirilerine gülerken farklı bir tat alıyorsunuz. Adeta beyin ve düşünce yapınız da destekliyor bu espirileri. Öte yandan komediye farklı bir yaklaşım ve nefes getirdiği kesin. Zira sonunda ne olduğu anlaşılmayan, sürprizlerle dolu bir yolculuğa çıkarıyor sizi... Ve başkalarının yaptığı gibi işin kolayına kaçıp bel altından sık vuruşlar yapmıyor güldürebilmek adına...

    İşte Engin Günaydın; işte röportaj!

    B.C: En başından başlayalım; mesela doğumdan! Kaç doğumlusun?

    E.G: 1972 doğumluyum. Kaç oluyor? 33 yaşındayım ama 23 diyesim geldi.

    B.C: Güzelmiş! (gülüşmeler) Peki, oyunculukla ilgili birşeyler yapmak ne zamandır aklında? Hani “Üç yaşından beri bende böyle birşey vardı; annemlere taklit yapardım!” durumu var mıydı?

    E.G: Öyle bir şey vardı ama oyuncu olmakla ilgili bir düşüncem yoktu. Zaten öyle bir gelenek de yoktu ailede. Daha sonraları oluştu. Yaptığınız işle ilgili beğeni ortaya çıktığında, bunu ciddiye alıyorusunuz. Yani ben de beğeni ile karşılaşınca, bunu devam ettirmem gerektiğini düşündüm.

    B.C: Sonra konservatuarı kazandın? Mimar Sinan’dı sanıyorum?

    E.G: Yok, Ankara Hacettepe Devlet Konservatuarı’nı kazandım.

    B.C: Mimar Sinan’ı nereden hatırlıyorum ben? Oyunda mı geçiyordu?

    E.G: Mimar Sinan’a daha sonra geçiş yaptım. Ankara’da pek iletişim kuramadım açıkçası ve İstanbul’a geçtim. Gerçi İstanbul’da da bir bağlantı kuramadım. (gülüşmeler) Daha sonra “Ben bu işi yapamam.” dedim ve uzun süre de yapmadım zaten.

    B.C: Peki daha sonra dönüm noktası olan nedir?

    E.G: Dönüm noktası aslında şu oldu: Aslında oynamak istemediğim, tanımadığım karakterler olduğundan dolayı ben oyunculuktan hoşlanmamışım. Bunu anladım. Kendi bildiğim, kendi gözlem alanımda olan rollerle karşılaştığımda –ki Zabıta İrfan öyle bir roldü- bu hoşuma gitti. Yani değişik ve benim yapabileceğim bir bölgeydi. Oralardan geliştim ben; oraları geliştirdim.

    B.C: Zabıta İrfan hakkında kısa bir notumuz var. Hemen sorayım. Bu rol, senaryo da “Böyle oynanacak.” Diye mi geldi yoksa senin de tavrında veya konuşma şeklinde kurguladıkların var mı?

    E.G: Yani o bir roldü. Zabıta İrfan diye bir adam, belediyede çalışıyor, Elmas adında bir bayana aşık, bakkaldan sürekli gofret alıyor, hayatını bedavaya getiriyor gibi kendi formatını kullanan bir roldü. Tabi onun içerisindeki, tabi benim de yaptığım şeyler var. Ama zaten senaryo çok iyiydi Bir Demet Tiyatro’daki Zabıta İrfan rolü. Doğaçlama olarak yaptığım bir rol değildi mesela. Tamamıyla metne dayalı bir roldü. Ben de üzerinde çok yuvarlandım ve bu haliyle bütünleşmiş bir çalışmaydı.
    B.C: Diğer konuşmalarında dikkatimizi çeken şöyle düşüncelerin var: “Ben hep istemediğim rollerde oynamak zorunda kaldım.” diyorsun. Hangi rollerdi bunlar?

    E.G: Hayır, bu televizyon ile ilgili değil. Televizyon aslında biraz kendi ülkemle ilgili bildiğim bir yeri tarif etti. Oradaki karakterler televizyona taşındı ve televizyonun böyle bir faydası oldu. Biz hani, tiyatrodan geliyoruz. Tiyatro metinlerindeki karakterler, okulda oynadıklarımız daha çok bizim tanımadığımız ve bilmediğimiz karakterler. Molier, Shakespeare, Çehov… Yani karakterleri tanımıyorum, bilmiyorum, daha önce karşılaşmamışım. Bilmediğim birşeyi nasıl oynayacağım? Birilerini taklit ediyorsun; yani daha önce oynayan kişileri taklit ediyorsun ki bu da çok zevkli birşey değil.

    B.C: Peki, kaç tane sinema filmi var?

    E.G: “Yazgı” var, Zeki Demirkubuz. “Yazı Tura” var; Uğur Yücel. “Gora”, Ömer Faruk Sorak.

    B.C: Tiyatro oyunu var mı?

    E.G: Sadece Otogargara var. Ondan sonra yok. Şimdi bir tiyatro kurmaya heves ediyorum.

    B.C: Evet, bu fikrin de yazılarda çok sık geçiyor. Projen nedir? Kafanda tam olarak ne var?

    E.G: Tiyatro ile ilgili bir fikir var aslında ki şu: Tiyatro seyircinin ruh dünyası ile temas halinde değil. Benim fikrim şu; tiyatro oyunları güçlü aktörlerle, ruh dünyası zaten çok geniş olan oyunlar ya da metinler, çok güçlü performanslarla seyirciye sunulduğu vakit, bunun işe yarayacağını düşünüyorum. Gittikçe oyuncuların ile seyirciler ile temasları zayıflıyor; kendi ruh dünyalarındalar. Ben daha temaslı bir tiyatro düşünüyorum. Fikir bu aslında. Türkiye’de bu yapılmıyor. Herkes soğuk, sanat yapılmıyor, iletişim kopuk. Işık tasarımı yok, teknolojiden bi haber, iyi bir ekip çalışması yok. Alanında iyi olanlar tiyatrodan kopmuş durumda. Bunları tekrar tiyatroya çekmeyi düşünüyorum, planlıyorum.
    B.C: Osman Yağmurdereli’nin bir projesi varmış Haziran ayında. O geçecek mi hayata?

    E.G: Böyle bir proje var. “Foto İsa” diye bir proje. Bir mahalle fotoğrafçısının öyküsü. Gelin-damat fotoğrafları ve vesikalık çekilen küçük bir dükkanı olan bir adamın hikayesi. Onunla ilgili görüşmeler devam ediyor. O da çok ilginç ve basit bir iş, yani iddialı bir iş değil. Kendi iç dünyasında kendisini tarif eden, düşünen karakterlerin olduğu; olaylar karşında ne yapacağını bilen karakterler değil, olaylar karşısında ne yapacağını bilemeyenler insanların öyküsünü anlatan bir proje.

    B.C: En son hangi sinemaya gittin? Sık gider misin sinemaya?

    E.G: Sinemayla aram aslında çok iyi. Çok seviyorum sinemayı ama yapmayı seviyorum. İzlemeyi son zamanlarda pek sevmiyorum çünkü herşey birbirine benziyor. Birbirine benzeyen hikayeleri artık izleyip vakit kaybetmek istemiyorum. En son ruh olarak aklımda kalan film Amelie oldu. Başka etkileyen bir film hatırlamıyorum.

    B.C: Kitaplarla aran nasıl?

    E.G: Ben kitap okuyamıyorum. Böyle bir problemim var. Sorun ne bilmiyorum. Dil olarak pek ilgimi çekmiyor. En son okuduğum birşey yok. En son benimle röportaj yapmışlardı, onu okumuştum. (gülüşmeler)
    B.C: Cihangir’de oturuyorsunuz bunu biliyoruz. (gülüşmeler) Ne zamandır burdasınız?

    E.G: 2 yıl oldu.

    B.C: Taksim çocuğu musunuz?

    E.G: Ruh olarak biraz öyle, evet. Çok uzun süredir burada oturmuyorum ama benim hayatım Taksim’de geçti. 92’de geldim İstanbul’a; o zamandan beri Taksim’e gelirim; barlarına gelirim. Şimdi oturmaya başladım.

    B.C: İstanbul’da nerelere takılıyorsunuz İstanbul’da veya Taksim’de?

    E.G: Taksim’de Hayal Kahvesi’ni seviyorum. Çok sevdiğim bir bar. Bazen Mojo olabiliyor; Sefathane olabiliyor. Eskiden Kemancı’yı çok severdim.

    B.C: Eski tadı kalmadı değil mi Kemancı’nın? Yakın zamanda gittim. Eskiden Çarşamba günleri dolu olurdu, şimdi ise boş...

    E.G: Çarşambaları çok güzel olurdu, Perşembe yine harika olurdu. Pazartesi günleri de çok ilginç gruplar çıkardı.

    B.C: Onun dışında İstanbul’da yemeğe gittiğiniz, mesela balık yediğiniz mekanlar var mı?

    E.G: Balık Ağı vardı; orası da doldu artık, çok iyi bir yer ama artık yer bulamıyoruz. Burada bir de Doğa Balık var. Sonra… Başka nereye gidiyoruz ki? Bir de buradaki kafelere gideriz.

    B.C: Ne tür yemekleri seversin?

    E.G: Bazen, geçmişimden yani Tokat Erbağ’dan kaynaklanıyor olabilr, esnaf yemeklerini çok severim. Çok ilginç şeylerin peşinde değilim aslında, geçmişimin peşindeyim lezzet olarak. Bazen de bazı şeyleri denemek istiyorum ama çok da riske atmam yani. Çok açsam kendimi hiç riske atmam!

    B.C: Tek çocuk musun?

    E.G: Beş kardeşiz, dördü erkek bir tanesi kız.

    B.C: Onlar neler yapıyorlar? Senin mesleğine benzer şeyler yok değil mi?

    E.G: Bir tanesi elektrikçi, biri Tekel’de işçi, bir tanesi – o da elektrikçiydi - vefat etti-, ablam da ev kadını.

    B.C: Onların yani ailenin bakış açısı nasıl yaptıklarına?

    E.G: Bilmiyorum ki ne düşünüyorlar. Pek de pohpohlamıyorlar, sürekli üzülüyorlar gibi bir halleri var. “Kendini düzeltemedi…” durumu var ailede! (gülüşmeler)

  5. #5
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    DEVAMI
    B.C: Sende delilik var mı? (gülüşmeler) Sen kendini deli gibi hissediyor musun? “Ben uyum sağlayamıyorum kardeşim! Var bende bir problem…” gibi?

    E.G: Ben aslında çok uyumlu olduğumu düşünüyorum. Şimdiye kadar, yani 33 senedir, bayağı eski arkadaşlarım da var, bir problemim olmadı. Bir kavgamız, dövüşümüz olmadı.

    B.C: Piyasadan takdir ettiklerin oyuncular var mı?

    E.G: Burada, Settar Tanrıöğen var. (Bir Demet Tiyatro’nun Saldıray Abi’si olarak tanıdığımız Settar Bey, davetimize rağmen röportaja uzaktan katılmayı tercih etti ve salondan bizi izliyordu.)

    B.C: Biz de çok beğeniyoruz!

    E.G: Biz, ekip olmaktan öte, birbirini iyi anlayan insanlar olarak daha büyük hedeflere odaklandık. Tiyatro kurmak ve ondan sonra çok sakin bir ortamda gerçekten insan kokan filmler yapmak istiyoruz. Çok büyük iddiaları olmayan, iki üç milyon değil de iki yüz bin veya üç yüz bin seyircisi olan, kendi içerisinde ve kendi samimiyetinde, gerçek, ter kokan filmler yapmak istiyoruz.

    B.C: Sence piyasa yalan mı? Çünkü gerçek olmaktan, samimiyetten ve gerçeklikten çok bahsediyorsun. Hissediliyor oyununda. Yok mu gerçekten?

    E.G: Yok tabi. Bunu işte biraz televizyon yaptı galiba. İnsanların ruh dünyaları kaydı, yani kendi gerçekleri kaydı. Televizyonun kullandığı bir dil var, bu dil sanki ilginç gibi anlatıldı ve insanlar da oraya adapte olmaya çalıştılar. Ondan sonra da kendi ruh dünyalarını ve kendi konuşma bölgelerini kaybettiler. Şu anda insanların konuşmamalarının ve kendilerini ifade edememelerinin tek nedeninin bu olduğunu düşünüyorum. Bendeki bağa dönüş, köye dönüş gibi… Kendi gerçeğimizden bahsedelim. “Şunu beğeniyoruz, şunu beğenmiyoruz.” basitliğine geçelim diyorum.Yani çok karmaşadan uzak, çok basit bir dünyanın peşindeyim ben. Çünkü burda, asıl beğeniler ve istekler ortaya çıkıyor.
    B.C: Diğer röportajlarında rastladık. Nasıl yansıtıldığını bilemeyiz ama “Artık para kazanmak ve ünlü olmak istiyorum.” demişsin?

    E.G: Biraz, ünlülere para veriyorlar. Ondan dolayı para kazanmak istiyorum çünkü yapacaklarım var. Biraz rahat da etmek istiyorum. Milletden para almak istemiyorum, doğru düzgün paralar ödemek istiyorum. Çok az paralara çalıştırıyorlar. Biraz güçlü olalım; herkes doğru düzgün para alsın.

    B.C: Televole’den nefret ediyorsun mesela? Bu tezatlık yaratmıyor mu?

    E.G: Televole kendi içinde geyik dünyası; oraya pek bulaşmak istemiyorum.

    B.C: Ben çok samimi birşey söylemek istiyorum. Baktığın zaman “ünlü” diye adlandırdıkları insanların çok başarılıları da var; aptalları da var. Burası kesin. Piyasada kalabilmek için bir şekilde oynuyorlar; bir oyunculuk durumu var. Örneğin Televole’ye şirin gözükmeye çalışıyor ve piyasada kalıyorlar. Arkasından iş potansiyeli de birlikte geliyor. “Ben insanlara istediklerini vereyim, arkasından iş gelsin.” diyorlar. Bu yüzden çok iyi işler çıkaran insanların, bu ortama girmemek için çok geride kaldıkları zamanlar oluyor.

    E.G: Benim gibi çok insan var. Orasıyla ilgili her türlü bilgiyi zaten izleyenler biliyorlar aslında. Ne dolaplar döndüğünü seyirci biliyor. Ben sadece orda olmak istemiyorum; iyi ya da kötü. Belki de iyidir; ne bileyim…

    B.C: Sence ben bunu yaptım ve ortaya çıktığım şey ne? Zaga mı?

    E.G: On yıldır alaturka dünyayı seslendiren bir kişiydim. Bu benim için bildiğim bir alandı. Bunu gözlemleyen ve tanımlayan kişiyi tanıdılar. Zaga’nın böyle bir faydası oldu. Bir şekilde tamamlandım aslında seyircinin gözünde.

    B.C: Zaga’da senaryo yok değil mi?

    E.G: Orada fikirler var. “At yarışı yapalım…” gibi. Öyle durumlar üzerine doğaçlama yapıyoruz.

    B.C: Maç ve hava durumu spikeri çıktığnda yerlerde sürünüyorsun ve karın ağrısı çekiyoruz resmen!

    E.G: Ben de öyle… Ben de kendime çok gülüyorum.
    EVDE!

    B.C: Evcimen bir adam mısın?

    B.C: Evi çok seviyorum. Ev benim için çok önemli. İstanbul’da bu onuncu evim. Ama çabuk sıkılıyorum. Yeni yerler çok heycanlandırıyor beni. Zaman geçiriyorum; yeni birşey oluyor benim için. Ev benim için ruhumla, kendimle buluştuğu yer. Sakin bir yer. Dışarısı çok problemli!

    B.C: Evde ne olmazsa olmaz? Televizyon… Ya da mum olmazsa olmaz mı?

    E.G: Herşey olsun istiyorum. Mesela, tuvalet olsun. (gülüşmeler)

    B.C: Yorgun bir günün arkasından seni ne sakinleştirir?

    E.G: Çok içmek.

    B.C: Çok içki içiyor musun? Ne içmeyi seviyorsun? Kaç kadehte güzel oluyorsun?

    E.G: Üç tane bira, iki tane arada tekila beni güzel yapar. Birayı seviyorum ama çok yoruyor beni. Rakı severim; iki dubleden fazla içemiyorum onu da. Tekila çok sevdiğim bir içki. Şarap içerim ama kışın daha iyi oluyor. Pahalı içkiler daha güzel oluyor! (gülüşmeler) Hiç de yormuyor adamı, valla…

    B.C: Yemek yapıyor musun?

    E.G: Yok. Lezzet dünyasına hiç bulaşmak istemiyorum. Çünkü lezzeti bildiğiniz zaman damağınızda, kapayı çalar, “Artık bunu ye!” falan gibi. Çok geniş bir alanı bilmek istemiyorum. Yemeği, lezzeti öğrenmek istemiyorum. Ama kahvaltılarımız iyidir.

    B.C: Araban var mı? Ya da nasıl bir araba hayal edersin?

    E.G: Yok. Ben biraz kalabalık dolaşmayı seviyorum geniş bir araba isterim. Fakat her yere de girebilen bir araba olsun. Böyle hani sekiz veya dokuz kişi… Arabanın içerisinde yürümekten çok hoşlanırım mesela

  6. #6
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    SON BÖLÜM
    B.C: Sigara içiyor musun?

    E.G: Günde bir paket.

    B.C: Şu an birisiyle birlikte misin?

    E.G: Ee, burda!?!? (Kız arkadaşı, çok tatlı bir ev sahibiydi ve oyuna gidenler onu ilginç danslarıyla hatırlayacaklardır!)

    B.C: Bağdat Caddesi’ne gidiyor musun?

    E.G: Bağdat Caddesi’ni ^ben seviyorum aslında. Açık havada alışveriş yapmak için iyi bir yer. Alışveriş merkezlerini pek sevmiyorum. Orda hani, yürü, alışverişini yap… Bir de kızlar güzel giyiniyor. Akşamüstü falan iyi oluyor. Hoşuma gidiyor ama biraz boş muhabbet var orda. “Mıymıy” durumu var yani. Bir kızı gördüm, pedikür yaptırıyorken onla bunla konuşuyor falan… Yine de çok iyi bilmiyorum. Kimse yanlış anlamasın yani.

    B.C:Kendinde sevdiğin, sevmediğin özelliklerin var mı?

    E.G: Kendime hiç güvenmiyorum. Problemim bu. Çok da güveniyorum; çok güvendiğim kadar çok da büyük bir güvensizliğim var.Yani tam dibe çöküyorum ve bu özelliğimi sevmiyorum. Sevdiğim tarafım… Cesurluğumu severim. Cesur bir adamım ben. Bu kadar güvensiz bir adam nasıl cesur oluyor? İlginç oluyor. (gülüşmeler)

    B.C: Stand-up’dan bahsedelim. Bu fikir nasıl çıktı?

    E.G: Bunalmış bir yerden çıkmadı. Sadece çok kolaydı. Büyük prodüksiyon yok, büyük dekorları yok. Organizasyon şirketine bağlı değilsin. Sorumluluk tamamıyla kendine ait. Projede isteğin hikayeleri anlatabilirsin, hiç kimseye hesap vermek zorunda değilsin. Ondan dolayı biraz, stand-up yapmak istedim. Büyük bir prodüksiyon olmadığı için de, geliri de iyi, biraz da para kazananıyım. Ayrıca seyirci ile yüzyüze olmak… Biraz da ondan tercih ettim. Henüz büyük bir prodüksiyon yapabilecek durumda değildim zaten.

    B.C: Dün altıncı oyundu, değil mi? Nasıl gidiyor sence?

    E.G: Toplanarak gidiyor. Geriye doğru gitmyor, ileri doğru gidiyor. Şöyle bir durum var aslında; tamam, gülüyoruz eğleniyoruz, bilmem ne. Ama stand-up’ta acaba ne olacak? Endişe var herhalde. O, şimdi izleyenler tarafından kırılıyor. Ben “Çok iyi, aman gelin ha!” diyemem. Sonuçta ben daha çok kendi beğendiğim bir işi yapıyorum. Kendi referansım da… Tamam dediğim bir iş. Seyirci izledikçe bundan çok hoşlanıyor ve diğerlerine anlatıyor ve şimdi o dönemi yaşıyoruz. Yukarıya doğru gidiyor ve çok yakın bir zamanda tam dolu bir salona oynayacağımı bekliyorum.
    B.C: Oynamak isteğin bir karakter var mı?

    E.G: Daha aslında orada değilim. Çok heveslendiğim birşey yok. Kendi projelerimi yapayım; hayallerimi, yani duvarlarımı kurmak istiyorum. Bunlar da aktörlerle, prodüksiyonla, etikle olur. Ben aslında bireysel birisi değilim; ekiple çalışmayı severim. Ekiple hayalinizi tam ve net haliyle gerçekleştirebilirsiniz. Sağlam duvarlar üzerinde durur, hayaller bulanıklıktan kurtulur ve netleşir. Hayalim, projelerimi yapmak var ve bu beni heyecanlandırıyor!

    B.C: Disiplinli misin?

    E.G: Bence disiplinli bir adamım. Değil mi? (gülüşmeler) Herşeye saatinde giderim. Geç kalmamaya çalışırım. Yani öyle kimseyi ekmem yani…

    B.C: Özgürlüğüne düşkün müsün?

    E.G: Evet. Orda bir problem varsa çok fena kıllanıyorum. O yüzden işte, tiyatroya veya başka bir yere on yıldır bağlı değilim.

    B.C: “İşte o an, benim bittiğim andır!” dediğin bir anın var mı?

    E.G: İlk oyunda, bir iki saat tavana kadar çıktım. Tiyatronun çatısına kadar çıktım; orda kaldım. Çok kötüydü.

    B.C: İlk oyunda mı?

    E.G: Oyundan önce.

    B.C: Oyunda dinlediğim bir hikaye var, kendini attığın. O yayınlandı mı? Onu anlatabilir misin?

    E.G: Yayınlanmadı. Ve bence anlatmayalım. Çok yeni bir hikaye. Çok mükemmel bir hikaye! (gülüşmeler) Oyuna gelenler izlesin!

    B.C: Başından geçen komik bir hikaye var mı?

    E.G: Çok komik olanlarını oyunda anlatıyorum.

    B.C: Çok üzüldüğün bir hikayeyi anlat o zaman?

    E.G: Onu da anlatmak istemiyorum.

    B.C: 10-15 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?

    E.G: Yurtdışında partilerde olabilir mesela! (gülüşmeler) Kendi istediğimiz işleri yapmak kadar zevkli birşey yok.

    B.C: Stand-up’ında anlattığın herşeyin gerçek olduğuna garanti veriyor musun?

    E.G: Evet. Hiçbirisi hayal, uydurma değil gerçek hikayeler. Her oyunda farklı şeyler oluyor. Sürekli ekliyorum, bazı şeyleri çıkartıyorum; farklı şeyler giryor. Değişken bir oyun. Hiçbiroyun birbirine benzemez.

    B.C: “Hikayedeki Mal Benim” ismi nasıl geldi aklına? Çok iddalı! Güzel bir isim, ilgi çekiyor…

    E.G: Çok endişelendirdiler beni. Arkadaşlara sordum: Bazıları çok güzel, bazıları “Aaa!” falan dedi. Evet, tam bir bölgeyi ifade ediyor; ondan dolayı görevini yerine getiriyor.

    B.C: Yurdum insanının şöyle bir yaklaşımı vardır: İki argo kelime kullan, belden aşağı espri yap, herkes kopar. Aslında bu yetenek değil, bir kaçış ve sen bunu kullanmıyorsun!

    E.G: Tercih etmiyorum. Ben de istemiyorum ve çok da rahatsız edici. Bunu çok acemiler yapar.

    B.C: Bir hediyemiz var. Buyrun efendim, Cadde+ kartınızı güle güle kullanın…

    E.G: Böyle bir röportajı büyük gazeteler yapmıyor! Tam hazırlıklı gelmişsiniz zaten... (gülüşmeler) Çok teşekkürler.

    B.C: Teşekkür bizden
    Alıntıdır....

  7. #7
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    röportaj sırasında çekinilmiş kareler










  8. #8
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    'Biz baba oğul değiliz ki kardeşim!'(Engin Günaydın)

    Herkesin baba oğul zannettiği Erol Günaydın ve Engin Günaydın, ilk kez bir araya geldi. Genç meslektaşıyla karşılaşınca Erol Günaydın'ın ilk sözleri, 'Yahu sen bana gerçekten benziyorsun. Benim babam nakliyeciydi! Gelmiş olmasın sizin oralara,' oldu.
    İkisi de altın dönemini yaşıyor. Erol Günaydın tam 74 yaşında ve kendi deyişiyle şöhretinden başı dönmüş durumda. 34 yaşındaki Engin Günaydın ise "Zabıta İrfan" dan sonra, reklam filmleri ve Avrupa Yakası'ndaki "Burhan" rolüyle büyük bir hayran kitlesini peşinden sürüklemekte. Herkes onları baba oğul sanıyor. Oysa ikili birbirini hiç tanımıyor! İki meslektaş ilk kez Erol Günaydın'ın evinde bir araya geldi. İşte sohbetleri...

    - Utanmıyor musunuz? Niye biz baba oğuluz' diye herkesi kandırıyorsunuz?
    - Engin Günaydın: Ben öyle bir şey demedim vallahi! Biz baba oğul değiliz kardeşim! Herkese de söylüyorum ama 'Öylesiniz,' diyorlar! Ne yapayım?
    - Erol Günaydın: Yahu telefonlar kıyamet, 'Oğlunuz da çok başarılı, siz de öylesiniz.' 'Ayrı ayrıyız,' diyorum ben.

    'BABAM BİR KATİL'

    - Eee, o zaman bu söylentiler nereden çıkıyor?
    - Erol G: Yakıştırıyorlar herhalde. Tebrikler yağıyor. Bazen de bozuntuya vermeyip, 'Öyledir, teşekkür ederim,' diyorum.
    - Engin G: Bir de çok benzettiler bizi. Bana 'Erol Bey,' de diyorlar. Düzeltmiyorum artık. Tipimiz de benziyor.
    - Erol G: Bana bak, sen ciddi olarak benziyorsun bana. Allah Allah! Baksanıza yahu! Gençken ben de böyleydim. Gayrimeşru oğlum da yok ki benim! Ama bir şey var galiba. (Ciddi ciddi düşünüyor.) Benim babam nakliyeciydi. Tokat mokat oralara çok gitti! (Gülüyoruz.)

    - Ne yaptınız Erol Bey? Bu edilecek laf mı şimdi?
    - Erol G: Yahu ne yapayım?.. Bilmiyorum ki bu çocuk bana niye bu kadar benziyor! İsim benziyor, kabiliyeti de var. Manevi evlat olarak ben seni aldım. Oldu bitti bu iş. Başka lafa gerek yok.
    - Engin G: Ben de evlatlığı kabul ediyorum.

    - Siz birbirinizi ilk olarak hangi münasebetle tanıdınız?
    - Engin G: Ben ilk Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı oyununda izlemiştim Erol ağabeyi. Lisede öğrenciydim o zaman. Turneye gelmişlerdi.
    - Erol G: Ben ilk BKM'nin oyununda izledim Engin'i. Adını da duymuştum. Bu bana benziyor da acaba akraba mı diye merak ediyordum. Sonra 'Baba oğul ortalığı yıkıyorlar,' diye konuşmaya başladı insanlar, merakım arttı. Ama ilk kez bir araya geliyoruz. İkimiz de çok meşgulüz. Daha önce fırsat olmadı.

    'SİNAN AZ PARA VERİR'

    - Erol G: Dizilerde oynuyorum ben. İyi para kazanıyorum. Sen de kazanıyor musun?
    - Engin G: Şey...
    - Erol G: O Sinan (Çetin) az para verir haa söyleyeyim sana. Parası kıymetlidir onun! (Çok sinirleniyor.)
    - Engin: Stand up da yaptığım için dengeliyorum.
    - Erol G: Sen BKM'de 'Zabıta İrfan' rolünde de çok iyiydin. Sonra Okan'ın Zaga'da da çok iyiydin. Niye ayrıldın oradan? Az mı para verdiler sana?
    - Engin G: Yok, Zaga bitti o nedenle...
    - Erol G: Çok iyiydin orada da. İnsanın sinirini bozarak güldürüyorsun. Benim kızım bayılır sana. Çok gülüyordu. 'Baba bu bizim akraba mı?' diyordu. Gelsin İtalya'dan da bir gün benim bahçede mangal yapar otururuz. Madem oğlum oldun, geleceksin artık.
    - Engin G: Sürekli uğrarım ben buraya.


    'Benim babam bir katildi'(Erol Günaydın)

    -Soyadı benzerliği nereden geliyor?
    - Erol G: Sen Tokatlı mısın Engin? Günaydın soyadı nereden geliyor?
    - Engin G: Tokatlıyım. Günaydın soyadı çok var, bilmiyorum ki.
    - Erol G: Aslında Karadeniz'deyken 'Günaydın' değildim ben. Benim soyadım 'Kiziroğlu'ydu. Ama çok deli varmış sülalede. 'Kizir delileri' dedikleri için babam da kızmış 'Günaydın' soyadını almış. Hep 'vurdi vurdi vuruldi'. Hep kan davalılar. Benim babam bile katil! Adam öldürmüş.

    - Niye öldürmüş?
    - Erol G: Öldürür. Hep silah onların elinde. Kazara ateş etmiş, boş zannedip tüfeği. Yani Engin, senin deden bir katildi yavrum! (Gülüyoruz.)
    - Engin G: Gerçekten mi? (İnanamıyor.)
    - Erol G: Hatta ölenin kızı da bize geliyor, yaşlı epey de. Benim ablam ona diyor ki 'Benim babam senin neyini vurdi?', 'Annemi vurdi daa,' diyor öbürü de. Sonra başlıyorlar kakaka gülmeye.

    'SOYADINI DEĞİŞTİR'

    - Cinayetler sohbet konusu oluyor yani?
    - Erol G: Evet sohbet açıyorlar öyle. Gülüyorlar aralarında. O kadar çok ki oralarda. Ama çok eski bir olay bu. Bir bayram günü babam yanlışlıkla kadını vurmuş. Bilinen bir aileyiz biz Karadeniz'de.
    - Engin G: (Sessiz sessiz, şaşkınlıkla dinliyor anlatılanları.)
    - Erol G: Allah'tan kabiliyetli çocuk! Yoksa 'Ulan soyadını değiştir. Ya sen değiştir, ya ben değiştireyim,' derdim! Yoksa b.ku çıkacak bu işin. Sonra dedim ki Allah'tan kabiliyetli. Adımızı, şerefimizi iyi temsil ediyor.

    - Şu anda benzer haleti ruhiyeler içinde olabilir misiniz? İkiniz de altın döneminizi yaşıyorsunuz. Ama beklemediğiniz zamanlarda oldu sanki?
    - Erol G: 74 yaşından sonra bir bahtım açıldı... Bu vücudum bu şöhrete dayanamaz diyorum! Şöhret, şöhret, öleceğim şöhretten!
    - Engin G: Ben 34 yaşındayım. Aslında her şey kendi zamanında oluyor. Ben geç şöhret olduğumu düşünmüyorum. Sadece konuşmaya başladım. Daha önce konuşmuyordum.
    - Erol G: Sen biraz sıkılgansın galiba.
    - Engin G: Evet.
    - Erol G: Ben de öyleydim eskiden.

    - Bu meslekte 50 yılını devirmiş bir duayen olarak genç meslektaşınıza her ne yapıyorsa bırakıp arkasına bakmadan kaçmasını mı önereceksiniz, ne olursa olsun asılmasını mı?
    - Erol G: Çok sıkıntı çektim. Hiç unutmuyorum, dublaj için beni çağırdılar. 'G.t konuşur musun abi?' dediler. Aydemir Akbaş'ın uzuvları konuşacakmış. Bana da g.t düşmüş! Çocuklar küçük, 'Ne yaptın baba?' dediler. 'Kızım g.t konuştum, aldık paramızı geldik, yemek yiyoruz,' dedim. Öyle dönemler yaşadık. Engin'e sakın bırakma, 74 yaşından sonra şöhret olursun diyeceğim!


    'Asosyal ve çekingen olduğum doğru'(Engin Günaydın)

    -"Çok zeki, hazırcevap, her zaman son sözü söyleyen bir adamla, bilakis hayatta hep üçüncü şahıs olmuş, kendini ifade edememiş bir adam"ın mizahı arasındaki fark nedir?
    Erol G: Dünya farkı var. Benim yaşadığım dünya çok farklı. Ben yaşadığım dünyayı tarif etmenin bir tarz oluşturacağını düşünüyorum. 'Hazırcevap ol, bir şey söyle,' dendiğinde bunu yapabilen biri olamadım hiç. Öyle bir altyapım yok. Malzemem de yok. O yüzden oradan hoşlanmıyorum. Daha rahat ettiğim için, kendi bölgemdeki insanlar gelsin, onlar benim seyircim olsun, başka şeyler yapayım dedim.

    'ANNEM ÇARŞAF GİYERDİ'

    - Kendi bölgenizi bir tanımlar mısınız lütfen?
    Engin G: Kendi yaşadığım hayatı kastediyorum. O hayat çok becerikli bir hayat değil. Kendi içinde hataları, kusurları olan bir hayat. Çok saftır benim hayatımdaki insan, kötü niyeti yoktur. Çok da tarif edebileceğim bir yer değil aslında. Ben Tokat'ta doğdum. Babam Devlet Demiryolları'nda memurdu. Annem çarşaf giyerdi. Annemle ağabeyim hala Tokat'ta. Ağabeyim elektrikçi. Böyle bir ailede büyüdüm. Hayata böyle bir açıdan baktım. Ben başrol de sevmem mesela. Başrol hamallıktır. Her gün işe gidersin, her gün sahnen vardır. Yardımcı roller ise zevklidir.

    - Fırlama değil de asosyal ve çekingen olduğunuzu söyleyenlere siz ne demek istersiniz?
    Engin G: Kendi hayatım içinde sosyalim ama genel anlamda asosyalim. Böyle bir tarafım var. Oyunlardan önce mesela korkuyorum. Sakinleşmek için bir kadeh içiyorum.

    - Neden korkuyorsunuz?
    Engin G: Nasıl bir seyircinin geldiğini bilmiyorsunuz. Bir de kalabalığın önüne çıkmak öyle kolay iş değil. Seyirciyle tanıştıktan bir 10-15 dakika sonra rahatlıyorum.
    Erol G: 40-45 yaşında iyice rahatlarsın merak etme.
    Engin G: Ama beni çok yükseltiyor bu. Çok heyecanlı olduğum için enerjim de yükseliyor.
    Erol G: Heyacanın azalmaz da perde açıldığı zaman daha rahat olursun.
    Engin G: Onu çok istiyorum işte. Ben böyle endişeli bekliyorum. Tekniği gelişmiş bir oyuncu da değilim. Onun için her sahne benim için bir dert, bir sıkıntı. Ne yapacağım şimdi diye düşünüyorum.

    - Siz küçüklüğünüzden beri mi böyleydiniz?
    Engin G: Yok, çocukluğum daha iyiydi! Hiçbir endişe, sorun yoktu. Şimdi oyunculukta daha çekingenim. İyi olmak zorundasın, onun sorumluluğu da var herhalde.


    'Alaturka rollerdeyim ama öyle yaşamıyorum'

    -Siz ne zaman 'Tamam şimdi yırttım,' dediniz?
    - Engin G: Zaga'ya kadar beni hep alaturka rollerde biliyorlardı. Halbu ki ben bunu bilirim, ama öyle yaşamam. Alaturka bir hayatım yoktur benim. Zaga'da biraz daha benimle ilgili bir şeyler ortaya çıktı. Onun için durum dengelendi. Seyirci beni biraz daha net tanıdı. O zaman tamam artık bir şeyler yapıyorum dedim.

    - Çevremdeki herkes size deli oluyor. Abartıldığınızı, gereksiz yere şişirildiğinizi düşündüğünüz oluyor mu?
    Engin G: O ilginin farkındayım. Stand up'tan da anlıyorum. Başkaları ne söylerse söylesin aslında insan kendini biliyor. Benim de kendi hayatımla ilgili bildiğim bir şey var. Tabii ki söylenenler hoşuma gidiyor, ama çok aklımda da durmuyor. Sürekli duyduğum övgüleri düşünerek yaşayan biri değilim. 'Teşekkür ederim,' diyorum ve sonra yine aynı batağın içerisine düşüyorum.

    - Ne batağı?
    Engin G: Kendi içimdeki batağa. Ben çok isteyerek oynarım. İdare etmem. Karşımdaki aktörü de, senaryoyu da idare etmem. Her şeyi çok ciddiye alırım. Siz ciddiye alınca seyirci de sizi kıymetli buluyor. Seyircinin beni sevmesinin nedeni bu olabilir. Ciddiyetin içinde de çok komik vardır. Ben onu seviyorum. Hayatın içinde komiği çok ortaya çıkartan, sürekli şakalar yapan, iletişim kurmaya çalışan, dili çeviren insanları da pek sevmiyorum.
    Erol G: Aktör dediğin de insan. Yoksa ben de Cem Yılmaz gibi komiklik yapayım, onu güldüreyim, öbürüne hazırcevaplık yapayım, şak diye taşı gediğine koyayım... Böyle insanlar değiliz. Kakaka kikiki... Ben paparazzi görünce utanırım. Oyuncu milletinin daima bir çekingenliği vardır hayatta. Ben de eskiden çekingendim.

    {Elif KORAP / Sabah Gazetesi}

  9. #9
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    Röportaj sırasında çekinilmiş resimler...






  10. #10
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Engin Günaydın (Burhan) Röportajları , Haberleri

    'Burhan olduğumda tam bir deli gibiyim' Zabıta İrfan'ın ardından Avrupa Yakası'nın Burhan Bey'i olarak karşımıza çıkan Engin Günaydın, 'Bu rol beni meditasyon gibi rahatlatıyor' dedi.



    Ekranda kahkaha tufanı koparan "Bir Demet Tiyatro" dizisinin Zabıta İrfan'ı yıllar sonra Avrupa Yakası'nda Burhan Bey olarak karşımıza çıktı. Üniformasına güvenerek esnaftan rüşvet alan Zabıta İrfan'ı da İdare Müdürü Burhan Bey'i de başarıyla canlandıran Engin Günaydın iki tipleme arasında benzerlikler olduğunu söyledi. Sanatçı benzerliği "İkisi de bulunduğu konumdan güç alıyorlar" diyerek özetledi. Avrupa Yakası'nda canlandırdığı karakterle ilgili çok iyi yorumlar aldığını söyleyen Günaydın, arada tepki gösterenler olduğunu da ifade etti. Günaydın, "Herkes aynı düşünmüyor. Avrupa Yakası'nın karakterleri çok sevildiği için, onların içine Burhan gibi bir tip gelince, insanlar bana sinirleniyor" dedi. atv izleyicisini gülmekten kırıp geçiren Avrupa Yakası'nın Burhan Bey'i ile diziyi ve yeni projeleri hakkında konuştuk...

    DEĞİŞİK BİR KARAKTER
    * Yıllar önce Zabıta İrfan karakteri ile herkesin dikkatini çektiniz....
    Evet; İrfan ile herkesin beğenisini kazandım. Biraz değişik bir karakterdi. Türk televizyonlarında daha önce oynanan karakterlere pek benzemiyordu. Hayal dünyamla ve gözlemlerimle çok orantılı bir roldü. Bana çok uygun ve yakın bir rol olduğu için severek, keyifle oynadım.

    * Anlattıklarınızdan iç dünyanızı yansıtan rolleri oynamayı sevdiğiniz ortaya çıkıyor...
    Bir de doğaçlama oynuyorsunuz. Aslında doğaçlama tamamen hayalden bir şey üretme değil. Senarist sahne ile ilgili bir çizgi oluşturuyor, siz de o çizginin içerisinde varoluyorsunuz. Doğaçlamayı varolan metnin dışında hareket etmekle karıştırıyorlar. Halbuki öyle değil. Doğaçlama çok daha özgür bir alanda, başka bir dünya yaratmaktır. Burada belli bir çizgi bulunmuyor. O çizginin içerisini çoğunlukla kendim dolduruyorum.

    * Komedi oynamaktan büyük keyif aldığınız ortada...
    Evet, çok keyif alıyorum ama artık yelpazeyi genişletmek istiyorum. Benim komedinin dışında da çok ciddi gözlemlerim var. Bunları harekete geçirmek istiyorum. Şöyle söyleyeyim; komedi ile ilgili çok tekrara girersem komedi yapmayacağım. Bu drama için de geçerli. Hayatımda öğrendiğim en önemli düşüncelerden biri kesinlikle tekrara düşmeme...

    REFLEKS CEVAPLAR...
    * Okan Bayülgen'in şov programı Zaga'da da vardınız. Burada başarısız bir insanı canlandırıyordunuz. Bu tipleme ile özellikle üniversite gençliğinden çok iyi tepkiler aldınız...
    İnsanın hayatında her türlü duygu ve durum var aslında. Zihnimin ve aklımın karıştığı, soruların ne olduğunu bilmediğin zamanlar hayatımda çok oldu. Yani bunu sadece Zaga'da yapıyordum. Aslında söylenenlere akılcı bir yerden cevap vermiyorum. Refleks olarak cevap veriyorum.

    * Burhan Bey için neler söyleyeceksiniz? Onu seviyor musunuz?
    Burhan benim çok uzaktan takip ettiğim birisi değil. Burhan'ın işleyiş dünyasını biliyorum. Kendinin önemli birisi olarak sayılmasını istiyor. Ancak çok tembel. Bunun için gerekli yatırımı yapmamış, kendinde yetenekler oluşturmamış ve eksik kalmış bir adam. Fakat davranış olarak el üstünde tutulmak istiyor.

    * Fakat dizide el üstünde tutulur gibi bir hali yok.
    Daha çok rencide ediliyor. Zaten bu yüzden çok açığı ve kusurları var. Ancak kusurlarından bahsetmeyi hiç sevmiyor. Kendisini hep önemli hale getiriyor. Bundan dolayı espri ve mizah olarak çok geniş bir bölge barındırıyor. Burhan'ı oynamak çok zevkli. Onunla beraber yaşamadığım bir dünyanın içine girip, o dünyanın içinde yuvarlanıyorum. Orada ağlayabiliyorum, bağırabiliyorum. Aynı bir deli gibiyim. Bu rol beni çok rahatlatıyor. Tıpkı bir meditasyon gibi. nBurhan Bey, sanki biraz Zabıta İrfan'ı anımsatıyor. İkisi arasında benzerlik var mı? Duruş olarak İrfan'da zaten kendisiyle ilgili tam bir donanıma sahip birisi değil. Onun da üniformasından dolayı bir gücü vardı. Burada da Burhan'ın idare müdürü olmasından gelen büyük bir gücü var. İkisi de bu gücü iyi değerlendiriyor. İrfan'ın oyun dünyasıyla ilgili benzerlikler var ama ikisi de ayrı insanlar. nAynı zamana stand-up yapıyorsunuz... Orası benim çok özel bir dünyam aslında. Arkadaşlarımla ve yakınlarımla kurduğum ilişkinin aynısı sahnede var. Bu anlamda çok özel bir gösteri. Beni çok ince ve narin gösteriyor bu gösteri. Biz geçen dönem 10 oyun yaptık. Artarak izlemeye gelen kemik izleyicisi oldu. Bu izleyici kitlesinin hep yanımda olacağını biliyorum.

    'ŞARAP İKRAM EDİYORUM'
    * Şovunuzda neler var?
    Orada komik, zeki, hazır cevap bir dünyadan çok, seyirci ile ilişki kuran, onları evinde ağırlayan biri olarak karşılarına çıkıyorum. Zaten gelenlere şarap ikram ediyorum. Yeni dönemde Efsun canlı müzik yapacak. Şovumda hayatımla, kendimle, gözlemlerimi ve değişimlerimi anlattığım bir yer. İnsanlara 'mal olmak' ve 'salak olmak' konularına değiniyorum.

    * Kaç yıldır bu işin içindesiniz?
    11 yıldır, 33 yaşındayım. Oyunda 'ben de bir salağım ben de bir beceriksizim' demek benim için çok normal. İnsanlar o dünyaya uzak yaşıyorlar. Çok zeki olmak ve hayatı kotarmak istiyorlar. Bu bölgeyi hiç kullanmıyor ve değerlendirmek istemiyorlar. Çok önemli, çok özel bir dünyadır aslında, bu bölgeyi insanlara açmak istiyorum.

    * Hiç çekinmiyor musunuz?
    Bu işleri yapmayan birisi olsaydım çekinebilirdim. Çok uzun süredir kendime göre önemli işler yaptım. Biraz buna güvenerek her şeyimi söyleyebiliyorum. Bunu söylemek beni çok zenginleştirdi.

    MUSTAFA KIZIL

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. Engin Günaydın (Burhan) Resimler
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 11-01-2008, 01:10 AM
  2. Engin Günaydın Biyografisi
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11-01-2008, 01:02 AM
  3. Şenay Gürler (Fatoş) Röportajları , Haberleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:53 AM
  4. Sarp Apak (Tanrıverdi) Röportajları , Haberleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj : 11-01-2008, 12:48 AM
  5. Avrupa Yakası Burhan Altıntop : Engin Günaydın video
    Konuyu Açan: tuğçe, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 01-11-2007, 01:30 AM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.