J.R.R. Tolkien’in ünlü romanından uyarlanmış The Lord of the King üçlemesinin son filmi. Yönetmeni Peter Jackson’dır. 2004 yılı Akademi Ödüllerinde 11 dalda ödüle layık görüldü. Oyuncu listesi bir hayli kalabalık. Önceki bölümlerinde birbirlerine sıkıca bağlanmış 4 kişiden başlamak istiyorum. Kral Aragorn rolünde Viggo Mortensen, Elf Legolas rolünde Orlando Bloom, Cüce Gimli rolünde John Rhys-Davies ve beyaz büyücü Gandalf rolünde Ian McKellen’i görüyoruz. Kendisinden daha büyük bir ağırlık taşıyan filmin kahramanı Frodo ve arkadaşlarına geçelim. Frodo karakterini Elijah Wood, Frodo’nun en yakın arkadaşı Sam’i Sean Astin, sakar Pippin’i Billy Boyd, Merry’e Dominic Monaghan hayat veriyor. Sauron’un en güçlü hizmetkârı ve sağ kolu olan Witch King’i Lawrence Makoare oynuyor. Smeagol ve yüzüğün etkisiyle dönüştüğü Gollum karakterini Andy Serkis oynuyor.
Tür olarak Fantastik sınıfına giren film 2003’te çekildi. Vizyona girmeden önce beklentiler ‘serinin ilk filmi en çok beğenilendir’ klişesinden ibaretti. Yinede film ilk gösterimi ile birlikte iyi bir hâsılat elde etti. Film izlendikten sonraki düşünce ise bu tabunun yıkılması yönündeydi. 2004 yılının Akademi ödüllerinde 11 dalda aday gösterildi. Aday olduğu dallarda ki bütün ödülleri alarak The Godfather üçlemesindeki gibi serisinde ödül almayı başaran ikinci film oldu.
Etkilendiğim sahnelere geçmek istiyorum. Fantastik kurguların başarılı örneği olan bu filmde savaş sahnelerini seven izleyicilerini doyurduğuna inanıyorum. Minas Tirith kuşatmasında fil sahnesi görülmeye değerdir. Sadece burada hoşuma gitmeyen şey diğer savaş filmlerinde izleyiciye aşina gelmeyen bir görsellik olmasıydı. Kamera açıları daha iyi kullanıp hazırlanabilirdi. Nitekim bazı sahnelerde kimin nasıl saldırıp nasıl savunduğunu daha iyi görebilirdik. Komutanın süvarileri tek sıra yapıp fillerin üzerine sürmesi düpedüz intihardı. Bu sahne başka bir şekilde çekilseydi, süvarilerden bir kaçının bu olayı görüp komutanın otoritesini yargılayabilir düşüncesi ortadan kalkardı. Buna benzer yakın dövüşte kılıç darbeleri daha anlamlı olabilirdi diye düşünüyorum. Filmi izlerken o sertlikte düşmana sallanan kılıç darbesinin bir Orc’u öldürdüğünü görmekten son derece üzüntü duyuyorum. Hele ki mancınık sahnelerinde ise bir taşın surun duvarlarını o kadar kolay yıkması şaşırtıcı. Tabi bu eleştirilerimi romanı okumadığım bilgisini verdikten sonra yaptığımı bilmenizi isterim.
Frodo’nun Sam’e karşı fevri tavırlarına birkaç sözüm olacak. Şu aklıma hiçbir zaman sığmadı ve sığmayacak. Bir insan çocukluğundan beri tanıdığı arkadaşını, hiç tanımadığı birisinin iftirasına inanıp on saniyede silmesini hazmedemiyorum. Frodo’nun tavrının nedenine sebebiyet veren düşüncenin yüzüğün etkisiyle mi yoksa yaradılışından gelen fesat duygusu mu olduğunu bilmiyorum. Yüzük kötülüğü çağırıyor olabilir de.
Sauron gerçek olmalımıydı? Bence bir gözden ibaret olmamalıydı. Aragorn ile kara kapının önünde dövüşmesini gerçekten isterdim. Son olarak Aragorn’un Arwen ile buluşmasını görmenizi isterim. İşte gerçek aşk budur dedirtir.
İyi seyirler.


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı ile Cevapla
