Türkiye de canın küfür yemek istiyorsa ya siyaset yap, ya antrenör ol, yada hakem. Çünkü Türkiye’de herkes antrenör. Çıkar koşturursun, hadi aslanım dersin, gönderirsin sahaya. Çok kolay bir meslek. Ha birde iyi bağırıyorsan senden iyi antrenör yoktur. Oldu da sesin kısıksa, fazla çıkmıyorsa, birkaç vücut hareketi öğrenmen yeterli. Odamı olmadı, o zaman etrafınla medyayla filan iyi geçin tamamdır. Sporsa zaten çok basit, koşarsın, sıçrarsın.
Her zaman spor kolay yapılan ve de yaptırılan bir iş olarak görülmüştür. Özellikle ülkemizde bir baltaya sap olamadıysan sporcu ol bari demişlerdir. Kasları gelişen ama beyinleri yerinde duran insanlar olarak değerlendirilmiştir. Gerekli önem verilmemiş ama çok şey istenmiştir. Sporun bir bilim dalı olduğunu biliyor muydunuz? Antrenör ise, bu bilim dalını kullanan ve yöneten kişidir. Sporun ana maddesi insan vücududur. Yani anatomik ve fizyolojik temellere dayanır. İnsan vücudunu tanıyan ve fonksiyonlarını bilen, anatomik yapısı hakkında bilgisi olan kaç tane meslek vardır. Ben hemen söyleyeyim. Bir doktorlar iki antrenörlerdir. Bu listeyi sadece birkaç ek yapılabilir. Yıllardır düzenli bir şekilde atan kalbimizin bir defa teklemesi bizi öldürebileceğini hepiniz bilisiniz. Kalp atış sayısının spor yaparken de artacağını hepiniz biliyorsunuzdur. Yani sporda yanlış bir hareketin, yada yanlış bir yüklenmenin insan kalbinde düzensizlik yapabileceğini tahmin edebiliyorsunuzdur o zaman. Bir antrenörün etki ettiği noktalar bunlardır. Antrenör insan vücuduyla uğraşır, onu yoğurur şekil verir, potansiyelini artırır. Aldığımız oksijenin nasıl kana karıştığını, bunun damarlarda nasıl taşındığını, damarlarda taşınan oksijenin kaslarımıza nasıl kullanıldığını. Yediğimiz besinlerin nasıl yakıldığını, yakılan besinlerin enerjiye nasıl dönüştüğünü, kimler bilir. Hadi bildi diyelim, bunu kulamla şeklini, hangi spor yaparken hangi besini almamız, ne zaman almamız, nasıl almamız gerektiğini, yani fizyolojiyi kaç kişi bilir. Bir antrenörün uğraştığı konular bunlardır.
Antrenörlük teşviki mesai değildir. Antrenörlük bir yaşam bicimidir. Saat 17.30 da ceketini alıp çıkamazsın. Sporcularınla yaşar, onları düşünürsün. Antrenmana başlarken acaba yemeğini yedimi diye sorar, erken yatmışmıdır? diye kendine dert edinirsin. Kendi zatüreni unutur grip olmasın diye ceketini verirsin. Onların birkaç sene sonrasını hesaplayıp, geçmişinden getirdiklerini değerlendirirsin.
Türkiye’de antrenörlüğe bakış çok farlı. Basit bir iş gibi değerlendirilir. Sporcuları ile vakit geçirmek yeterli sanılır. Saha içinde olması, sürekli sporcuları ile muhataplığı olumlu olarak değerlendirilir. Avrupa’da antrenörler takımları ile her gün antrenman yapmazlar. Takım yada sporcu antrenörün yardımcıları ile çalışır, antrenör son birkaç gün gelir, taktikleri verir ve müsabakaya çıkarlar. Bizde bunu yapsın çalışmıyor diye kapının önüne koyarlar. Çünkü antrenörlüğü mesai doldurmak olarak görürler. Sürekli bir kişinin size komutlar verdiğini düşünün. Mesela ailenizin sürekli ders çalış dediği gibi. Bir süre sonra sıradan bir uyarı haline gelir. Antrenör sporcusuyla fiziki birliktelikten çok mental birliktelik içindedir. Sporcusunu gözleme ve değerlendirme yeri sadece antrenman sahası içi değildir. Bir antrenör sahaya girmesi kadar girmemesi de bir antrenman biçimidir.
Bu insan sanatını icra etmekte herkesin harcı değil. Çünkü, bir antrenörün işi insan yaşamıdır.
Tebessüm
Boksör Temel iri yapılı rakibine karşı maç yapmaktadır. 1 raunt sonunda Temel dayak yemiş halde köşesine döner. Antrenörü moral vermek için
- hadi Temel iyi dövüşüyorsun der.
Temel çıkar sahaya devam eder. 2. raunt sonunda yine yerine döner ve fena halde hırpalanmış, Antrenörü
- çok iyi dövüşüyorsun, devam et
Böyle birkaç raunt devam ettikten sonra
Antrenörü köşede
- adamı dövüyorsun
Temel
- ben mi dövüyorum?
Antrenörü
- evet
Temel
- o halde etrafa iyi bak biri beni fena halde dövüyor


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı ile Cevapla
