-
Şiir : maphusun GÖRÜLDÜ mühürlü şiiri
Toprağa saplanmış çakı gibi yıldızlar
Ranza gibinde gamlı koyuluk sureti
Ekmeğe dişini geçiren bebek
Ve suskun voltasında genç bir şairin
Mahpus ak gerdanı sevişilmiş kadınların koyu kundura
Vurdukça topuklarını toprağa
Şiirler geliyor durmadan aklına
Hepsi ayıp ve süslü birer kokana
Ben ağlayamazdım ama Mustafa iyi ağlardı akşamları
Bir somun bölünürde bölünmez mahpusluğun hasreti
Ovalara özlem dağlara randevu düşer günceden
Keklikler ölürse kesilir matemin göbek bağı
Entelektüel değil mahpussun der toprağa saplanmış çakı
Silah çatımı üçgen aymazlığı ve kalbe keder salan o hükümlü şarkı
Söyle bana durma fısılda kulaklarıma kardeşlerini boğduran adımı
Hangi öksüzlük böyle sözlük taşır yanında
...
Bir yanımız ak bir yanımız kara derdi coğrafya
Ve ne güzel duruyor koynumuzda
Parlak bir broş gibi Marmara
Işıltısı kız kulesinin ve kızlar hamamında tef vuruyordur
Yayvan ağzıyla şişman bir kadın
Peştamal bilmez ama
Halimiz yamandır kaşıkların mahpustaki şakırtısında
Belirirdi uykusuz gecelerde Nazım koğuşun kapısında
Okunur sevdalımız bursa kelsinde yatmışlığı var Orhan Kemal’le
Söyler yüzümüze Dicle’den soğuk ve tren tekerlerinin incittiği raylardan sıcak
Sesiyle şefkat bakışları çevrilir morarmış etlerimize
“Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
gözyaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar 1”
Ben ağlayamazdım ama Mustafa iyi ağlardı akşamları
...
Susmak değil
Kar beladan kar eritmektir marifet
Parmaklarının bohçasında denklemler taşımaktır
Ve tetik arzusu hasret mevzisine uzanmışken
Koynunda baba yadigarı yeni terlemiş asma yaprağı
Ben yazmasam vuracaktı bu şiir ömrümün geri kalanını
Dedim bir kere marifet iğneden küçük kodeste
Otobüs beklemek gibi beklemek yaşamayı
Ölüm sundurmaya kurmuşken bağdaşını
Ayakları da ne kokuyor be akşamın bitik zamanları
Hangi resim böyle ağlatır tepeden tırnağa adamı
Közümü harla nargile dumanıyım
Ne yakışırdı iliklerimize yağmur suları
Sinemaların patlamış mısırları
Bayram harçlıkları
Lunaparklar ve sağ olsun komşu kadının çay bardağı
Ne yakışırdı
Gözlüklerini çıkar cam batıyor ağlayışlarına Mustafa
Boynu bükülüyor kavakların
Gemilerin demirleri paslanıyor
Pencerenin buğusu heder ediliyor Mustafa
Topuklarından asıyorlar ilk doğumlarda çocukları
Büyüyünce sıkmasın diye kement boyunlarını
Annemde hep kollarından asardı boyunlu kazaklarımı
Ben ağlayamazdım ama Mustafa iyi ağlardı akşamları
Kızları düşünüp yazdığı aşk mektupları
Hani bir keresinde kocaman harflerle ilişmiştik meyhaneye
Yaşımız toplamı bir matematik sorusu bile etmiyor o günlerde
Etse bile resmi müfredat bize kötü davranıyor kabullenmiyor
Kravatımız cebimizde ve avuç içimizde sigaralarımız
Kimse görmesin diye neyse..
Aklımdadır hala bira içtiğimde
Bir konsomatris gülüşü savuruyor beni sarhoşluğa
Ben ağlayamazdım ama Mustafa benim yerime de ağlardı akşamları
Bende Mustafa’nın yerine yazıyorum bir mahpusluğun yaşanmışlığını
“Hikmetinden sual olunmaz değil
"mucip sebebin" bilirim
Ve "kafi delil" ortada... 2”
Fatih AKÇA- 15/07/2008
-------------------------------------------------
1: N.Hikmet RAN: "Güneşi içenlerin türküsü"
2: Ahmet ARİF : "karanfil sokağı"
Yazar : fatih akça
Yetkileriniz
- Konu açma yetkiniz yok.
- Cevap yazma yetkiniz yok.
- Eklenti yükleme yetkiniz yok.
- Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
Forum Kuralları