Çocukluğumun mahallelerini özlüyorum. Hani şu her gün aynı hurdacının geçtiği; aynı pamuk şekercinin arabasını kurduğu; aynı süt mısırcının köşesini döndüğü; aynı karpuzcunun, aynı saatte geçtiği sokakların olduğu mahalleler…
Mis gibi anne kurabiyesi kokan; komşuların balkondan balkona seslenerek, birbirlerini sabah kahvesine çağırdığı; veresiye gazoz alınan bir bakkal amcaya sahip; yaz akşamları bir parça esinti kucaklamak için sokaklarında gezintiye çıkılan çocukluğumun mahallelerini özlüyorum…
• • •
Bir yerlerde, henüz bina ve insan işgaline uğramamış şanslı sokaklar, mahalleler, şehirler ve bunun keyfini süren insanlar olduğunu biliyorum.
Yüksek yüksek binaların, kovan kovan evlerine kapanıp, değil mahalleliyi, alt komşusunu tanımayan insanlardan farklı, hâlâ yüz yüze olmaya ve paylaşmaya vakti ve isteği olan insanlar olduğunu biliyorum.
Biliyorum… Bir yerlerde, beni her salı televizyonun karşısına oturtan, o gün o saatte başka bir plan yapmamı engelleyen dizideki gibi insanların yaşadığı mahallelerin; içinde Ali gibi dostlar, Seyhan ve Feride gibi kardeşler, Meliha gibi ablalar ve diğerleri gibi iyi yürekli insanların yaşadığı yerler olduğunu biliyorum. Ya da buna inanmak bana huzur veriyor.
• • •
‘Canım Ailem’in sımsıcak insanları, tam da bazı kırgınlıklar yaşadığım bir dönemde içine çekti beni. Güven, inanç ve samimiyet köprülerinin birer birer koparken ipleri yüreğimde, dizinin, hayatın getirdiği planlı ve plansız kötü ve iyileri; en ufak bir abartıya ve en ağır tragedyalardan da ağır bir hikâyeye kaçmadan; tüm canlılığı ve sıcaklığıyla evime taşıması, beni kendisine abone etmeye yetti. Böylece, salı günleri hiçbir plan programa dahil olmama nedenim de ortaya çıkmış oldu. Zaten haftanın tüm yorgunluğunun salı gününde toplanması inandırıcılığını çoktan kaybetmişti dost meclisinde! Duydunuz işte, size dört haftadır ‘yoğun bir iş günüydü, dinlensem iyi olacak’ derken yalan söylüyordum! Ben her salı akşamını, Meliha’nın yan komşusu olduğumu hayal ederek geçiriyorum…
• • •
İstiyorum ki, Meliha manava, bakkala giderken bana bir uğrasın… Mümkünse yaptığı o tepsi tepsi böreklerden de getirsin. Samim’i yirmi yıldır nasıl beklediğini; yüreğini onca yıl nasıl bir aşkın yaktığını; kırgınlığını, öfkesini, sevincini, umudunu anlatsın.
Mis gibi kokan, emekle, sevgiyle yapılmış böreğini indirirken mideye, koca bir tavşan kanı çayı yuvarlayıp, arada anılara dalıp, yaralarını biraz olsun sarayım Meliha’nın.
Öyle kıkır kıkır, yandan yandan gülsün; kalbimi kıran, canımı sıkan biri olursa, beni korumak için lafı gediğine koyup mosmor etsin karşısındakini.
Her şeyini kardeşlerine adamış, elinde dur-a-mayan aşkı onlar için dilemiş bir ablanın hayatına müdahil olayım.
İstiyorum ki, Meliha benim arkadaşım olsun. Kocaman bir kahkaha attıktan sonra, ‘bırak beni ağlayacam’ diyerek hiç saklamadan kendini, akıtsın içini…
İstiyorum ki, kocaman sarılayım ben ona. Utangaç utangaç ama bir o kadar da şık ve mağrur, yürüyelim sokak sokak…
İstiyorum ki, çocukluğumun Meloş dolu mahalleleri, bir bir geri dönsün…
• • •
Beni böyle hayallere sürükleyen Canım Ailem’in Meliha’sı, oyuncu Şebnem Bozoklu’nun performansına şapka çıkarmamak imkânsız. Konuşmasıyla, beden diliyle, bakışlarıyla alıp götürüyor sizi. Hakkında yaptığım ufak çaplı bir araştırma sonucu benim de okulum ve bölümüm olan, 9 Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunu olduğunu, gururlanarak okudum. En yakın zamanda sahne aldığı oyunları da izleyeceğim.
Ve İlker Aksum’un canlandırdığı Halim… Aşkının elinden kaymak üzere olduğunu hisseden, ama asla savaşı bırakmayacak gibi duran, güçlü damat adayı… Bakışıyla, sesindeki bir mahçup bir öfkeli oynamalarıyla, İlker Aksum”un oyunculuğuna da hayran olmamak elde değil.
Keşke, Meliha’yla birlikte ona pilav üstü kuru yemeğe gitsek bir gün…


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı ile Cevapla