Haylazlık düzeltilir sarhoşluk giderilir fakat aptallık kalıcıdır. Bunu ünlü bir düşünür söylemiş fakat kim olduğunu ben hatırlamıyorum. Eğitimciler uslanmaz öğrencilerini eğitmeyi umut ederek yaşarlar. Bu onların kaderidir. Beklide olması gereken çizgiye bir nebze yaklaştırmaları onları her şeyden fazla mutlu eder. Günümüz teknolojisi içinde bilgiye ulaşmanın kolaylığını düşünürsek doğru olanı göstermek ve anlatmak oldukça zor. Hayatın gerçeklerini erdemi dürüstlüğü.
Neden bunları kendime dert edindiğime gelince. Geçenlerde internette bir haber okudum David Beckham Amerika birleşik devletlerinde transfer olduğu takımdan reklam gelirleri hariç takımından aylık 4 milyon dolar alacakmış. Yani haftalığı 1 milyon dolar bu da demek oluyor ki dakikası 96 dolara geliyor. Kabaca dişini fırçalarken geçirdiği 3 dakikada ülkemizde askeri ücretle yaşayan bir kişinin aylık maaşı denk geliyor.
Şimdide ülkemizde üniversite okumayı düşüne bir öğrencinin başına geleceklere kısaca bakalım. Doğru bir temel eğitim alması için iyi bir 8 yıllık eğitim. Yani çuvalla para. Ardından hayatının ilk sınav darbesi olan liseye geçiş sınavı. Burada çocuğun yaşadığı kaybetme korkusu kaygıları yaşam boyu taşıyacağı eziklik. Lise bitiminde en belalılarından biri olan üniversite sınavı. Nerdeyse 3 yıl önceden dershaneye gitmeye başlaması ile devam eden serüven en kısa ilk yılda karın ağrısından sınav başarısızlılığıyla beraber nerdeyse 4 yıl ve sonucunda büyük ihtimalle istemediği bir yerde istemedi üniversite. Bu süre içinde harcanan parayı siz düşünü atık. Ardından ilk yılları ne olduğunu fark etmeden geçireceğin süre sonunda bitimine doğru iş bulma kaygısı ve kpss canavarı. Mezun olan sayıya göre az sayıdaki şanslı kişi kazanabilme başarısını gösterebiliyor. O kadar sperm arasından hayata tutunmayı başarmış kişi bu sınavda da başarılı oldu diyelim ve büyük ihtimalle askeri ücret yâda biraz üstünde bir paraya çalışmaya başladı.
Bu süre içersinde bunca geçirdiği evreden sonra büyük ihtimalle ünser, migren, göz bozukluğu, şeker gibi hastalıklarının da temelini atmış durumdadır. Diğerlerinden şanslı olup biraz daha fazla para kazandığını da düşünürsek büyük ihtimalle bu tip hastalıklar yüzünde kazandığı parayı da ağız tadıyla yiğemeyecektir.
Bütün bunların yanında yetişme cabası içindeki ve kişiliğini daha tamamlamamış bir çocuğun bir sporcunun dakikasının 96 dolara geldiğini öğrenemiyeceğinide düşünemeyiz. Şimdi eğitmenin halini bir daha düşünün bu çocuğa erdemi nasıl öğretebilir yâda kendi yaşamından nasıl örnek verebilir. “İki üniversite bitirdim, mastır yaptım, doktoramı şu konuda verdim, (eve gidince çocuğumun ayakkabısının önü delinmiş mi ve ben yenisini alabilir miyim onu düşünüyorum), ve çocuklar benim gibi çalışın adam olun”
Spordaki ve özellikle futboldaki bu akılamaz paralara kabullenmek benim için bile çok zor. Ülkemizde ve dünyadaki birçok başarılı kişinin hayatından örnek vermek spor ve sanat dünyasında ekranlarda yaşanan yıldızlı hayatlardan oldukça zor. Kolay yoldan para kazanmanın nasıl bir şey olduğunu merak etmelerinin önüne geçmek her gecen gün zorlaşıyor. Sporu amatör bir zemin üzerine tekrar oturtmak artık hayal. Hele birde kara para aklamanın bir numaralı yeri olduğunu düşünürsek tam bir danışıklı dövüş.
Bütün bunlar içersinde kendilerine emanet çocukları eğitmeye çalışan alilere, öğretmenlere ve özellikle birinci dereceden örnek alınan spor eğitmenlerine büyük iş düşmekte. Nedemiştik? Eğitimciler uslanmaz öğrencilerini eğitmeyi umut ederek yaşarlar. Kolay gele…
beckham.jpg
Tebessüm
ÖĞRETMEN "BAYAN THOMPSON"
Öğretmenin adı bayan Thompson'du ve 5.sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde, sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı.
Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, bayan Thompson, Teddy'i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi.
Çalıştığı okulda bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti ve Teddy'nin bilgilerini en sona bırakmıştı. Onun dosyasını incelediğinde
şaşırdı. Çünkü birinci sınıf öğretmeni: "Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu... Ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu..." diye yazmıştı.
İkinci sınıf öğretmeni:
"Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen, fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor.." diyordu.
Üçüncü sınıf öğretmeni:
"Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer bir şeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.“ diye yazmıştı.
Dördüncü sınıf öğretmenine gelince:
"Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." demişti.
Şimdi bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu. Öğrenciler ona güzel kağıtlara sarılmış süslü kurdelelerle paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy'nin armağanı kaba kahverengi bir kese kağıdına beceriksizce sarılmıştı. Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi. Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış, birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar, fakat öğretmen, bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.
O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek; "Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz" dedi. Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vazgeçerek onları eğitmeye başladı. Teddy'ye özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek, Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu.
Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına karşın Teddy, onun en sevdiği öğrenci olmuştu.
Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy'dendi. Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu. Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti. Notunda liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve bayan Thompson'un halâ hayatında gördüğü en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu. Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy'den. O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarf etmesi gerektiğini yazıyordu. Ve bayan Thompson halâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi. Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi. Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve halâ bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi. Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu. Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.
Bu hikaye burda bitmedi. İlkbaharda bir mektup daha aldı bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü, bayan Thompson'un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Tabii ki oturabilirdi.
Tahmin edin ne oldu?
Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı,
Teddy'nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümden sürmeyi de ihmal etmedi.
Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına "Bana inandığınız için çok teşekkürler bayan Thompson, kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için de..." diye fısıldadı.
Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi:
"Yanılıyorsun Teddy... Ben değil, sen bana öğrettin.
Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum..!" [Yazarı bilinmiyor ]
Başarılı Cümleler
'Pantolonum biraz sıkıyorsa aç kalmıyorum demektir. Gölgem beni izliyorsa güneş ışığı görüyorum demektir. Camları silmem, çatıyı onarmam gerekiyorsa bir evim var demektir. Annem azarlıyor, babam kızıyorsa bir ailem var demektir. O gün oltama hiç balık gelmediyse hiç balık öldürmedim demektir."
Anonim
devlet.jpg


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı ile Cevapla