-
7. One Flew Over the Cuckoo's Nest
Yönetmen koltuğunda Milos Forman’ı gördüğümüz 5 Oscarlı film. 9 dalda akademi ödülü adaylığı var. 1975 yılında Ken Kesey'in 1962'de yazdığı romanından uyarlanmış. Filmin başrolünde R.P. McMurphy yi canlandıran 3 Oscarlı oyuncu Jack Nicholson var. Hasta rollerinde sırasıyla Brad Dourif Billy Bibbit’i, Vincent Schiavelli Fredrickson’ı, Back to the Future filminden hatırladığımız Dr Emmett Brown’ı canlandıran Christopher Lloyd Taber’ı, Danny DeVito Martini’i, Sydney Lassick Charley Cheswick’i,Will Sampson Chief Bromden’i canlandırıyor. Hemşire rolünde ise Louise Fletcher var. Oyuncuları tanıttıktan sonra akıllarda iz bırakan sahnelere geçelim.
Başlangıç sahnesi personel arabasının şafakta Jack Nitzsche’nin o eşsiz müziği ile ormanın içinden çıkması ile başlar. Akıl Hastanesi. Film akıl hastanesi olarak gördüğümüz yer de sadece insanlar arasında davranış bozukluğuna sahip hassas insanları anlatıyor. Yönetmen her sabah zorunlu hale gelen ilaç sahnesinde oradaki hastaları tanıtıyor. Burada Danny de Vito’nun gençliğini görüyoruz. Zayıf, çelimsiz ve saçlı hali. Sıradan bir günü nakli gerçekleşen bir hasta bozuyor. Herkesinde bildiği gibi hapisten yırtmaya çalışan bir suçlu. Bu yaşadığımız sosyal yaşam sisteminin içinde, belli bir yüzdenin içinde, üstün zekâsı olan sıra dışı bir insanın sistemi tehlikeye sokmasını izleyeceğiz. Jack Nicholson doktorla tanışmasında doğaçlama yaparak masaya vurur. Doktor da bunu bozmadan devam eder sadece küçük bir şaşkınlıkla.
Seans ta hastaların tamamen özgüvenden yoksun olduğunu görüyoruz. Kimse söz almak istemez. Sanki hayattan utanırlar. McMurphy önce kendisini sevdirmeye başlar. Çılgındır. Özgürdür. Kimsenin ilgilenmediği sağır bir adamla ilgilenir, ona basketbol öğretmeye çalışır. İlgilenmesi gerekene de onunla konuşmuyorum sadece sesli düşünüyorum diyecek kadar da zekidir.
El ile cam sahnesinde McMurphy’nin bilerek elini cama sürtüğünü, otoritesini sınadığı kişiye bir saldırı gerçekleştirdiğini görüyoruz. O otoritenin kızma ile değil sadece saygı ile sağlanabileceğini bilir. Bu sahneden sonra bir sınamada maçı seyretmek için hemşire den izin istemede görülür. Yapılan tüm şeylere rağmen hemşire maçı izletmez. Oy çoğunluğu McMurphy’den yana olsa bile. Ama hiçbir şey onu ve bizi yıldıramaz. Kendi maçının spikerliğini bile kendi yapar. Balık sahnesinde ise balığı sadece akıllıların değil herkesin tutabileceğini gösterir. Hele o limana girişteki hastaların üzerlerinde bulunan asalete ne demeli?
Şimdş ise basketbol zamanı. Hasta bakıcılara karşı kazanılan zaferden sonraki sevinç görülmeye değerdir. Deli misiniz? Nesiniz? derken artık onları arkadaşı olarak görmesi bizi derinden etkiler.
Şimdi de sınamaların en ilgincine gelelim. Seans ta McMurphy’nin söylediği ‘Tanrı aşkına siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Deli falan mı? Değilsiniz işte değilsiniz. Sokakta dolaşan ortalama gerzeklerden daha deli değilsiniz’. Tedavi budur ve yapılması gerekir. İşte tüm bu otoriteye karşı olan saldırılardan sonra hastalarda bir özgüven tazelemesi gerçekleşir. Ve ilk seansta olmayan şey gerçekleşir. Hastalar elde edilmesi gereken özlük haklarını sistemden değil hemşireden ister. Hemşirede saygı duymadan başka her şeye sahiptir. Ve kavgaya sebep olan 3 kişi Elektro-Şok tedavisi için hastanenin bir başka bölümüne götürülür. Burada McMurphy şefin sağır ve dilsiz olmadığını anlar. Sadece bir meyveli jiklet ile. Burada iki arkadaş birbirlerine bir söz verirler. Akıl hastanesinden kaçacaklardır. Elektro-şok ile ilgilenen Doktorun ne kadar kötü biri olduğunu o gelirken saklanan akıl hastalarından anlaşılabilir. Akıl hastaları doktorun nasıl adım attığını kafalarına kazımıştırlar. Şok tedavisi bizim bileği bükülmez Randall’ı yenemez. Bitki numarasıyla bizim yüzümüzde bir tebessüme neden olur. ‘Bana günde 10000 volt veriyorlar. Bende şimdi kızışmış durumdayım. Benimle yatacak ilk kadın tilt olup ışıklar saçacak ve gümüş dolarlar verecek.’…
Deliler parti veriyor. Parti sahnesinde işi tezgahlayan McMurphy olmasına rağmen eğlenen hepsidir. Ve herkesin bunda birazcık payı vardır. Hasta bakıcının bile. Hasta bakıcıyı yine Jack Nicholson’ın oynadığı The Shining filminden hatırlıyoruz. Parti sabaha kadar sürer ve Billy Bibbit’in gerdeğe girmesiyle sonuçlanır. Bu onun için bir tür evlenme sırtını yumruklayanlar ise arkadaşlarıdır. Billy’nin tek derdi ise kızlara karşı özgüvene sahip olamaması. Bu durum kendisini akıl hastası gibi sanmasına yol açar. Ama McMurphy ona kendisinin hak ettiği tüm özgüveni sağlamıştır bile. Kendisine yöneltilen ‘Utanmıyor musun?’ sorusuna ‘HAYIR! UTANMIYORUM’ der. Kekeme olan Billy bunu söylerken kekelemez. Ama sistem onu sindirmeye çalışır ve ona göre tanrıdan bile büyük anne korkusuyla baş başa bırakır ve intiharına neden olur. McMurphy da dayanamaz sistemin artığı hemşirenin boğazına sarılır. O sahne doğaçlama oynanır. Mükemmeldir. Jack Nicholson ve Louise Fletcher ‘ın Oscar almalarına neden olur.
Final sahnesinde ise bitki haline gelen McMurphy’i yatağına yatırırlar. Şef gelir ve onu böle bırakamayacağını anlar ve öldürür. Yine kendisini bulacağı yere doğru hızla koşarak kaçar.
Konu Mehmet Önal Karakaya tarafından (11-24-2009 Saat 05:16 PM ) değiştirilmiştir.
Bu Konu İçin Etiketler
Yetkileriniz
- Konu açma yetkiniz yok.
- Cevap yazma yetkiniz yok.
- Eklenti yükleme yetkiniz yok.
- Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
Forum Kuralları