Oyuncu Halil Ergun son yillarda dizilerde
baba roluyle karsimiza cikiyor. Sanatci,
bu sezon da ‘Yaprak Dokumu’nun Ali Riza Bey karakterini canlandiriyor. ‘Yasimdan dolayi bana baba rolleri teklif ediliyor.’ diyen Ergun, bir ask filminde oynamak istedigini de soyluyor.

Son yillarda televizyon dizilerinde ‘baba’ rolu ile karsimiza cikan Halil Ergun, bu sezon da ‘Yaprak Dokumu’nun Ali Riza Bey’i karakteri ile televizyonda yer aliyor. 70’li yillarda Turk sinemasina adim atan Ergun, o donemde kitlelere ulasan toplumsal filmlerde yeterince oynayamadigi icin dizilerde yer almaktan oldukca mutlu. Bu anlamda ihtiraslari oldugunu soyleyen sanatci surekli baba rollerinde oynatilmasini da yasina bagliyor; fakat ask filmlerinde de oynamak istedigini soylemeden edemiyor. Biz de film setinde Ergun ile “Yaprak Dokumu” dizisini konustuk...
İlk ne zaman okudunuz Yaprak Dokumu’nu?
Ortaokul yillarinda okudum. Sonra sinema filmi cekildi, cok begenmistim.
Simdi gunumuze uyarlanarak cekiliyor. Mesela Ali Riza Bey hamburger yiyor, alis veris merkezinde geziyor. Bu uyarlama eserin ruhunu bozuyor mu?
Toplum degismis degil. İnsanoglunun toplumla, hayatla baglari farklilasmis, hayat hizlanmis olabilir; ama hasletleri hep ayni. Hitit belgelerinde de insanlarin alis veris yapma, daha iyi yasama gibi arzularini goruyoruz. Yani insanoglunun yasaminda bu hic degismedi. ‘Gurbet Kuslari’ da bu toplumda bu sancinin varligini gosterir. Yuz yil gecse de sanat eseri sanattir ve onun buyuklugu, hayata dair dogru seyler soyleyip soylemedigi ile olculur. Bu anlamda Yaprak Dokumu de aslinda her daim yasanabilecek sorunlari, cikmazlari gosteriyor.
Bu yil ozellikle polisiye diziler ekranlarin en iddiali dizileri. Yaprak Dokumu’nun izleyiciye ulasamamasi gibi bir endiseniz var mi?
Siz bakmayin, simdilerde populer kulturun kusatmasi altindayiz, insanlar gunubirlik yasama yonelmis. Populer kultur, birbirine benzeyen filmlerin, hep ayni tatlari veren dizilerin ekranda yer almasina neden oldu. “Yaprak Dokumu” bu anlamda farkli bir dizi. Bu yuzden oynayan ve calisan arkadaslar hep birlikte projeye sevgiyle bakiyoruz. Bunun karsiliginin alindigina da inaniyorum. İnsanoglunun kaybettigi fazilet, erdem gibi unutulmus seyleri gostererek tekrardan hatirlatiyoruz. 24 bolum yazildi, 8 bolum cekildi ve su anda ayni tempoda gidiyor. İnsana bilmedigi seyi anlatmak degil, bildigi seyi anlatmak gerekiyor. Ben Kars’a gittim, orada da kentlesmenin kendini gosterdigi, butun markalarin satildigi sokaklar var. Hakkari’deki cocuk, senenin uc ayini burada geciriyor. Belki eskisi kadar koyden gelip sehirde sasirmak yok. Fakat normal bir seye ‘bu olagandir’ dedirtmek cok onemli. Bu dizi bunu yapiyor.
Dizinizin iddiali oldugunu soyluyorsunuz.
Acik soyleyeyim iddiali bir dizi. Ben de iddiali bir adamim.
Aksiyon filmlerini nasil buluyorsunuz?
İnsanlar kulturel ve ekonomik kusatma altinda. Her tur, televizyonda, sinemada elbette uyarlanacak. Yeter ki toplum sagligina zarar vermesin. Aksiyon demek illa ki adam oldurmek demek degil. Siddete karsi biriyim. Bir filmde on bes adamin oldurulup yere serilmesine karsiyim. Zaten toplumda linc kulturu, siddet her an var. Her turlu tarzi denediler televizyonda. Globallesme ile birlikte kaba iliskilerin ve paranin hâkim oldugu iliskiler yayildi. Turk toplumu cok duygusal. Hakikatten boguldu insanimiz, cocuklarinin, kendilerinin geleceklerini gormek istiyorlar. Hassasiyetlerimizi kaybediyoruz. Bu duruma cok uzuluyorum. Bir sanat olarak paranin ve bireysel cikarlarin fazilet mucadelesi karsiligini bulacagina inaniyorum.
“Turk sinemasindan gelip televizyonda sadece Kadir İnanir ve ben yer edinebildim.” dediniz. Baska kimse yok mu?
Yesilcam’dan gelip dizi goturebilen ikimiz variz. TV dizileri, belli skandallarla reklam yapan kisilerle ilerlemeye calisiyor genellikle. Bizler baska bir surecten geliyoruz. Yesilcam’da yok artik ve ileri goturebilmek noktasinda ikimiz variz. Ben eskimeyi hic sevmedim. Gecmisle cok huzunlendim; ama hep gelecege baktim. Eskinin huznunu yasamak; ama gelecege donerek. Yaslanmayi kendime yakistirmadim. Ben sinemaya cok doymadim. 74’lerde geldim sinemaya. O donemde seks filmleri vardi. Sinemanin sasaali doneminde yer alamadim. O toplumsal filmlerde, genis kitlelere ulasan filmlerde oynayamadim. TV ile bunu yakalayabildigime inaniyorum. İhtiraslarim var bu anlamda. Her gun yeni seyler ogreniyorum. Oldum, bittim demedim.
Surekli baba rolunde oynatilmaktan rahatsiz oluyor musunuz?
Yasimiz onu karsiliyor sanirim. Baba rollerini oynuyorum; ama babanin hakimiyetinin oldugu senaryolarda yer aliyorum. Tabii bu orta yas ask filmi yapilmayacagi anlamina gelmiyor. Babalar da ask yasar. Ben TV oyunculugundan da sinema oyunculugu tadi aliyorum. Simdiki genclerde bir sinema filmi cekme hastaligi var, anlamiyorum.
Bir donem siyasete atildiniz. Pisman misiniz?
Hayir, degilim. Ben politik tavri olan bir insanim. Tabii bu mutlak bir sey degil. Degisen, gelisen bir sey. Kendimi ulkemden, dunyadan sorumlu tutarim, bu da politik olmayi gerektirir. Sanat da politik bir seydir. O donemde oyle bir moda yoktu. Belki de ben olusturdum bu durumu. Ben politik bir adamim; ama politikaci degilim. Beyoglu Belediye Baskanligi’na da kulturel bir semt diye aday olmustum. Yarin da olabilirim. Fakat partilere uzak bakiyorum. Cok birbirlerine benziyorlar.
‘Siyasi gorusum gelisti’ dediniz. Ne gibi fark var gecmisle bugunku durusunuz arasinda?
Yine sol pencereden bakiyorum hayata. Fakat cok koselerim yok artik. Daha dunyayi kavrayarak felsefî olarak bakiyorum. Eskisi gibi her solcu beni heyecanlandirmiyor, her sagciya da tavir almiyorum. Ozgurlukten yanayim. Fasizme karsiyim.