1) Yeni Şafak`ta ilk sinema haberim 2002 yılının Mart ayında yayımlandı. Altın Portakal Film Festivali`ni de 2008 Şubat`ında vedâ ettiğim bu gazete adına Antalya`da 4 yıl boyunca takip ettim. Şimdilerde sinemaya uzak bir köydeyim belki, bir tıp dergisinin editörlüğünü yürütüyorum; ancak bir yanımın hep yakınında olduğu bu sanata dair kıpırdayan her yaprak beni ânında heyecanlandırmaya yetiyor. Portakal`ın açılış ve kapanış törenlerini de son iki yıldır TV`deki canlı yayınlardan izlemekteyim. Madem ki aktif gazeteciler buna pek yanaşmadılar, o hâlde aşağıdaki satırları yazmak da benim için vacip oldu.
2) Evvela, Antalya`nın vizyonu geniş Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel`in hakkını teslim etmem gerekiyor. Son 4-5 yıldır Altın Portakal, bir kasaba şenliğinden hızla uzaklaştı, evrensel bir sinema festivali yolu olma yolunda epeyce mesafe aldı. `Kırmızı Halı` seremonisi, Altın Portakal`da hakkı verilerek icra ediliyor artık. Şık tuvaletli kadınlar, koyu takım elbiseli erkekler -maalesef- henüz azınlıkta olsalar da, festivalin vizyonu oluyorlar. Menderes Türel`i eşinin elinden tutup kırmızı halıda yürürken görmek, soğuk politikacılara alışık bizler için bir tebessüm nedeni oluveriyor.
Ceyda Düvenci ve Levent Üzümcü3) Festivalin açılış ve kapanış törenleri için son dönemde Konyaaltı Açık Hava Tiyatrosu`nun kullanılmaya başlanması, bu iki önemli gösteriyi daha bir özel kıldı. Ayrıca, bu yılki dekorların da salonu daha zarif hâle getirdiğini belirtmeliyim. Bir de `Hazır açık havadayız, bari sigaralarımızı tüttürmekten geri durmayalım` diyenler olmasa tam süper olacak!
4) Kapanış gecesinin sunucu tercihleri Altın Portakal`ın vizyonuna yakışmadı. Levent Üzümcü ve Ceyda Düvenci gereksiz diyalogları ile töreni yavaşlattıkları gibi, arada mânâlı bir laf etmeyi de, bir espri patlatıp ortamı keyiflendirmeyi de beceremediler. Kişinin çapına bakmayıp, ona salt İngilizce telaffuzunu dikkate alarak tören sundurmak ne kadar doğrudur, biraz düşünmek lâzım. Çevirmen meselesi ise bir felaketti. Yabancı konukların pek çok sağlam cümlesi yuvarlanıp özetlenip soğuk nevale niyetine önümüze konuverdi. Bu noktada, İstanbul Film Festivali`nin ödül törenleri örnek alınmalı. Orada izlediğim bir kapanış gecesinde, sahnedeki görevlinin hem Fransızca, hem de İngilizce çeviriyi hızlıca ve gayet güçlü bir ses tonu ile yapması tek kelimeyle başımızı döndürmüştü!
5) Eşref Kolçak`ın `beyin özürlüler` çıkışı salonda soğuk bir hava estirdi, ama bu tür eleştirilere toplum olarak alışmamız lâzım. Siyasetçiler de alışmalı. Nitekim en zor durumlarda bile yüzünden tebessümü hiç eksik etmeyen Bakan Ertuğrul Günay`ın bu konudaki tepkisi de son derece olgundu. Hem durumu anında Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürü`nden sorup öğrendi, hem de yerinden fırlayıp sahneye çıkarak Kolçak`ın gönlünü aldığı gibi, işin hakikatini herkesle paylaşıp olayı tatlıya bağladı.
Tuncel Kurtiz
6) Eski tüfek solculuk gösterileri Altın Portakal`a artık yakışmıyor. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü almak için sahneye çıkan Volga Sorgu Tekinoğlu`nun (`Başka Semtin Çocukları`) kıyafet tercihi gibi cümle tercihleri de eğreti durdu. Kimse kusura bakmasın ama, şu anda Gazi Mahallesi`nin övülecek bir tarafı yok. Oysa`Sonbahar` filminin yönetmeni Özcan Alper, çok daha insanî bir dille anlattı benzer bir konudaki derdini. Ödülünü, hapiste öldürülen Engin Ceber`in annesine ithaf ettiğine dair sözleri karşısında ise pek çok insan gibi benim de ekran bayında gözlerim nemlendi.
7) Türkiye`de muhafazakâr kesimin `ağabey` sinemacısı Yücel Çakmaklı, sinemamızın dervişi olduğunu bize bir kez daha hatırlattı bizlere... Onur ödülünü alırken pek çoklarının yaptığını yapmadı, sözü hiç uzatmadan nezaket ve tevazu ile mikrofonu Eşref Kolçak`a bıraktı. Sinema adına hiç bir etkinliği kaçırmamaya gayret edip kendisini her an tazelemeye gayret eden Yücel Ağabey`i ve sevgili eşini kapanış töreninde en ön sıralarda görmek çok güzeldi.
8) Sinemada`muhafazakâr kesimin dervişi` Yücel Çakmaklı ise sol kesim için de benim tartışmasız adayım Tuncel Kurtiz`dir. O ne muhteşem bir konuşma idi öyle... Farklılık üzerine söyledikleri, şu malûm `öteki` tartışmalarını tek başına tuz-buz etmeye yetti. Gönül ister ki, Altın Portakal`ı Antalya`da izleyen ciddi bir gazeteci, sonradan gecenin notlarını toparlayıp konu hakkında bir izlenim yazısı kaleme alırken, bizlere o nefis cümleleri ayrıntılarıyla yeniden hatırlatsın. Aynı şekilde, bugünlerde bir tek medya mensubu çıksa da, Türk sinemasının koca çınarı Kurtiz`e `O gün Antalya`da dile getirdiğiniz `farklılıklar` meselesini bize şimdi bir kez daha yorumlar mısınız üstat?` diye sorsa ne kadar iyi olur aslında...
9) Hıncal Uluç geçen salı günü Sabah`ta törene siyasetçilerin katılımını eleştirdi. Yıllar yılı, bu tür kültürel ve sanatsal etkinliklere hükûmet üyelerinin ilgisizliği kınanırdı, bu defa da yetkililerin gelmeleri eleştiriliyor! Bana göre, hükûmet temsilcilerinin törende hazır bulunması, kendilerini aşırı öne çıkarmadıkları sürece o törene arka çıkmak anlamına gelir ve son derece de olumludur. Ben ortada siyasal yağcılık ya da prim yapma endişesi falan görmedim.
10) Gecede ödül verenlerin pek çoğu sahne arkasından sahneye giriş yaptı. Bu da hem zaman kazandırıyor, hem de törenin saygınlığını artırıyor. Keşke, bu uygulama Bakan`ına kadar, sahnede sanatçılara ödül veren herkes için yapılsaydı.
11) Törenler her geçen yıl biraz daha tempo kazanıyor. Bu yıl, aralardaki müzikler töreni hızlandıran en önemli unsurdu belki de. Törenin sonunda DJ`lerin Antalya kelimesini ön plana çıkartan performanslarını da bir müziksever olarak zevkle dinledim.
* * *
(*) Yeni Şafak gazetesi eski kültür-sanat muhabirlerinden Ömer Çakkal, halen özel sektör bünyesindeki bir sağlık hizmetleri grubunda basın ve halkla ilişkiler uzmanı olarak görev yapmaktadır. `Konuk yazar` sıfatıyla kaleme aldığı yukarıdaki yazısında dile getirdiği bazı görüşlere kesinlikle katılmıyor olmakla birlikte, gerek gazetemize gerekse sayfamıza yakın geçmişte büyük emekler vermiş bir gönül dostumuz olarak, bu sütunlar kendisine -en azından biz burada oldukça- ve yazılarının tek bir kelimesine dahi dokunulmaksızın açık olacaktır. Tabiî, sinema ve hayat üzerine kimi görüş ayrılıklarımız da saklı kalmak kaydıyla! (Sayfa editörü: Ali Murat Güven)
26.10.2008
ÖMER ÇAKKAL(*)