-İlkokuldaki öğretmenim, bize özürlüleri anlatırken bir gözünüzü kapatın nasıl oluyor bakın bakalım demişti. Bu şekilde biraz bekleyince kendimi çok kötü hissetmiştim. Bir gözüm vardı, dünyayı yinede görebiliyordum ama çok rahatsız olmuştum. O zaman anlamıştım özürlülüğün ne demek olduğunu. Hepimizin kendimizde bulduğu bir eksiklik vardır mutlaka. Bazılarımız saçından, bazıları burnundan, bazılarımız boyundan, kimide kocasından şikayetçidir. Bakıldığında bunların nerdeyse hepsini değiştirebiliriz. Bazılarımızın işini beğenmez, bazılarımız arkadaşını. Şikayet ederiz şuyum da olsa tamam başka eksiğim yok, bunu da yaptım mı daha ne isterim diye.
-Bahsettiğim gibi hep eksiklerimizden bahsederiz ama bir gözümüzün eksik olmasına bile dayanamayız. Düşününki hayatta şikayet ettiğimiz birçok eksiğimizi tamamlayabiliriz, fakat onlar için bu imkansız. Bazıları hiçbir zaman renk nedir bilmeyecek, bazıları şarkıların sözleri hakkında yorum yapamayacak, bazıları sevdiğini sıkıca sarılamayacak. Bu o kadar ince bir çizgi ki, her an bizde onlar gibi birşeylerimiz eksik olabilir, her an bir kaza geçirebiliriz, beynimizdeki küçük bir kılcal damar sıkışması bir fonksiyonumuzu engelleyebilir. Bu normal insanlara çok uzak bir durum değil.
-Ülkemizde 7,5-8 milyon kadar özürlü vatandaşımız var. Yani nüfusumuzun %12 si civarında. Ülkemizde engellilerin yaşam alanları çok kısıtlı. Onların istediği sadece kendi başlarına dışarı çıkabilmek, tiyatroya gidebilmek, çalışarak bir yük gibi görünmekten kurtulmak. Birçoğu kendilerine fırsat verilirse üretimci olabiliyorlar. Çok da başarılılar. Hatta dünyanın şu anda yaşayan en iyi fizikçisinin de özürlü olduğunu düşünürsek engel insanın beyninde olduğunu görürüz. Bazıları da kendilerini spora vermişler. Engelliler için spor 1945 yıllarında rehabilitasyon maksatlı yapılan çalışmalarla başlamış. O dönemde savaşta yaralananların tedavileri için kurulmuş merkezlerde sporu da kullanılmış ve günümüze kadar gelişerek gelmiş. Hatta şu andan olimpiyatları bile yapılmaktadır. Geçen gün bir gazetede okudum “engelliler basketbol takımına devlet tarafından tekerlekli sandalye hediye edildi” diye. Bugün için yapılan işlerden biri daha. Göz boyamadan başka bişey değil. En azından bu sayede bişeyler yapılıyor oda güzel. Akdeniz üniversitesinde bu konuda çok güzel çalışmalar yapılıyor. Oradaki gönüllü arkadaşlar, gönüllerinden gelerek engelli kişilerin spor yapmalarını sağlıyor. Okula başladığım ilk yıllarımda bende onların arasında biraz bulunmuştum. Bir tane çocuk vardı hiçbir eklemi tutmuyordu. Değil ayakta durmak birinin yardımı olmadan oturamıyordu bile. Onu içimizde bir arkadaşımız kucağında bütün parkurları dolaştırıyor takla filan attırıyordu. Az sonra onu gördüm ki su içmeye yine kucağında götürmüştü. Salon içinde pek fark etmemiştim fedakarlığını ama orda görünce anladım nasıl bir iş yaptığını.
-Bu gün dünya engelliler günü. Onların bizden istediği sadece yaşam alanlarını kolaylaştırmak. Zaten birçok işlerini kendileri yapabilmekte. Biz sadece engel olmayalım onlara yeter. Birde onları spor yaparken görseniz gerçekten kendinizden utanırdınız. Ben bu duyguyu birçok defa yaşadım.
Tebessüm
-Bir dükkan sahibi dükkanının vitrinine üzerinde Satılık Köpek yavruları yazan bir tabela asarken, yanında küçük bir erkek çocuğu belirdi. "Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?" diye sordu. Adam çocuğa yavruların en az 50 dolar ettiğini söyledi. Çocuk elini cebine attı, biraz bozuk para çıkardı, dükkan sahibine bakıp "İki dolar otuz beş sentim var. Onlara bakabilir miyim?" dedi. Dükkan sahibi çocuğa gülümsedi ve bir islik çaldı. Lady adli bir köpek dükkanın içindeki kulübesinden çıkıp onlara doğru koşmaya başladı.
Arkasında beş tane küçük yun yumağı vardı. Yavrulardan biri, diğerlerinin gerisinden topallayarak geliyordu. Bu küçük çocuğun hemen dikkatini çekti.
"Bu yavrunun nesi var?" Dükkan sahibi "Veterinerin dediğine göre, kalçasında bir kemik eksikmiş" diye yanıt verdi. "Hep böyle topallayacakmış."
Küçük çocuk hemen, "Onu almak istiyorum" dedi. Dükkan sahibi "Sahi mi?.. O yavruyu gerçekten istiyorsan sana bedava verebilirim" dedi.
Çocuk dükkan sahibine yaklaştı ve öfkeyle "Onu bana bedava vermenizi istemiyorum. Bu yavru da diğer yavrular kadar değerli. Fiyatı neyse size ödeyeceğim.
Şimdi size iki dolar otuz beş sent vereceğim, kalan parayı da ayda elli sent, elli sent ödeyeceğim!" dedi.
Dükkan sahibi "O sakat yavruyu ne yapacaksın? O hiçbir zaman diğer köpekler gibi koşup, oynayamayacak" dedi. Küçük çocuk pantolonunun paçasını yukarı kaldırdı ve iki çelik bağla desteklenmiş eğri sol bacağını gösterdi. "Ben de pek koşamıyorum" dedi


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı ile Cevapla
