+ Konuyu Cevapla
Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Veysel Diker (Tacettin) Röportajları

  1. #1
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Veysel Diker (Tacettin) Röportajları



    VEYSEL DİKER (Tacettin)

    Veysel Diker, Avrupa Yakası'nda canlandırdığı Tacettin karakterinin en çok kebap seveceğini düşünüyor. Kendisi ise en çok levrek marine seviyor ve kendisine sık sık yapıyor. İşte Veysel Diker'in levrek marine tarifi...
    Levrek Marine Levrek filetoyu jülyen usulü doğrayın ve limon suyuna yatırın. Yaklaşık yedi saat bekletin. O sırada levrek, limon suyunda pişer. Yedi saatin sonunda levreği başka bir kaba alın. İçine iki tatlı kaşığı hardal, bir miktar zeytinyağı, bir miktar ayçiçek yağı, istediğiniz kadar tane karabiber, doğranmış dereotu ve ay biçiminde ince doğranmış orta boy bir kuru soğan ekleyin. Bir süre bekledikten sonra servis edebilirsiniz.
    sabah gazetesi

  2. #2
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Veysel Diker (Tacettin) Röportajları


    Yıllardır ekranlarda ve beyaz perde de izlediğimiz Veysel Diker, son günlerin nam-ı değer Tacettin’i…
    Avrupa Yakası ile evlere giren oyuncu aslında dünden bugüne bir çok hatırı sayılır projede rol aldı.
    (Yılan Hikayesi, Şaşı Felek Çıkmazı, Evdeki Yabancı, Dedelerimi Evlendirirken, Tatlı Hayat, Son, Abdülhamit Düşerken, Fişgittin Bey, Avrupa Yakası, Sevda Tepesi, Hayırdır İnşallah, Dünyayı kurtaran adamın oğlu, Adem’in Trenleri)
    Her an kahkayı basıveren neşeli halleriyle içinde bir çok şeyi öğüttüğünü sergileyen DİKER, naifliği ve duyarlılığıyla da gerçek bir sanatçı...

    Kafasızlığımdan hazırladığım soru kağıdına Veysel yerine Levent yazmışım… Uzun süre güldük buna… Ne röportajı, sen önce git adımı öğren de gel dese yeriydi… Neyse ki demedi de, sizler için bu keyifli sohbeti gerçekleştirdim….................................. ..........

    NİL-Kendini 3 kelimeyle anlat desem, neler dersin?

    VEYSEL DİKER- Şımarıkça olacak belki ama, kendimi zeki bulurum, yaşam dolu ve kısa boylu...
    (Gülüşmeler...)

    NİL- Seni tanımayanlar için anlatır mısın Veysel DİKER kimdir?

    VEYSEL DİKER- 1967 yılında doğdum, biraz yaşlıyım. Konservatuardan önce başka bir bölüm okudum. İşe başladım hayatımda her şey yolunda gidiyordu…
    Tiyatroyu kafaya taktım o zaman 23 yaşındaydım. Konservatuar’da tiyatro bölümünde okudum. Daha önce amatör olarak tiyatro yapıyordum zaten. Okul bitti. Ankara’dan İstanbul’a geldim. 8 yıldır İstanbul’dayım.
    Bir çok dizi, reklam ve sinema filmlerinde rol aldım. 1985’den beri tiyatroyla uğraşıyorum. 1990’dan beri profesyonel olarak çalışıyorum. Oyunculuk serüvenim devam ediyor ve keyifli gidiyor. Uzun bir emek döneminin keyifli günlerini yaşıyorum diyebilirim. Bu alanda var olmak için çok emek harcadım. Ve sanırım şimdi bir şeyler oturdu.

    Mesela yemek yapmayı çok seviyorum. Örneğin dün, Karayip usulü balık yahni yaptım. Dünya mutfaklarından örneklerle balık yemekleri yapıyorum son günlerde… Tatil yapmayı çok seviyorum. Sinemayı tabi ki çok seviyorum. En son vizyon filmlerinden Hırsız’ı izledim. Çok güzeldi.

    NİL- Son günlerin konuşulan filmi “Barda” için neler diyeceksin?

    VEYSEL DİKER- Barda filminin maalesef yarısında çıktım.

    NİL- Barda'da seni tatmin etmeyen şey neydi?

    VEYSEL DİKER- Şiddetin yalanlığı ve yavanlığı... O dayandığı nokta bana fazla gerçekçi gelmedi, değmedi bana… Hayatta birçok şey var ve her şeyin bende karşılık bulması gerekmiyor. Barda filmi de onlardan biriydi.

    NİL- Hit filmlerin neler peki?

    VEYSEL DİKER- Büyük konuşacağım ama Türk sinemasında benim hayatımın filmi diyebileceğim filmler yok. Ama Türk sineması şuan da ayağa kalktı. Fazla eleştiri yapmamak lazım. Çekilebildiği kadar film çekilmeli ki, iyi filmlere doğru gidebilelim. Ayrıntılarında göz önüne alındığı, zekanın da parladığı filmlere ulaşabilmemiz için önce bu kaba dönemi geçmemiz gerekiyor. Türk sineması adına bir geçiş dönemi diyorum ben buna.

    NİL- Özellikle son 5 yıldır Türk sinemasında müthiş bir canlanma var, birçok filmimiz festivallerden ödülle dönüyor…
    Peki bu ayaklanmanın sebebi ne?

    VEYSEL DİKER- Televizyon dizilerinin büyük bir katkısı var aslında. Birçok yapım şirketi bu dizilerden iyi paralar kazandı. Ve bu parayı da sinemaya aktarmak isteyen çılgınlar da içlerinden çıkıyor benim kıyafetlerimi giydi bu dergi için, böyle bir projeydi.

    NİL- Klasik sorulardır bunlar ama neden oyunculuk neden tiyatro?




    VEYSEL DİKER- Kendimi var edebildiğim tek alan tiyatro olduğu için… Kendimi mutlu hissettiğim bir alan olduğu için… Bence insanlarda bu kısa ve saçma hayatta mutlu oldukları şeyler dışında hiçbir şey yapmamalı. Mutlu olmadığınız hiçbir şey yapmayın. Bu neye gebe olursa olsun… Uyanmak istemiyorsanız uyanmayın, yemek istemiyorsanız yemeyin, yürümek istemiyorsanız yürümeyin… Ne yapmak istiyorsanız onu yapın. Hayatın geçiciliğinin fazla farkına vardım galiba, hep ruhumun peşinde koştum. Ruhumda beni oyunculuğa, tiyatroya döktü…

    NİL- Konservatuar sınavlarına hazırlanmak hep sancılı geçer ya, o yıllarda neler yaşadın? Bir de bu konservatuar sınavlarında torpil işliyor diyenlere ne diyeceksin?

    VEYSEL DİKER- Keşke torpil olsaydı da zorlanmasaydım o kadar, göbeğim çatladı girene kadar… Ama son sınavda bölüm başkanı Sevda Şener’e şöyle dedim: “Bu bölümü kazanacağım ve sizin koltuğunuza oturacağım”. Bu kadar kararlıydım. Kararlığımın bu bölümü kazanmama yardımcı olduğunu düşünüyorum başka da bir şey yok. Babam memurdu, torpil yaptırabilecek bir gücü yoktu. Güç bendeydi, ben yaptım ben kazandım.

    NİL- Nasıl bir çocukluk geçirdin peki? (Röportaj değil de psikolojik seans yapıyorum sanki…)



    VEYSEL DİKER- Zor... Kendini var etmek öyle kolay olmadı, öğrenciyken çalışmak zorundaydım. Tiyatro bölümünde okurken , hafta sonları kış sezonunda Ankara'dan Uludağ'a giderdim. Çocuklara tiyatro ve animasyon yapardım. Büyük bir laf edeyim; ben 5 yaşından beri kimseden para almadım.Çocukluğum inanılmaz zor geçti. Babam fakirdi. Ama ben kazandım, bu da benim egomu fazla cilalamıştır. Yani bencil denebilecek sınırlara zorladı beni biraz… Kendimle aram çok iyidir.
    Özdemir ASAF’ın bir lafı vardır: “Ben konuşmak istediğim zaman sizler yoktunuz” öfkesi vardır biraz bende…
    NİL- Konservatuar bitirmiş tiyatro kökenli oyuncuların, bu işin eğitimini almayıp ta oyunculuk yapan insanlara sitemi var mı olmalımı?

    VEYSEL DİKER- İşleri çok zor, üzülürüm onlar adına… Çünkü çok uzun bir yol, evet tiyatro ve oyunculuk sezgisel olarak yapılabilir… Fakat sezginin yetmediği noktalarda, aklın ve zihnin gerektiği yerlerde tıkanmaları, onların o güne kadar kat ettikleri mesafeyi bir anda sıfırlayabilir… Dolayısıyla bu iş ve ruhsal rahatlık için zihinsel alt yapının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir gün sette veya bir tiyatro sahnesinde mutsuz olmamak için bu işin alt yapısının bilmek gerekiyor. Sitem asla değil, üzülürüm onlar adına…
    NİL- Bazı yönetmenler ve yapımcılar tiyatrocuların beyazperdeye yakışmadığını, doğallıktan uzak olduğunu savunur ya, sen ne diyorsun buna?

    VEYSEL DİKER- Doğru söylüyorlar aslında… Tiyatro sahnesindeki oyunculuk daha büyük bir oyunculuk… Çünkü 100 metre uzaklıktaki bir insana da oyununuzu ulaştırma kaygısı taşırsınız… Ve büyütürsünüz oyunculuğunuzu… Oysa sinemada kamera gelir burnunuzun dibine girer, o 3 santimde çok küçük bir oyun oynamanız gerekir. Çocuk tiyatrosu oyunculuğu da oyuncuların çoğunu etkiler aslında. Çünkü o daha da dışa dönüktür, daha abartılıdır… Buda iç oyunculuğu zedeler... Dolayısıyla o gerekçeyi haklı buluyorum. Ama maalesef bu ülkede sinema oyunculuğu diye bir eğitim yok. Bu yüzden tiyatro oyunculularına ihtiyaç var, iyi bir uzlaşma ile orta yolu bulmamız gerekiyor…




    NİL- Özellikle takip ettiğin ve beğendiğin oyuncular?

    VEYSEL DİKER- Haluk BİLGİNER’i çok severim tabii ki… Bennu YILDIRIM’lar var acayip beğenirim onu, fazla çıkmaz piyasaya ama inanılmaz bir oyunculuğu var. Nazan ÇAKAR vardır, iklimler de oynadı… Onun oyunculuğunu çok sevinirim. İyi oyuncular kesinlikle var Türkiye de bunların iyi projelerle iyi yönetmenlerle karşılaşması zaman alıyor demek ki… Mesela ben varım

    NİL- Geçtiğimiz aylarda web sitemizin söyleşi konuğu Çağan IRMAK’tı. Şaşı felek çıkmazında beraberdiniz… Çağan IRMAK filmlerini nasıl buluyorsun?

    VEYSEL DİKER- Çağan IRMAK çok iyi. Türkiye’nin 2015-2020’li yıllarının yönetmeni…

  3. #3
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Veysel Diker (Tacettin) Röportajları

    NİL- Çok acımasız mı eleştiriyorlar onu?

    VEYSEL DİKER- Kıskanıyorlar ya… Yani bu kadar genç bir adam nasıl böyle 4-5 milyon kişiyi tek başına sinemaya çekiyor ve oynattığı oyuncularda Türkiye’nin en iyileri.. Çağan’ı kabul edecekler, bence ilerleyen yıllarda önünde de eğilecekler..bırakın kabul etmeyi Çok zeki bir insan Çağan… Bu işte zeka gerekiyor... Bir sürü kıskanç insan var Türkiye ‘de .. Var olmamış, var olamamış ve var olana da çamur atmaya çalışan bir sürü saçma sapan insan var. Doğal bunlar.. insan var ne yazık ki…


    NİL- Avrupa Yakası nasıl başladı, Tacettin karakterini nasıl buluyorsun?

    VEYSEL DİKER- Gülse Birsel ile görüştük, bu iş görüşmesi için… Konuştum anlattım anlattım anlattım "Aha Tacettin bu" dedi… Ve Tacettin oldu. Gülse’nin kafasındaki Tacettin’e uyduğu için herhalde… Ama o evlendikten sonra Tacettin dizide bunalımda, nerde olduğu ne yaptığı belli değil… Serseri mayın gibi geziyor Tacettin. Tacettin’in kaderi ne olacak bilemiyorum. Tacettin’ler ölmez Avrupa yakası bölünmez

    NİL- Sana gelen projeleri nasıl, neye göre değerlendiriyorsun, kıstasların neler? Senaryo, yönetmen, karakter?

    VEYSEL DİKER- Verdikleri paraya göre Türkiye de bir oyuncunun gelebileceği en güzel nokta proje seçebilme lüksü… Keşke bir takım maddi kaygılarımız olmasa da bizde öyle bir seçim yapabilsek…

    NİL- Sen o lükse eriştin mi?

    VEYSEL DİKER- Derginin Eli kulağında… Eriştim gibi… Bu da ekonomik güçle ilgili bir şey… Çünkü biz o kadar kaygan bir zemindeyiz ki.. Kara listeye alınırsan... Ufacık bir piyasa zaten… Türk sinemasına sanayi bile diyemeyiz buna, bir sektör... Minicik bir sektör... 5-6 tane büyük yapımcının iş yaptığı, diğerlerinin burada fazla belirleyici olmak kolay değil Nil, bunun için sakin sakin ilerlemek lazım. Belirleyici olacağım günlere az kaldı ama…



    NİL- Senaryo da bürüneceğin karaktere nasıl hazırlanıyorsun?

    VEYSEL DİKER- Önce senaryoyu okuyorum tabii. Onu düşünüyorum... Bu lafları eden bir adam nasıl bir adamdır diye düşünüyorum. Oradan varıyorum ona... laflarından... Senaryonun bizzat içeriğinden.. Şu hareketleri yapan, bu lafları eden nasıl bir insanı düşünüyorum. Zaten iyi bir senaristse kafası karışık değilse o karakteri sana birkaç noktada ipucu verir.

    NİL- Bu işe yeni başlayan gençlere bakış açın nasıl, bu işe yıllarını vermiş biri olarak neler söylersin onlara?

    VEYSEL DİKER- Çok inanmaları gerekiyor. Asla vazgeçmemeleri gerekiyor... Vazgeçince daha sonra inanacakları başka bir alan yok… Yani oyunculuktan vazgeçeyim sonra marketçilik yapayım, marketçilik çok mu kolay sanıyorsun… Bu iş çok daha zor… Aslında tabi var olmak zor… Seçtiğiniz alanda var olmaktan korkmadan, kendinize güvenerek, korkularınıza yenilmeden, nerdeyseniz onun üzerine gitmek… Benim herkese söyleyebileceğim tek şey bu...
    Korkmamak lazım, kaybedecek hiçbir şeyimiz yok ki... İnanırsanız kazanacağınız çok şey var… İnanırsanız hayat size çalışır… İnanmazsanız hayat sizi dışına atar. Çünkü hayatın inanan kişilere ihtiyacı var. Hayat zaten bir yalan... Hayat diyor ki: Bana inan, senin gerçeğin olayım… Eğer bana inanmazsan senin gerçeğin olmam diyor hayat… Bu mesajı sürekli her yerde veriyor. Bunu görmek lazım, bunu görmek içinde inançsızlığı yaşamak lazım, belki düşmek lazım, belki hayal kırıklığı yaşamak lazım... Bu aşklarda da olur ya, hayal kırıklığı yaşaya yaşaya bir gün inanacağın kendini bulursun... Ama umarım bu süre herkes için kısa olur…
    NİL- En büyük hayal kırıklığın neydi… Seni düşündüren ve üzen…?

    VEYSEL DİKER- Mesleğimle ilgili bir şey söylemeyeceğim... Çok insani bir duygu bu... Ölümün çok yakın olduğunu iyice kavramam.. Artık kesin kabul ediyorum… Öleceğiz... Ölümün çok gerçek olduğunu anladığım zaman çok kızdım hayata... Gideceksin o zaman niye bu kadar güzelsin dedim… Hayatta dedi ki bana: buradayken değerini bil o zaman. Bende onun değerini bilmeye çalışıyorum, gideceğini bildiğim halde… Hayal kırıklığım budur ama aslında barışmamda burada başladı… çok üzmüştü beni, ve bir arkadaşımın öldüğü döneme denk gelmişti...

    Hiççiliği yaşadığım bir dönem geçirdim, bir büyüme dönemi aslında… Babam ölecek diye üzülürdüm önceden… Babam yaşıyor hala... Babam şimdi ölürse ne güzel hayat bir yaşadı diyip, onu uğurlayabileceğimi biliyorum artık… İyileştirdim kendimi…
    Bence insanların en büyük problemi de ölümün aslında bitişin sabitliği... İstediğin kadar tırmala, bir gün bitecek her şey… Eee bitecekse şimdi bitsin o zaman diye bitiyor diyor beyinler ve bence yaşarken ölüyor birçok insan... Bence birçok insanın en büyük mutsuzluk kaynağı bu…
    NİL- 2 Mart'ta vizyona giren bir filmin var. Adem’in Trenleri… Neden gidelim biz bu filme?


    VEYSEL DİKER- 2 çocuk oyuncu var orda... Muhteşemler… Barış… Olağanüstü yönetti bu filmi… Çok iyi bir görüntü yönetmeni var… Işığıyla montajıyla içimize sindi her şey… Bende dublajda gittim gördüm… Bence çok naif bir film… Çok insan... Bir insanın dönüşümü var orda… Bir insanın insan olmasını çok naif veren bir film… Sanat filmi bence… böyle harala gürele vizyon filmi değil… Olmasında zaten... ‘0 tane öyle film çekildi, bir tane de böyle film çekilsin diyebileceğimiz bir film... Festivallere gittiğinde de birçok insanın yüreğine değeceğine inanıyorum ben...

    NİL- 40’lı yaşlarına ulaşmış iyi bir oyuncu olarak, artık hayattan beklentilerin neler?


    VEYSEL DİKER- Hayattan beklediğim tek şey huzur, güvenli bir hayat… Yaşlanmaya başlayan bir insanın gezmek görmek istiyorum, her şeyi yaşamak istiyorum, her kareyi yaşamak istiyorum yaşamayı çok seviyorum. Öleceğimizi biliyoruz ya, az zaman kaldı… Hayattan istediğim bunlar umarım bir süre daha izin verir bana. Tamam; söz gideceğim ama biraz daha kalayım…

    NİL- Ülke politikasını nasıl değerlendiriyorsun? Neler senin canını sıkıyor?

    VEYSEL DİKER-Bu ülkeye olan inancımı Hrant DİNK’in öldürüldüğü gün kaybettim. Çok ağladım o gün evde. Bu ülkeyi çok seviyorum ben... Bu ülkenin her yerine gittim ben, inanılmaz bir coğrafya var ama üzerindeki kültür çok vahşi… Bunun incelmesi gerekiyor… Bu ülkenin üzerinde yaşayan bir çok insan kabalıklarıyla bu ülkeyi hak etmiyor bence. Bu ülkeyi yaşamak için biraz ince olmak lazım… Her tarafı çok güzel… Değerini bilmiyoruz. Çünkü bu ülkenin birçok insanı kendi değerini bilmiyor öncelikle. Kendi değerini şişirme bilgilerle biliyor. Kontrolden çıkmış bir kibirden sıyrılabilsek, insan olmayı öğrensek önce o zaman hak edebileceğiz… Günah oluyor bence bu ülkeye… Bizim elimizde…
    Çok istikrarlılar… Baksana 5 yıldır iktidardalar… Umarım daha iyi olur… Dinsel eğilimi ağır olan yönetimlerin şeffaf olabileceğini düşünmüyorum. Çünkü dinsel ağırlığı olmayan insanlara eşit davranabileceklerini düşünemiyorum. Buna ne kadarda "hayır öyle değil" deseler de, bana inandırıcı gelmiyor. Çünkü taraflılar… Dolayısıyla biraz taraflı buluyorum onları… Bir taraf için kazıdıklarını diğer taraf içinse tırnaklarını çıkardıklarını hissediyorum sanki… Çok daha sert cümlelerim var aslında ama ölmek istemiyorum…

    Hazırlayan : Nilay OLCAY

  4. #4
    Cafe31 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Süper Asistan
    Üyelik Tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    3,000

    Standart Cevap: Veysel Diker (Tacettin) Röportajları

    'Beni kabul etmeyecek seyirci anasından doğmadı'

    Avrupa Yakası’nın Tacettin’i Veysel Diker: “Benim bugüne kadar canlandırdığım roller hep problemli karakterler oldu.

    07 Şubat 2007 Çarşamba

    Avrupa Yakası’nın Tacettin’i Veysel Diker: “Benim bugüne kadar canlandırdığım roller hep problemli karakterler oldu. Hepsinin altından da kalktım. Beni kabul etmeyecek seyirci daha anasından doğmadı. ”

    * ‘Avrupa Yakası’ndan teklif geldiğinde bu kadar ilgi göreceğini tahmin etmiş miydiniz?

    Yok etmemiştim. Ekipte hiç çürük yoktu. Daha nereye gidebileceğini de kimse bilmiyor. Belki filmi, müzikali hatta tiyatrosu bile yapılabilir. Gülse’nin müthiş bir zekası var her şeyi başarabilir.

    * Rolünüze kendiniz bir şeyler katabiliyor musunuz yoksa senaryoya mı bağlı kalıyorsunuz?

    Bir kısıtlama yok. Bu sektörde teknik olarak en ahlaklı işlerden biri bizim dizimiz. Çekim anında yazmaya kalkmak etik olarak yanlış bir şey ama tabii ki ufak tefek yaratıma açık nüanslar oluyor. Ama bunun bir yazarı var ve onun yazdığına sadık kalıyoruz.

    * Siz Tacettin’i nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bu ülkedeki toplumsal yapıdaki erkeğin kendine mahkum edilmesi. Ortalama bir adam değil. Kendi içine sıkışmış. Karşı cinsi hayalde yaşayabilen ve tuhaflaşmış bir insan. Bizim sünnetimizle erkekliğin onaylanması gibi bir süreç varken, bunun tam tersine kadının kadınlığa geçişi ile ilgili bir onay merkezi yok. Gizlenme merkezi var. Tacettin de erkek olmanın ağırlığı altında ezilmiş bir kardeşimiz. Allah ona yardımcı olsun
    diye düşünüyorum.

    * Kendi oyunculuğunuzu nasıl buluyorsunuz?

    Ortalama bir seyirci için iyiyim. Ortalama derken yargısız seyirciyi kastediyorum. Çünkü bizim için önemli olan seyirciyi inandırmak. Benim bugüne kadar canlandırdığım roller problemli. Toplumsal anlamda tutunamamış tipleri oynadım.

    Beni kabul etmeyecek seyirci daha anasından doğmadı.

    * Dizide ekibin değişmesi ile neler değişti?

    Renk ve ruh değişti. Başka bir renk oldu. Ama hayat devam ediyor. Nasıl ben
    geçen seneki Veysel değilsem dizi de geçen seneki gibi değil.

    * Ekibin değişmesi sizce doğru muydu, avantajları oldu mu?

    Doğrunun göstergesi benim subjektif tanımlamamla olmaz. Geçen hafta 111. bölüm AB gurubunda tüm zamanların rekorunu kırdı. Bence değişim olumlu.

    * Setteki ortamda bir farklılık oldu mu?

    Bardak her zaman tam dolu olmaz böyle olmasını beklemek yanlış. Ben dolu tarafını görüyorum. Bir problem bitti başka bir problem başladı. Başka bir olumluluk bitti ve başka bir olumluluk başladı. Örnek vereyim Ata şişman bir insandı komikti, Gaffur zayıf bir insan yine komik. Değişen fazla bir şey yok. Biraz bu açıdan bakmak lazım

    * Gaffur’dan önce Aslı’nın aptal aşığı Tacettin iken yerinizi Gaffur aldı bunun sebebi neydi?

    Taşın altına elinizi soktunuz, tabii ki stratejik olarak, oyuncu olarak, işlevimin daha işlevsel ve geniş alanda olmasını isterdim. Ama her şeyin bir dönemi vardır. O işlev Aslı’ya aşık olma anlamında bu kadardı. Ama ben senarist olsaydım, Gülse’nin yerinde olsaydım Taco’ya birini aşık ederim. Taco tedavi olursa onunla empati kurmuş kitleye hitap etmiş olursun.

    * Tacettin daha önce ekranda en çok Volkan ile görünüyordu. Bu oyuncu değişikliğinin en çok sizi etkilemiş olması lazım. Memnun musunuz yeni partnerlerinizden?

    Ata daha şişmandı daha çok yer kaplıyordu görüntüde, o yüzden biz algıda daha ufak tefek kalıyorduk. Şimdi cüsse itibari ile eşitlik geldi.

+ Konuyu Cevapla

Benzer Konular

  1. Seccademi serdim, Tacettin dergahına
    Konuyu Açan: şiirler, Forum: Şiirler Karışık.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 04-03-2009, 12:00 AM
  2. Şiir : Asik Veysel - AĞLAR VEYSEL ÇIKMAZ SESİ şiiri
    Konuyu Açan: şiirler, Forum: Şairlerden şiirler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12-10-2008, 01:36 AM
  3. Veysel Diker (Tacettin) Resimleri
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11-01-2008, 01:26 AM
  4. Veysel Diker Biyografisi
    Konuyu Açan: Cafe31, Forum: Avrupa Yakası Dizisi.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11-01-2008, 01:25 AM
  5. Cevaplar: 14
    Son Mesaj : 07-08-2007, 10:09 PM

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.